“Başka bir gezegene, oradaki kayaların yapısını incelemek için araç gönderebilecek kapasiteye sahip bu şizofrenik insanlık, milyonlarca insanın açlıktan ölmesini umursamayabiliyor. Mars’a gitmek, yanı başındaki komşuya gitmekten daha kolay görünüyor.” Demiş Jose Saramago 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonraki konuşmasında. Aslında bu anlamlı cümlesinde bile bu Körlük kitabındaki karakterler gibi bizlerin körleşmeye başladığını değil, aksine hepimizin kör olduğunu, kör olup baktığımızı, bakabilen ama görmeyen kör insanlar olduğumuzu belirtmiş. İnsanların yanındakini görmeden, umursamadan hayatlarına devam etmesine, iktidarların, baştakilerin bir yaşamı değersizleştiren tutumlarına karşı ettiği mücadelesinde yazar her daim kitaplarında da devam etmiştir hatta bu mücadelesinde kiliseden bile aforoz edilip ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır.
Kitabı okuduktan sonra kitap hakkında birçok kaynak okudum, haliyle bu kadar güzel kitap okununca insan kitap hakkında araştırma yapmak istiyor ve kitap hakkında inceleme yazarken de okuduğu yazıların etkisinde kalabiliyor, onun için bazı cümlelerim okuduğum yazıların etkisindendir ve tabii Saramago'nun cümleleri de mevcut. Körlük bir post apokaliptik roman, ama en güzel tarafı da alışageldiğimiz nükleer savaş, sebebi bilinmeyen veya bir deney sonucu zombileşme vs. gibi bilindik bir konu olmaması, aksine daha gerçekçi, herkesin hayatında en az bir kere kendi açısından düşündüğü, belki de en çok korkulan engellerden biri olarak görülen, tüm insanların çok net olarak rahatlıkla hissedebileceği şekilde bir kıyamet sonrası, ama bu sefer kıyamete sebep olan ise bulaşıcı olan “körlük”. İnsandan insana geçen, tedavisi olmayan daha doğru tanım yapmak gerekirse körlük ama nasıl bir körlük olduğu da bilinmeyen bir körlük.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,3bin okunma
-Spoiler içerebilir-
Zweig, vatan sevgisinin, askerliğin, savaşın ve elbette aşkın ne demek olduğunu, bu kavramların hayatımızda nasıl bir yer tuttuğunu bize sorgulatmayı fazlasıyla başarmış. Eserin merkezindeki kişinin iç hesaplaşmalarına ve kendisine dikte edilen şeylere verdiği tepkilere şahit oluyoruz. Ferdinand'ın eşine duyduğu sadakat ile, vatanı tarafından ona dikte edilen askerlik mecburiyeti zıtlaşıyor ve bir süre sonra bu mecburiyetin Ferdinand'ı ele geçirdiğini görüyoruz. Tabii bu mecburiyet, geçici bir durum değil onun için. Güzel giden hayatını alt üst eden, Ferdinand'ı karamsarlığa sürükleyen bir süreçten bahsediyoruz.
Eser, Birinci Dünya Savaşından ve bu savaşın getirdiği kaos ortamından izler taşımakta. Hatta Ferdinand'ın mektubu aldıktan sonra büründüğü ruh halini, birinci dünya savaşının bir özeti olarak nitelendirmemiz yanlış olmaz. Fakat eser yazıldığı dönemle kısıtlı kalmıyor, günümüze de ışık tutuyor. Zira bugün sosyal hayatımızda da birçok şeye zorlanıyor, zorlandığımız şeylerle kendi içimizde mücadele ediyor, veya Ferdinand'ın baştaki ruh hali gibi bir hale bürünüp irademizi kaybediyoruz. Dolayısıyla kitap, günümüzde de geçerliliğini yitirmemiş bir kitap. Bunları göz önünde bulundurarak okursanız kitabın size çok şey katacağını düşünüyorum.
Ahmet Taner Kışlalı, dört bölüme ayırdığı kitabında, başta Laiklik ve Kemalizm olmak üzere, ülkenin kurulmasında ve gelişmesinde emeği geçen düşüncelerin tahlilini yapmaktadır. Kemalizmin tarihsel gelişimi, Türkiye'ye kattıkları, Laiklik ilkesinin önemi ve Türkiye'deki rolü net olarak anlatılmış. Ağzından köpükler aka aka Atatürk'e ve Kemalizme saldıranlarda hazımsızlık yaratan, fakat çağdaş düşünceli bireylerin de geçmişi anlamasına yardımcı olabilecek bir kitap. Özellikle Kemalizm'in ısrarla yanlış anlatıldığı, Atatürk'e saldırılan bu dönemde de kitabın geçerliliğini koruduğu kanaatindeyim.
Ahmet Taner Kışlalı, sadece Kemalizm'in tahlilini yapmakla kalmamış, kendisinin dönemindeki sahte cumhuriyetçi devlet adamlarını da ağır bir şekilde eleştirmiştir. Gerici RP'nin ve bu gericilik karşısında mücadele etmeye çalışan çağdaş partilerin/kişilerin durumunu da ortaya koymuştur. Dolayısıyla kitap, hem Kemalizm'i hem de yakın dönem siyasi tarihimize ışık tutan niteliktedir. Bu kitabın okunmasını kesinlikle öneriyorum.