Seninle aramda var olan bu son derece talihsiz ilişki içinde bağımsız olmak istiyorsam, seninle olabildiğince hiçbir ilişkisi bulunmayan bir şey yapmalıyım.
Bugün mektup gelmedi, ama korkmuyorum Milena, lütfen beni yanlış anlama, seninle ilgili bir korku duymuyorum asla; bazen öyle görünüyorsa da, ki görünüyor, bu yalnızca bir zayıflık, kalbin bir sitemi, ama yine de o kalp ne için attığını gayet iyi biliyor. Devlerin de zayıflıkları var, Herkül bile bayılmıştı bir defasında. Ben yine de dişlerim sıkılı, her zaman gördüğüm gözlerin önümde, her şeye dayanabilirim: Uzaklığa, korkuya, kaygıya, mektupsuzluğa.
Hadi, yaşamayı beceremedik; ölmeyi nasıl beceremez insan ya?
Yaşamak zor, zor… Ama ölmek dünyanın en kolay şeyi; onu da beceremedik.
—Aşk için ölmek de var, fakat borcun yaşamaktır.
“Vay, şiir kışlada,” diyorsun.
—“Şiir her yerde, evladım.”
“Şiir mi kaldı be albayım, şiir mi kaldı? Ne şiiri?”
“Ayrılık ölümden beter,” diyorlardı.
Yanlış bilgi, albayım; bir şairi daha yalancılıktan asabiliriz.
Gel, seninle kayıplara karışalım, albayım.
—Öyle deme be evladım, otur oturduğun yerde.
Oturulmaz albayım, oturulmaz! Bu insanlarla oturulmaz; bu insanlarla ancak gidilir, gidilir…
Hadi, bana müsaade albayım.
Bir süredir, “ Ben aslında kimim?” diye düşünüyorum. Seninle birlikte olduğumuz zamanlardaki halime ne kadar benziyorum? Kendimi çok sinirli biri sanırdım mesela. Ancak şimdilerde o siniri içimde bulamıyorum. Beni kızdıran şeyler olmadığından değil. Kızacak kadar dahil hissetmiyorum artık hiçbir şeye. Kendime bile dahil değilmişim gibi.