Gerçekten de hava ve insanın yetiştiği çevre arasındaki ilişki derindir. Paris'te, Londra'da ya da başka bir yerde ne kadar Fransız kültürünü tanırsan tanı, ne kadar seversen sev, eğer aile ve çevre itibarıyla burada yetişmişsen, orada aynanı bulamazsın. Sadece zihin aydınlığı yetmez, bizim aynalara ihtiyacımız var. Peki, ayna kimdir? Bir şehir bir mimari eser bir düşünür ve elbette bir dosttur.
Bilim ne diyor: Dünyada herkesten çok kendini sev, çünkü dünyada her şey kişisel çıkara dayalıdır. Eğer bir tek kendini seversen, işini gerektiğince yaparsın, kaftanın da bölünmeden, bütünüyle senin üzerinde kalır. Bu arada ekonomi, bu bilimsel gerçeğe şunu ekliyor: Toplumda ne kadar çok insanın işleri yolunda olursa, diğer bir deyişle, kaftanlar ne kadar bütün kalırsa, toplumun temelleri de o kadar yolunda olur. Böylece ne oluyor: Yalnızca kendim için kazanmakla, herkes için de kazanmış oluyorum, komşumun ikiye bölünmüş bir kaftan değil, bunun daha fazlasını, üstelik de birilerinin cömertliğiyle değil, tüm toplumun genel ilerleyişiyle elde etmesine olanak sağlamış oluyorum. Basit bir düşünce, ama ne yazık ki, içinde bulunduğumuz heyecan ve düşseverlik yüzünden uzun süre akla gelmedi. Oysa, sanırım fazla zekâya gerek gösteren bir konu değil...
Sayfa 182 - İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri, XXVI.Basım·Kitabı okudu
"Arada heveslen diyemem. Dur, diyemem.
Durmak ölmektir. En lüzumsuz meşguliyete bile değer katacaksın. İbadet eder gibi kendini vererek çözeceksin düğümleri, kimsenin talip olamadığı kaosları. Parlattığın, tamir ettiğin, özenerek hazırladığın, vakit kaybı görmediğin, elini değil, gövdeni taşın altına soktuğun, nefesinle uyum içinde, zamanın gerginliğine rağmen pes etmediğin badirelerden çoğalarak çıkacaksın. Hayıflanmayacaksın. Travmaların öğrenme merdiveninde basamak olacak maalesef. Zorluklar seni büyütecek ve geliştirecek.
Zorlukları sev de diyemem. Neşeni, heyecanımı, coşkunu bedeninle birlikte taşıyacaksın, öğrenirken ve öğretirken mutlu olacaksın."