Elsa sen Silver’a kurban ol ;)
6/10
·384 syf.··
2026 97. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:25
Birkaç sorun var. Spoilerlı uzun bir yorum olacak Kitap boyunca var olan çatışmalar birbirine girmiş gibiydi. Yazar bir noktada hangisini merkez yapacağına karar verememiş gibi. Örneğin Cole ve Silver birbirini seviyor ve ebeveynleri evlenince kardeş oluyorlar. Bu Silver 18 yaşındayken oluyor. Kitabın ana konusu bu ve Silver’ın babası siyasette olduğu için bir skandalla anılmamak için gizli ilişkileriniz herkesten gizliyorlarlar. Sonra her şey puff oldu. Bu konu çözümlenmeden kitap bitti. 2-) Silver’ın annesi berbat bir anne ve babasıyla boşandıkları süre boyunca kızını psikolojik olarak yıpratan bir ebeveyn. Kim ile bile arkadaşlığını kesmesine neden oluyor falan. Bir noktada annemim şefkati merhametini seviyoruma bağlandı. Ee babanla kalmak isteyecek kadar annenle sorunun vardı hani? 3-) Babası ve annesini bastı. Babası Cole’un annesiyle evliyken oldu bu ve ayaküstü konuşma sonrasında ‘ayy bizimkiler masal gibi bir araya gelecekler, babamda Helen’i boşayacak’ diyerek mutlu oldu. Helen kitabın büyük çoğunluğunda ona annesinden bile daha iyi davranan kadın ve daha spoiler olacak olaylar yaşanmadan öncesinde kadını seviyordu. Neymiş zaten iş anlaşması gibi bir evlilikmiş. Ne kadar çabuk kabullendin ya. 4-) şu takıntılı karakter sorunu en uyuz olduğumdu. Kitap 380 küsur sayfa. 320-340 sayfa boyunca Adam’ın saplantısını, Silver’ı takip ettiğini, köşeye sıkıştırdığını, onun için Kim’e zorbalık yapıp Elsa’yı havuza ittiğini falan görüyoruz. Cole ve arkadaşları onu dövüp gönderiyor. Sonra bu anne babasıyla ilgili olay yaşanıyor ve aniden saplantılı olan Helen oluyor. TERS KÖŞE ;) ??? Kitap boyunca yazar oradan oraya savrulmuş, orta bir omurga belirleyememiş. Yani ne bunların ilişkisinin gizemi ortaya döküldü ne saplantılı okuduğumuz karakterden sonra gördüğümüz
Ruthless EmpireRina Kent · Blackthorn Books, LLC · 2025118 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 50. kitabı
Roma’nın en güçlü adamı Julius Caesar’ı öldürmek için kurulan bir komplo… En yakın dostu Brutus bile bu planın içinde! İhanet, güç hırsı, idealizm ve halkın kolayca yönlendirilmesi… Özellikle Mark Antony’nin cenaze konuşması ve “Sen de mi, Brutus?” sahnesi…
Julius CaesarWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,9bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Körlük Gözde Değil, İnsandadır...
9/10
·336 syf.·
2026 183. kitabı
Sivas’ın Kangal ilçesine ilk kez gidiyordum. Çocukluğumdan beri adını duyduğum, dünyanın en güçlü çoban köpeklerinden biri olarak gösterilen Kangal köpeklerini yerinde görmek istiyordum. Fotoğraflarına defalarca bakmış, haklarında onlarca yazı okumuştum. Fakat bazı şeyler uzaktan öğrenilmiyor. Bazı değerleri anlamak için onların bulunduğu toprağa basmanız gerekiyor. İlçeye vardığımda ilk dikkatimi çeken şey bozkırın dinginliği oldu. Şehirlerin bitmek bilmeyen gürültüsünden sonra buradaki sessizlik insana yabancı gelmiyor, aksine yıllardır özlediği bir sesi yeniden duyuyormuş hissi veriyordu. Kangal köpeklerini ilk gördüğüm an ise anlatılan hiçbir cümlenin onları tam karşılamadığını anladım. Heybetleri yalnızca iri cüsselerinden gelmiyordu. Bakışlarında acele etmeyen bir güven vardı. Kendilerini ispatlamak zorunda olmayan canlıların huzuru... Sürünün etrafında dolaşırken attıkları her adım ölçülüydü. Gereksiz hiçbir hareket yapmıyorlardı. Güçlerini göstermek için saldırmaya ihtiyaç duymayan bir asaleti seyrediyordum. Uzun süre onları izledim. Sonra yürümek istedim. İlçenin dışına doğru uzanan eski demiryoluna çıktım. Rayların üzerinde ağır ağır ilerlerken karşıma yıllardır ayakta duran Deliktaş Tüneli çıktı. Taştan örülmüş kemeriyle bozkırın ortasında sessizce bekliyordu. İçeri girdim. Her adımda dışarıdaki gün ışığı biraz daha geride kaldı. Tünelin serinliği yüzüme vuruyordu. Ayak seslerim taş duvarlardan geri dönüyor, sanki önümde benden birkaç saniye önce yürüyen başka biri varmış gibi yankılanıyordu. Tam tünelin ortalarına yaklaşmıştım ki uzaktan rayların titrediğini hissettim. Ardından trenin sesi duyuldu. Hızla duvara yaslandım. Lokomotif yaklaştıkça karanlığın içini delen beyaz far büyümeye başladı. Bir an...
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
Evrimleşeceklerdenmisiniz.
7/10
·192 syf.··
2026 47. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 18:30
Jack London diyerek başlayıp, Martin Eden diyerek devam etmiyeceğim çünkü Jack LONDON denilince Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş gibi eserleriyle, vahşi bir hayvanın gözlerinden kah üzülerek kah sevinerek serüven yaşattığı hikayeler bende en çok etki bırakanlardı. Bunu yapabilen elbette bir çok yazar var lakin bu empati dilini bu kadar iyi kullananını daha okumadım bilmiyorum. Gelelim Adem'den Önce kitabımıza. Açıkçası evrim teorisi hakkında kulaktan duyma ve makalelerden öteye geçmeyen bilgiye sahibim. Başka bir yazar buna benzer bir eser kaleme alsa muhakkak "sen Darwinleri savundun!” eleştirisi alması günümüzde muhtemel. 1900’lü yıllardaki dar toplumsal görüş göz önüne alındığında (bakın burası çokomelli!) "Maymun" yakıştırması yapılmadan, ağaç veya ateş insanları şeklinde sınıflara bölünerek sunması hikayeye ön yargı ile yaklaşılmaması adına güzel bir incelik olmuş. Konu olarak ilk insanların önce barınabildikleri, beslenebildikleri ve yavaş yavaş iletişime geçerek bir sürü halinde toplumu meydana getirdikleri serüveni okura gülümseten ve düşündüren bir şekilde sunuyor. En beğendiğim eserleri arasında yer almadı ama okuması keyifliydi.
Edebiyat
Adem'den ÖnceJack London · Can Yayınları · 199426,1bin okunma
10/10
·272 syf.··
2026 30. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 22:54
Mehmet Akif Ersoy'un şiirlerini bir araya topladığı bu eserin ön söz kısmını çok beğendim. Mehmet Akif hakkında bilmediğimiz ne çok şey varmış. Boğaz'ı yüzerek geçebildiği, saatlerce kürek çekebildiği, atlama ve taş atmayla ilgilendiği, güreş yapmayı sevdiği anlatılıyor. Aynı zamanda karakter özelliklerine de değinilmiş. Verdiği ve aldığı söze, dostlarına ne kadar bağlı olduğu arkadaşlarının bizzat yazdığı anılarla anlatılmış. Aynı zamanda muazzam bir hafızası varmış, verdiği derslerde hiç kitap açmadan yüzlerce şiiri ezbere okur, anlatırmış. Bunun yanı sıra derslerinde kendi şiirlerini işlemez, ayıp olarak görürmüş. Mithat Cemal Kuntay onun için şöyle söylemiş: İlk tanıdığım zaman ona inanamadım: Bir insan bu kadar temiz olamazdı. Fena aktör, melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktı. Doğal olmayan bir erdemden yorulan yüzünü bir gün görecektim. Ama otuz beş yıl bugün gelmedi. Otuz beş yıl onun yanından her çıkışımda, kendime hep bu soruları sordum: Bu alçak gönüllülük, kendi kendini inkar edercesine nasıl çıkıyordu? Mahrumiyetlerinden yılmayan ahlakıyla, kendisini nasıl kahraman sanmıyordu? Onu yakından tanıyanlar için, her geçen gün, nasıl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliği yanında insan kendi günahlarından mustarip olurken, o, kendisinin sizden başka olduğunu nasıl görmüyordu? ... Kendisi şiire yönelme sebebinin düzyazıda başarısız olduğunu düşünmesi olduğunu söylüyor. Dindar bir nesilden gelmesine rağmen dindar görünen sarıklı hocalara şiirlerinde yaptığı eleştiriler gülümsetti. Aynı zamanda Müslüman diyarlara yaptığı gezilerde gördüklerini de şiirlerinde anlatmış, günümüze kıyasla çok da fazla bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. 2. Abdülhamid yönetiminden de pek haz etmediğini şiirlerinden anlıyoruz. Genel olarak şiirlerinde değindiği
SafahatMehmet Âkif Ersoy · İskele Yayıncılık · 20217,5bin okunma
< Steinbeck İmzalı Bir Başyapıt >
9/10
·644 syf.·
2026 48. kitabı
John Steinbeck'in 1952 yılında yayımlanan East of Eden (Cennetin Doğusu) romanı, kendisinin de özellikle belirttiği üzere onun en önemli eseridir. Roman aynı zamanda Amerikan edebiyatının en güçlü aile destanlarından ve ahlaki örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Kitabın içeriğiyle ilgili çok kapsamlı bilgi edinebileceğiniz müthiş incelemeler mevcut. Kesinlikle göz atmanızı tavsiye ederim. Ben merak ettiklerim üzerinden yaptığım araştırmalara göre düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım. Steinbeck, dostu ve editörü Pascal Covici'ye yazdığı mektuplarda bu kitabı "yaşamı boyunca öğrendiği her şeyi içine koyduğu roman" olarak tanımlamış. Birçok yazar için yazmanın çıkış noktası, en iyi bildiği dünyadır. Bu nedenle Cennetin Doğusu, yaklaşık altmış yıllık bir zaman diliminde California'nın Salinas Vadisi'nde geçen Trask ve Hamilton ailelerinin hikâyesini anlatırken, bu geniş zaman ve mekân örgüsü yalnızca tarihsel bir arka plan olarak işlenmiyor; araştırdıklarıma göre Steinbeck'in çocukluğunu geçirdiği Salinas Vadisi, tıpkı William Faulkner'ın Yoknapatawpha County'si ya da Thomas Hardy'nin Wessex'i gibi, yazarın bütün düşüncelerini yerleştirdiği sembolik bir evrene de dönüşüyor. Roman, bu vadinin bereketli ve kurak zamanlarıyla başlayıp insanın doğasını, özgür iradeyi, iyilik ile kötülüğün kaynağını, sevginin dönüştürücü gücünü ve insanın kendi kaderini seçebilme yetisini sorgulayan büyük bir felsefi metnine dönüşüp evrensel bir boyuta ulaşıyor. Romanın adı, tüm kutsal metinlerce de bilinen doğrudan Eski Ahit'in Tekvin (Genesis) kitabındaki Kabil ile Habil anlatısından alınmış. Kabil, kardeşi Habil'i öldürdükten sonra Tanrı'nın huzurundan ayrılır ve "Eden'in doğusunda" yaşamaya mahkûm edilir. Eden(Cennet) Bahçesi masumiyetin, Tanrı'yla uyumun ve kusursuzluğun simgesidir. İnsan
Edebiyat
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202411,5bin okunma