Bırak kendi yankı odalarında bağrışıp dursunlar, diyor Jen. Ancak öfke kusarak bağ kurabiliyor bu insanlar. Böyle serotonin salgılıyorlar, ciddiyim, bu konuda araştırmalar var. Seni etkilemelerine izin verme. Koyun hepsi.
İnsanları korkunç derecede mutsuz edecek koşullara maruz bırakan, sonra da bu mutsuzluklarını gidermek için onlara uyuşturucu veren bir toplum düşünün. Bu bir bilimkurgu mu? Mevcut toplumumuz içinde bu belirli bir dereceye kadar zaten yapılmaktadır. Klinik depresyon vakalarının son 10-20 yılda büyük hızla arttığı bilinen bir gerçektir. 59 ila 76. paragraflarda açıklandığı gibi bu durumun, güç sürecinin bozulması yüzünden olduğuna inanıyoruz.
Yanılıyor olsak bile artan depresyon oranı, kesinlikle bugün toplumumuzda mevcut olan bazı koşulların sonucudur. İnsanları depresyona iten koşulları kaldırmak yerine, modern toplum onlara antidepresan ilaçlar vermektedir. Aslında antidepresanlar, bireyin iç dünyasını, normalde katlanılmaz bulacağı toplumsal koşulları kabullenmesini sağlayacak biçimde değiştiren araçlardır.
(Evet, depresyonun çoğu kez tamamen genetik kaynaklı olduğunu biliyoruz. Burada çevrenin baskın rol oynadığı vakaları kastediyoruz.)
Düşük serotonin düzeyine sahip insanların daha fevri oldukları bulunmuştur. Ayrıca bu madde, yemek ve uyku düzeni gibi, sağlıkla ilgili birçok süreci de kontrol etmektedir. Bu maddedeki bozukluk bu temel süreçler üzerinde de olumsuz etkilere yol açmaktadır.
Bizim kendimizde morfinin doğal formlarının olduğu anlaşılıyor. Bu kimyasallar "endorfinler" ve "enkafelinler" olarak adlandırılmaktadır. İnanma ve beklenti, umudun ana bileşenleri morfinin etkilerini taklit eden beynin endorfinlerini ve enkafelinleri serbest bırakarak ağrıyı bloke edebilir.