İnsan Ruhunun Karanlığı ve Çelişkileri Üzerine
8/10
·222 syf.··
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali’nin bu kitabını okurken gerçekten çok büyük bir keyif aldım. İçinde hem birbirinden vurucu öyküler hem de sarsıcı bir tiyatro oyunu barındırması, metinler arasında gezinirken bambaşka duygulara geçiş yapmamı sağladı. Kitaba adını veren “Kağnı” başlığı altındaki ilk öykülerde okuma tempomun ister istemez yavaşladığını fark ettim; sanki yazarın dili burada çok daha ağır, çok daha sindirilerek okunmayı talep ediyordu bizden. Ama buna rağmen o boğucu, o sert genel atmosfer beni daha ilk sayfalardan tamamen içine çekmeyi başardı. Kitapta beni en çok etkileyen, tabiri caizse can evimden vuran kısım ise hiç şüphesiz “Esirler” oyunu oldu. Orada kurulan o devasa dramatik yapı ve karakterlerin o kor gibi yanan iç dünyası beni diğer öykülere kıyasla çok daha derinden, çok daha başka bir yerden yakaladı. KAĞNI Bu öykü, bir köyde güpegündüz cinayete kurban giden bir delikanlının ardından, yaşlı annesinin yaşadığı o kapkara ve katmanlı trajediyi acayip sarsıcı bir biçimde önümüze koyuyor. O yaşlı kadının, biricik oğlunun ölümünü bile birilerine dile getirmekten, hakkını aramaktan korkup çekinmesi; o adalet arayışının, kırsal yaşamın o vahşi gerçekleriyle ve bitmek bilmeyen geçim kaygısıyla anında bastırılması, aslında yalnızca bireysel bir anne acısını anlatmıyor bize. Dönemin o çürümüş sosyo-psikolojik atmosferini de tamamen görünür kılıyor. Devlet mekanizmasının o insanı tüketen yavaşlığı ve köy hayatının bu sistemden ne kadar kopuk olduğu, kadının iç dünyasında bir süre sonra buz gibi bir çaresizlik ve amansız bir kabulleniş duygusu yaratıyor; sanki o yoksulluğun içinde adalet aramak bile kadın için ulaşılmaz bir lüks haline geliyor. Ancak öykünün asıl çarpıcı, insanın boğazını düğümleyen yanı o finaldeki kırılma anında saklı. Köyden birinin ihbarı üzerine
Edebiyat
Kağnı - Ses - EsirlerSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20197,8bin okunma
Değirmen Öykülerinde Okuyucuya Bırakılan Sessiz Yorum
8/10
·144 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali'nin ilk öykü kitabı olmasına rağmen Değirmen’i oldukça beğenerek okudum. Kitaptaki metinlerde yazarın kendine özgü o bildiğimiz anlatım tarzı daha bu ilk adımda bile çok net hissediliyor. İlk eserinde bile insan psikolojisine yaklaşımı, sade ama insanın içine işleyen etkili dili ve karakterleri işleyiş biçimi oldukça belirgin. Ayrıca öykülerde sadece bireysel hikayeler değil, dönemin toplumsal yapısı ve insan ilişkileri de çok doğal bir şekilde yansıtılmış. O dönemin toplumsal koşullarını, insanların yaşam tarzını ve o eski zamanların ruhunu satır aralarında hissetmek kesinlikle mümkün. Bu da kitabı sadece edebi değil, aynı zamanda dönemini çok iyi aynalayan güçlü bir metin haline getiriyor. DEĞİRMEN Bu öyküyü okurken beni en çok etkileyen şey, aşkın gerçekten ne olduğu üzerine yeniden düşünmek oldu. Hikayede yakışıklı bir çingene delikanlının, bir kolunu küçükken babasının değirmenine kaptırıp sakat kalan güzel bir değirmenci kızına duyduğu aşk anlatılıyor. Ama bu, kesinlikle alıştığımız türden bir aşk değil. Çünkü insanlar aşkı anlatırken hep büyük büyük konuşmaya bayılır; “şöyle seviyorum, böyle ölüyorum” der, hatta abartıp “Roma’yı bile yakarım” diyecek kadar ileri gider :))) Ama iş gerçeğe geldiğinde, o fedakarlık anı kapıya dayandığında çoğu zaman bu süslü sözlerin altının bomboş olduğunu görürüz. İşte tam bu noktada bu esmer çingene delikanlı devreye giriyor. O, aşkı sözle değil, doğrudan eylemle gösteren biri. Sevdiği kız onun yanında kendini eksik, yarım hissetmesin diye kendi sağlam kolunu da gözünü kırpmadan o değirmende kesmesi… Bu gerçekten insanı sarsan, tüylerini diken diken eden bir şey. Burada yapılan şey dışarıdan düz bir fedakarlık gibi görünse de bence aslında çok daha derin bir psikoloji barındırıyor: Sevdiği insanla amansız
Edebiyat
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,7bin okunma
Reklam
El Kızı
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 09:48
Orhan Kemal’den okuduğum ilk eser. Devamının geleceğini artık biliyorum. Kurgu çok iyi. Kitap her şeyin bittiği yerde başlıyor. Yağmurlu bir gecede sahile vuran bir kadın cesediyle… Daha ilk andan toplum denen canavarın acımasız yüzü kendini göstermeye başlıyor. “Şu belalı günde intiharın sırası mıydı hey Allah’ın kulu!” “Vay anasını, parmağındaki yüzüğe bakın!” “Böyle serseri bir kadının parmağında ha!” Bu sahne ile beraber yüzüğün hikayesi, onunla beraber de zavallı Nazan’ın hikayesi başlıyor. Toplum denen vahşi sistemin üyeleri, eli maşalı olmayan kişileri nasıl el ele vererek katleder? Bunun tablosunu görüyoruz kitapta. Belki de kimsenin suçu yok bu durumda. Herkes üstüne düşeni yapıyor ve hepsinin kendince haklı sebepleri var belki. O kadar ki okuyucuya sinir krizleri yaşatan kötülük timsali kaynananın bile Freud‘un gözüyle incelendiğinde -kesinlikle yeni bir psikolojik terim gerekli-yaptıkları anlaşılır gözüküyor. Bu tabloda kötülük bireysel değil, kolkola girmiş ve toplumsal bir canavara dönüşmüş. Kadın erkek ilişkisi, gelin kaynana ilişkisi, insan toplum ilişkisi; ne yönden bakılırsa bakılsın çok dersler var bu kitapta. Tüm karakterler ayrı ayrı incelenmeli. Ama şurası bir gerçek ki kötülük cehaletin çamurunda çok güzel filizlenip dal budak salıyor. Eserde bu kötülüğün karşısında yer alan aydın karakterler bile bazen istemeden karanlığa hizmet etmek zorunda kalıyor. Sona gelindiğinde ise her şeye rağmen aydınlık yarınlar için umudun filizlendiğini görüyoruz. Tüm bunların dışında okuduğum en akıcı kitaplardan biri. Adeta okuyucuyu kendine kilitliyor. Yeşilçam sineması seyreder gibi her şey okuyucunun gözünde oldukça gerçekçi bir görüntüyle canlanıyor. Baş karaktere çok üzülen okuyucu aynı zamanda onun hatalarından çok gerçekçi dersler çıkarıyor. Bunun yanı
1000Kitap
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,1bin okunma
Rezil İnsanların Yaşamı
Puan vermedi·39 syf.··
2026 222. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 01:26
Rezil İnsanların YaşamıRezil İnsanların Yaşamı kıyıda köşede kalmış, toplum tarafından istenmeyen aşırı ve uçarı kişilikler (ayyaş, oğlancı keşiş, serseri genç, madde bağımlısı vb.) ile iktidar arasındaki ilişkilerin politik düzlemde tuttuğu yeri sorguluyor. Daha önce Michel FoucaultMichel Foucault okumadıysanız başlangıç olarak bu kitaptan uzak durmanız iyi olacaktır zira bu kitabı tüm fikirlerinin özü, nüvesi şeklinde. Yoruma ve izaha muhtaç çok fazla nokta var benim gibi acemi okurları için.
Rezil İnsanların YaşamıMichel Foucault · Norgunk Yayınları · 2021174 okunma
Akıp geçen öyküleri özlemişiz
Puan vermedi·126 syf.··
2026 28. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 00:00
Def ve mendil öyküsü son kısımda adeta ışık gibi parlıyor. Her öykü, ortalamanın üstünde tat bırakıyor gerisinde. Naif ve güzel işlenmiş cümleler ile kâh oraya kâh başka yerlere savruluyor gönlünüz.. Alıntı: * O, evdeki herkesin yükselen alçalan duygularının çarptığı bir iskele, günün ilk öfkelerinin, ilk telaş kabartılarının ve yolunu kaybetmiş serseri mayın lafların yapıştırıldığı bir hınç duvarıydı adeta. *
Edebiyat
Def ve MendilAyşe İlker · Ötüken Neşriyat · 202215 okunma
Puan vermedi·541 syf.··
2026 14. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 11:26
Şu an Ferhan Şensoy’un “Kalemimin Sapını Gülle Donattım” kitabının tam ortalarındayım. İçimde garip bir burukluk var; sayfalar azaldıkça kitap neredeyse bitecek diye korkuyorum. Kendi kendime, "Biterse ben ne yaparım, nasıl Ferhan’sız kalırım?" deyip duruyorum. Öyle bir his ki bu, ruhu ruhuma o kadar yakın bir karakterle karşı karşıyayım ki, o kendi anılarını anlatırken ben de gayriihtiyari kendi anılarımın derinliklerine yolculuk yapıyorum. Onun o hayta, hafif serseri, sempatik, haylaz, asi, çılgın ve çapkın hallerini okudukça, kendimle arasındaki benzerlikleri görüp hayretler içerisinde kalıyorum. Olayları görüş biçimi, ince esprileri, hayatın o karmaşası içinde bir şekilde uyumla akıp gidişi ve keskin gözlem yeteneği... Onunla aramızdaki yakınlık o kadar fazla ki, sanki Ferhan Şensoy’un satırlarında kendi gençliğimi okuyorum. Bir yandan bu muazzam yakınlığın keyfini çıkarırken, diğer yandan da içimden bir ses hayıflanıyor: "Bu yaşa kadar neden onunla, bu dille tanışmadım?" Kitabın nedense hiç sıkmayan, o kadar yalın ve su gibi akan güzel bir dili var ki... Sürekli bir hayal alemine dalışı, daldan dala atlayışı var ama o dağınıklık bile öyle bir estetikle sunulmuş ki kaybolmuyorsunuz. Abartısız söylüyorum; her ama her kelimesinde, her cümlesinde kendimden bir parça buldum. Kitap tamamen bittiğinde şüphesiz daha kapsamlı bir inceleme yazacağım. Ancak daha yolun yarısındayken içimden gelen bu sesleri, bu yoğun duyguları hemen kağıda dökmek istedim. Ferhan Şensoy’un kalemiyle gülle donattığı bu yolculukta, ben de kendi ruhumu donatıyorum.
Kalemimin Sapını Gülle DonattımFerhan Şensoy · Ortaoyuncular Yayınları · 20071,143 okunma
Reklam
Reklam