Stephen King, içinde korku ve fantastik unsurlar barındırmayan, gerçekçi, çarpıcı ve sürükleyici eseri Billy Summers'ta, madalyalı bir Irak Savaşı gazisi ve kiralık katil olan, iyi yürekli kötü bir adamın hikâyesini anlatıyor bizlere.
Kitaba başlar başlamaz Emilé Zola'dan ve Zola'nın en sevdiğim romanlarından biri olan Thérèse Raquin'den bahsetmesiyle direkt adapte olurken, Billy'nin benimle aynı yaşta olmasıyla bir anda romanın ana karakteriyle aramdaki bağın sağlamlaştığını da söyleyebilirim.
Billy, bir kiralık katil. Ancak kurbanlarını seçen bir kiralık katil Billy. Öldüreceği kimselerin özellikle kötü adamlar olması gerekiyor. Kötü insanlardan, başka kötü insanları öldürmek için para alan bir kiralık katil kahramanımız. İlk işlediği cinayet, henüz dokuz yaşında bir çocukken, küçük kız kardeşini vahşice katleden üvey babasını öldürmek olan bir katil ayrıca.
"Samimiyet kurmadan insanlarla iyi geçinen bir tip" Billy. Ve Billy daha önce tam on yedi cinayet işlemiş bir hem kiralık hem de seri katil. Adamımız, planlarının sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi için üç ayrı kimliğe bürünüyor. Ve bu üç kimlik aynı zamanda üç ayrı hayat demek. İlki, kiralık katil olarak karşımıza çıkan Billy Summers. İkinci kimliği, cinayet mahalli olan Gerard Kulesi çalışanlarına karşı büründüğü yazar adayı David Lockridge. Ve son olarak, güvenliğini temin edeceği ve işin sonunda kendisini zararsız bir şekilde tüm olaylardan soyutlayarak izini kaybettirmek için kullanacağı aşırı kilolu bilgisayar meraklısı Dalton Smith.
Billy, insanlarla samimiyet kurmadan anlaşabiliyor evet, fakat insanlar Billy ile samimiyet kurunca işler bir hayli güçleşiyor ister istemez. Üstelik yaptığınız iş, insan öldürmekse daha da içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Tam görevi gerçekleştirip, Dalton Smith olarak