Hacı Aga'ya sert bir tokat
— Yanılıyorsunuz. Benim tanıtılmaya ihtiyacım yok. Şimdiye kadar kimseden de sadaka istemedim. Sizin için şiir anlamsız, belki muzur ve şair de dilenci olabilir. Sadece hırsızlar, kabadayılar, eşkiya takımı, kaçakçılar akıllı, onların yaptıkları toplumda değerli sizce! Bu cevabı beklemeyen Hacı şaşırdı; kekelemeye başladı: — Siz de... bu toplumun... üyesisiniz. Diyelim ki adi hırsızın... Munâdilhak sözünü kesti: — Haklısınız. Ahmakların sırtını sıvazlayan, sefilleri besleyen, ayak takımının hoşlandığı bu muhitte siz seçkin bir kişisisiniz. Hırsınız, açgözlülüğünüz, alçaklığınız ve aptallığınız doğrultusunda kendinize bir düzen kurmuşsunuz; bunu himaye ediyorsunuz. Sizin gibilerin yaşayacağı bu ortamda hiçbir şey yapamam ben. Vücudum atıl ve batıl kalır. Çünkü şairleriniz de sizin gibi olmak zorunda. Sizin hazırladığınız, her şeyin, hırsızların, dolandırıcıların, casusların değer yargılarına göre değerlendirildiği, sözcüklerin anlamlarını yitirdiği bu hela çukurunda ben bir hiçim. Bu çukurda sadece sizlerin yeme ve semirme hakkı var. Size layık olan da bu çukur zaten. Ama sizin pislikleriniz arasında boğulmaya mankûmum ben. Şair dilenci mi, dalkavuk mu acaba? Sürekli halkın kıçını yalayıp, insanları kazıklayan sizler, onları aldatarak bir tür dilencilik yapmıyor musunuz? Hacı bunalarak: — Yeter artık! Tadını kaçırma işin. Şiirle insanların karnı doymaz. Sabahtan akşama kadar hırsız dediklerinizi methedersiniz, boynu bükük kapı ardında beklersiniz, şiirinizi okuyup da bahşiş almak için! (Hacı söylediğine pişman oldu.) İzninizle maksadım... — Maksadınız, sizin gibi alçalan şairlerdir. Şiir ve şair hakkında hüküm vermek size kadar düşmedi. Siz ve sizin gibiler ahmak yaratıklarsınız. Yersiniz, geğirirsiniz, çalarsınız, yatar, çocuk yaparsınız. Sonra da ölür ve unutulur
Sayfa 78 - 81·Kitabı okudu
Kayseri'de Varsaklar
1453 tarihli vakıf defterinde Kayseri'nin mahalleleri arasında "Varsahan" adında bir mahalleye rastlanmaktadır.257 Adı geçen mahallenin bir Varsak mahallesi olma ihtimali büyüktür. Ayrıca 1831 yılında Kayseri'de yapılan ilk nüfus sayımına bakıldığı zaman o dönemdeki sülâle lakapları arasında Varsak Oğlu nun264 geçmesi ve 1872'deki 223 nolu şeriye sicilinde Kayseri'de. Varsiyak adında bir mahallenin yer alması,265 XIX. yüzyılda Kayseri'de bu aşirete mensup insanların varlığını halâ devam ettirdiklerini göstermektedir. Ancak günümüze baktığımız zaman bunların izinin kaybolduğu anlaşılıyor. Günümüzde ise Kayseri'de bu isimle anılan ne bir mahalle, ne de herhangi bir yer ismine rastlanmamaktadır.
Sayfa 95
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ÖLÜM, KAN, İMAN, BİLGİ. ATEŞ, BARUT VE DEMİR: ATSIZ EFSANESİNİN ORHUN KÖKLERİ İlker Aytürk Atsız yirmilerinde ve otuzlarındayken, yani henüz çok genç sayılabilecek bir yasta, adı sevgiyle ya da nefretle anılan, yarı gerçek yarı efsane bir kişiliğe dönüşmüştü. Adını saran bu hale ilerleyen yaşlarında daha da genişledi. ölümünden bu yana ise artık yirminci yüzyıl Türk düşünce ve siyasi tarihinin en önemli figürlerinden biri olarak anılıyor. Beşir Ayvazoğlu, kendi yetiştiği yıllarda Türk sağını anlattığı makalesinde, sağın her rengi için Atsızı'ın zorunlu bir okuma haline geldiğini not eder. Nevzat Kösoğlu. İstanbul Üniversitesinde okurken, diğer Türk milliyetçileri onu görüp tanısınlar ve gelip tanışsınlar dive ceketinin ön cebinde Atsız'ın kitaplarını taşır. Atsız'ın ölümünün ardından onun için bir armağan kitabı hazırlayanlardan Osman F. Sertkaya için Atsız, Ziya Gökalp'tan bu yana Türk milliyetçiliğinin yetiştirdiği “hiç şüphesiz” en büyük düşünce insanıdır. Genç Atsız'ı bir aşk ya da nefret objesi olarak efsaneleştiren ya Arap asıllı bir subayı selamlamayıp subaylıktan tardedilmek. Dr. Reşit Galip Bey'e protesto telgrafı çekmek, Darülfünun Edebiyat Fakültesi Dekanı Ali Muzaffer Bey'e tokat atmak, Sabahattin Ali'ye düello teklif etmek. Başbakan Saracoğlu'na açık mektup yazmak gibi eylemleriydi ya da ırkçılık. Türkiye'deki akademi ortamını beğenmeyen bilimcilik sülaleler üstü Umumi Türk Tarihi tezi, CHP'ye, Kemalizme ve Kemalist milliyetçilik anlayışına getirdiği eleştiriler gibi düşünceleri. Dikkatle incelediğimizde göreceğiz ki tüm bu eylem ve düşüncelerin kökleri Atsız'ın Atsız ve Orhun dergilerini yayınladığı uzak geçmişe ama özellikle Orhun günlerine gidiyor. Orhun'un birinci (1933-1934) ve ikinci (1943-1944) dönemleri ile aradaki fasıla, Atsız'ın gelecekteki
İğreniyorum.
“Yetmiş yıldır insanları kandırdın, dolandırdın, arkalarından güldün. Sonra çaldığın paraları hilei şeriye ile helalledin, Karataş'ın etrafında iki sekip, yetmiş taş attın, koyun öldürdün. İşte bu gösteri senin bütün fedakârlığın. Niçin insanlar paralarını sana teslim ediyorlar? Çünkü para parayı çeker. Sabahın köründe örümcek misali ağını örüyor, hırsızları, eşkıyayı, kaçakçıları kendine çekiyorsun. İşin gücün üçkâğıtçılık, alavere dalavere. Kapalı kapılar ardında bu utanca devam edeceğini mi sanıyorsun? (Sinirinden güldü.) Yanılıyorsun. Bir nesil daha bu milletin kaderi sizlerin elinde olursa, yok olacaktır. Etrafınıza Çin Seddi de çekseniz, dünya süratle değişiyor. Devekuşu gibi başınızı kuma gömmüşsünüz. Diyelim ki hayat hakkımızın olduğunu göstermedik; başkaları hemen yerimizi alacaktır. İşte o zaman güle güle Hacı Aga ve ortakları! Ama rahat ol. O zaman, geriye bıraktıkların da herkes için kazdığın bu mezarda cehenneme gidecek. Paranla yurt dışına kaçsan da, gırgır olsun diye seninle eğlenecekler. Ama yarın tükrük, tekme tokattan başka bir şey nasip olmayacak sana. Beli kırık kedi gibi her yerde bu utancı taşıyacaksın, hem de sülalenle birlikte.” Alıntı Şuradan Hacı Aga Sâdık Hidâyet Bu malzeme telif hakkı ile korunuyor olabilir.
İlk olarak ordunun desteğini alacağından kesinlikle emin olmak zorundaydı. 2 Şubat 1924’te Kâzım Karabekir, İsmet Paşa ile Milli Müdafaa Vekili Kâzım’ın (Özalp), İzmir’deki askeri tatbikatı izlemeye gittiklerini öğrenince şaşkınlığa uğradı. Genelkurmay Başkanı Fevzi de (Çakmak) onlara katılacağından, o da gitmeye karar verdi. Mustafa Kemal komutanlara hem tatbikatın başladığı 15 Şubat hem de sona erdiği 22 Şubat’ta iki kez hitap etti. Ordu konusundaki ilkelerini açıkladı: belli amaçları saptama gereği, güçleri boşa harcamamak ve nihai bir saldırı üzerinde yoğunlaştırmak. Cumhuriyetin iki güce dayandığını özellikle ekledi: halkın kararlılığı ve ordunun cesareti. Politikaya yalnızca âdeta şifreli bir cümleyle değindi: ulusun güvenlik ve mutluluk yolunun üzerindeki engelleri kaldırmak üzere ‘mücadele mevziinde bulunuyoruz.’ Mustafa Kemal, Büyük Nutuk’ta açıklayacağı gibi, hilafetin kaldırılması kararını İsmet, Fevzi ve Kâzım (Özalp) ile bu tatbikat sırasında almıştı. Aynı zamanda iki önlem daha alınacaktı: öğretim ve eğitim birleştirilecek, dinî kanunların uygulanması ve dinî vakıfların yönetilmesiyle ilgilenen Şer’iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılacaktı. Bir kültür devrimi niteliğinde olan bu kararların uygulanabilmesi için Mustafa Kemal ordunun desteğini almıştı. Öğretimin birleştirilmesi, ulema sınıfına Arapça olarak yazı yazmayı, gelenekleri ve dinî kanunları öğreten medreselerin kapatılması anlamına geliyordu. Bunların yerini alacak olan Türkçe eğitim veren, laik okullar İslam’ın dinsel ve kültürel mirasının aktarılmasına son verecekti. Başka sonuçlar da ortaya çıkacaktı. Türk olmayan Müslümanların kendi dillerinde eğitim veren laik okulları şimdiye dek olmamıştı; yalnızca medreselerde hocalar Kürtçe gibi kendi yöresel dillerinde açıklamalar yapıyorlardı. Bundan sonra
Sayfalar: 467-468-469-470-471-472·Kitabı okudu