Emekçi sırf hayatta kalabilmek için kendinden kurban verirken kapitalist, zaten yeterince büyük olan servetine birkaç kuruş daha katmak uğruna boş zamanını kurban eder. Her türlü tüketimde olduğu gibi üretimde de kurban vermek, ne kadar yararsızsa o kadar büyük bir cazibe yaratır; kapitalizmin kendine has çekiciliği de işte buradadır.
Sayfa 170·Kitabı okudu
Sosyoloji
Sermaye savunmasız emekçi arar çünkü bu, değer yaratımının anahtarıdır. En savunmasız emekçiler, kapitalist için en büyük değeri yaratır.
Sayfa 166·Kitabı okudu
Sosyoloji
Reklam
Şimdi 'sarı'lar!
1961 Anayasası, işveren örgütlerinin kurulmasına da izin veriyor ve böylece gönüllü girişimci derneklerinin ortaya çıkması­na zemin hazırlıyordu. 1962'de Türkiye İşveren Sendikala­rı Konfederasyonu'nun (TİSK) kurulması ve 197l'de büyük sermaye gruplarını temsil eden TÜSIAD'ın ortaya çıkması, "sınıfsız toplum olarak Türkiye, gibi bir ideolojik doğrula­manın giderek itibar kaybettiği bir sürecin önemli kilomet­re taşlarıydı. Bu gelişmeler sayesinde siyasi yetkililer ile işa­damları arasındaki ilişkilerin içerdiği gerilimler de yeni bir biçim almaya başladı. Özel sektörün şikayet ettiği güçlükler artık devletle ilişkilerinde karşılaştıkları husumetten çok, devletin şirketlerin istikrarlı bir ortamda büyümesini engel­leyen siyasal ve ekonomik belirsizlik kaynaklarını kontrol edememesinden kaynaklanıyordu.
Sayfa 69 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Arıza sifatlarda Aslolan Yokluktur. Asagidaki yazilanlar kitap haricindeki aciklama ve orneklemelerdir 1.Hukuki Mantık: Borcun varlığı ilk başta sabitlendikten sonra, borçlu kişi "Ben o borcu geçen ay elden ödedim" veya "Alacaklı bana borcumu hibe etti, beni ibra etti (borçtan beraat ettirdi)" diye yeni bir iddia ortaya atarsa, mahkeme derhal durur. Bu durumda söz hakkı yeminle birlikte alacaklıya geçer. Çünkü alacaklı, borcun ödenmediği yönündeki eski (sabit) durumu savunmaktadır ve borçlunun yeni iddiasını inkâr etmektedir. Bir borç davasında ilk aşama, borcun varlığının kesinleşmesidir. Borç ya borçlunun kendi ağzıyla "Evet, benim bu kişiye borcum var" demesiyle (ikrar) ya da alacaklının getirdiği şahit, senet, banka dekontu gibi kesin ispat vasıtalarıyla (delil) hukuk karşısında "sabit" (kesin) hale gelir. Bu aşamadan sonra artık o borç hukuken doğmuş ve iki tarafça da kabul edilmiş bir gerçektir. Buradaki altın kural şudur: Borcun "ödenmesi" veya "silinmesi" sonradan gerçekleşen, yeni bir olaydır (ârızî niteliktedir). Yeni ortaya çıkan bu olayın (ödemenin) asıl durumu ise "yokluğudur" (yani henüz gerçekleşmemiş olmasıdır). Borç bir kere sabit olduysa, o borcun ortadan kalktığı kesin olarak kanıtlanana kadar borçlunun zimmetinde kalmaya devam eder. Şüpheler, kesinleşmiş borcu düşüremez. Ahmet Bey (Sermaye Sahibi), ticaret yapması için Mehmet Bey’e (İşletmeci) 100.000 TL sermaye vermiş olsun. Dönem sonunda Mehmet Bey gelip, "Ahmet Bey, piyasa çok kötüydü, dükkanın masraflarını ancak çıkardık, hiç kâr elde edemedik" derse, mahkemede Mehmet Bey’in sözü esas alınır. Ahmet Bey, "Hayır, sen kesin kâr ettin, benden gizliyorsun" diyorsa, Mehmet Bey'in kâr ettiğini gösteren fatura, defter kaydı veya şahit gibi somut bir delili mahkemeye sunmak zorundadır. Sunamazsa
Soyguncu Sermaye ve Siyaset İlişkileri Son günlerde ülkemizin sorunu sermayenin emeği, ülkeyi soyması olduğu halde bir holdingin yaş günü bu ülke de herkesin kutladığı bir görüntü olarak kitle imha silahı medya tarafından sunulması bilinçli kötülüğü aklamak adına bir çabaydı. Son çeyrek yüzyılda başta Tüpraş olmak üzere enerjide toptancı ve perakende satış gücü mevcut siyasi yönetim tarafından adeta bu holdinge tekel tehdide dönüşme fırsatı sundu. Siyaset ile sermayenin kavgası danışıklı dövüş oyunudur. Siyaset toplumdan yetkiyi alır sermaye planlarını halka hizmet diye satar. Ülkenin doğal kaynakları ve emek sermaye tarafından sömürge edilir. Sözde planlı ekonomi olduğu dönemlerde bile bu küresel destekli soyguncu sermaye korunmuştur. Planlı kamu ekonomisinde tekel sektör oluşturmak mümkün değildir. Bu holding minibüs satarak zengin olsun diye metro ile elli yıl gecikmeli o olanağa sahip olabildik. Yine biz oluruz vb bayileri aracılığıyla verdiği mesajlar oldukça üzücüdür. Sermaye kanlı askeri ve sivil darbelerle zengin edilmiş utanmazlığın zirvesidir. Bunların siyasette, medyada ve algı operasyonu aracı olarak kimsenin farkında olmadığı lobileri vardır. Holding iktisatçıları ve bilgisini, emeğini satan uzman kadroları vardır. Devletin içinde bürokrasi de kullandıkları unsurlar vardır. Çünkü ele geçirdikleri sektörler para basarak sermeyeye sermaye katan sektörler olup bu gücün hukuk içinde tekel oluşturmayacak, siyasete ayar vermeyecek toplumu soymaya ve bu tür güç gösterileri yapamayacak bir düzeye düşürmek gerekir. 21 Aralık 2015 tarihinden bugüne sermayenin karanlık sicil geçmişini ve son on yılda ki tutumunu takip ediyorum. Çok daha sinsi ve kötülük üretme çabası içine girdiler. Bunu hem içeride siyaset ve dış bağlantılar ile yapıyorlar. Türkiye
Hayata Dair
Toplumu ideolojik bombardımana tutmakla beraber hepsi çöktü!
“Serbest piyasa ekonomisi”, “hür teşebbüs”, “orta direk”, “köşeyi dönme” gibi 1980’li yıllarda yaygınlaşan terimlerin ideolojik içerikli olduğu açıktır. Bu ideolojik sloganlara, özellikle ANAP iktidarı döneminde tedavüle çıkarılan, “sigaranın –ve tüketim mallarının– serbestçe ithali, vurguncu ve karaborsacı kazançlarını ortadan kaldırdığı için gelir dağılımını düzeltir”; “yüksek faiz, tasarrufları artırdığı ve tasarrufçuyu ödüllendirdiği için hem toplumun, hem halkın çıkarınadır”; “cebinde on dolar bulunan vatandaşın mahkemelerde sürünmesini biz önledik”; “bir ülkenin başarısı ve gelişmişliği kredi itibarının yüksekliği ile ölçülür”; “KİT’lerin özelleştirilmesi mülkiyeti halka yayacaktır” gibi bir dizi klişeyi de eklemek gerekir. Bilimsel içerikleri olmamakla birlikte bunların etkili çevreler, profesyonel gruplar, hatta akademik camia içinde hızla kabul gördüğünü saptıyoruz. Sermaye çevreleri bu klişelerin dayandığı görüşlerin, sayıları ve etkinlikleri bu dönemde hızla artan oda, dernek ve vakıflar aracılığıyla kamuoyunda yerleşmesini sağladılar. Büyük sermayenin giderek daha fazla etkisi ve denetimi altına giren yayın organları, TV ve radyo bu ideolojik tavırların yerleşmesinde kilit roller oynadılar.
Alıntı
Reklam
Reklam