İşte bu yüzden yollara çıkmalı insan, arşınmalı dağ bayır, rüzgâr nereye götürürse. Ve çok sevmeli inadına. Kırılacağını bile bile sevmeli. Gözünün içine baka baka sevmeli. Bir yaprağın gözüne, suyun gözüne, taşın gözüne, toprağın gözüne ve bir insanın gözüne meydan okur gibi bakmalı. Bir şarkı da diyor, kim dedi her şey yoluna girecek diye. Girmeyecek ki sebep olsun yolculuklara. Kat yoluna ne varsa. Kıyıdan uçan bir yaprağın, rüzgâra ayak uyduran dalgalara kendini bırakması gibi bırak kendini hayata. Bir yol, bir iyilik, bir rüzgâr, bir deniz, bir toz bulutu, çam kokusu ve bir sevme hikayesi, manzaralar, yol arkadaşım hafızam.
İnsan yemelidir, içmelidir, barınmalı, ısınmalı, sevmeli, sevilmelidir. Kesin bu. Ama insanın bir de düşmanı olmalıdır; gücünü, üstünlüğünü, kendine güvenini duyabilmesi için.
Hiç kuşkusuz, insan tepede dinlenebilir, uyuyabilir ya da kıyaya yerleşebilir...
Ama var olanın bir yanından el çekilirse, var olmaktan da el çekmek gerekir. Öyleyse ya yaşamaktan vazgeçmeli ya da vekaleten sevmekten başka türlü sevmeli.
Böylece, yaşamın hiçbir şeyini yadsımadan bir yaşama istenci vardır.
— ... Çok iyi anladım, İvan: İçinle, karnınla sevmek istiyorsun; güzel söyledin bunu. Böylesine yaşamak isteğiyle dolu olduğun için senin hesabına memnun oldum. Bence hepimiz, her şeyden önce hayatı sevmeliyiz.
— Anlamından çok hayatı sevmeli, öyle mi?
— Evet, dediğin gibi mantıktan önce, mutlaka mantıktan önce hayatı sevmeli; anlam ancak o zaman anlaşılır hale gelir. Çoktandır bunun böyle olduğu düşüncesi uyandı bende… İşinin yarısı yapılmış, şimdi ikinci yarısına bak, selamet ondadır.