İnsanlar, evrene egemen olan bütün yasaları kavrayamayacakları, fıtrî yapılarına hükmeden ve ister istemez boyun eğdikleri genel yasalar sistemini bütün yönleriyle anlayamayacakları için, insan hayatı ile evrenin hareketleri arasında kusursuz bir ahenk oluşturacak bir hayat sistemi oluşturamazlar. Kaldı ki insanlar, kendi iç dünyaları ile gözle görülen dış dünyaları arasında bile ahenk sağlamaktan uzaktırlar. Bunu ancak seçip onayladığı tek ve değişmez evrensel yasalar sistemi uyarınca evreni ve insanı yaratan, onları yönlendiren Yüce Allah yapabilir.
Tefrih Dergi'de yayımlanan " İnsanı Sevmek" başlıklı deneme yazımdan bir paragraf.
Merhamet ve sevgiden yoksun olmamızın sebebi acaba kendimizi dünya işlerinde ki rekabete kaptırıp, nefsimizin peşine düşmüş olmamız olabilir mi? Şu kısacık ömrümüzü hırslarımızdan arınmış bir şekilde yaşamaya gayret etsek birbirimizi daha çok sevmez miyiz acaba. O zaman karşımızdakini beklemeden ilk selamı verip tebessüm etmez miyiz? Varsın tuhaf baksın tanımadığımız halde selam verdiğimiz kişi. Eminim iki gün sonra o selam verecektir bizi gördüğünde. Her hataya, her yanlışa takılmasak; olur, insanlık hali deyip geçsek. Affettiğimiz birine kibirli davranmasak olmaz mı?
İslâm ne herhangi bir ırka sunulmuş bir armağandır ve ne de herhangi bir vatanın sosyal düzenidir. O, ilâhi bir metod ve dünya düzenidir. Siyasi rejim ve sosyal kurum şeklinde önüne dikilen ve fertlerin serbest bir şekilde tercihte bulunmasını önleyen engelleri ortadan kaldırmak üzere harekete geçmek, onun hakkıdır. İnancını benimsesinler diye fertleri zorlaması gerekmez. O fertleri fıtratı bozan ve tercih hürriyetini sınırlayan yozlaştırıcı etkilerden kurtarmak üzere siyasi rejimler ile sosyal tutumlara karşı mücadele eder.
Bu üstün İslâm toplumunda Arabı, İranlısı, Şamlısı, Mısırlısı, Kuzey Afrikalısı, Türkü, Çinlisi, Hintlisi, Bizanslısı, eski Yunanlısı, Endonezyaısı, Afrikalısı ve bunlar gibi daha birçok ırktan insan bir araya geldi. Bu ırkların aynı potada toplanan yetenekleri dayanışmalı ve uyumlu bir çalışma ile İslâm toplumunu ve İslâm uygarlığını kurdu. Bu yüce uygarlık hiçbir zaman “Arap Uygarlığı” olmadı, “İslâm Uygarlığı” oldu; hiçbir zaman “ırk” damgası taşımadı, her zaman “inanç” damgası taşıdı.
Kolay okunan ve anlaşılır bir eser olmuş. Rahmetli Aliya İzzetbegoviç'in hayatında ki kilit ve önemli noktaları anlatan, kütüphanenizde bulundurmak isteyeceğiniz bir kitap.