...Eğer dostluğumuz zaman ve mekan gibi şeylere bağlıysa, sonunda zamanı ve mekanı yendiğimizde,kendi dostluğumuzu da yıkmış oluruz!
Ama mekanı yendiğimizde,geriye sadece BURASI kalır. Zamanı yendiğimizde,bize kalan yalnızca ŞİMDİ'dir.
Burayı ve Şimdiyi paylaşacağımıza göre,nasıl düşünemezsin sık sık birlikte olacağımızı?
Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü, kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır. Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir. Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir. Hep, ama hep hatırlarız. Ne biçim kaybetmektir bu?
"Kesinlikle biliyorum ki her yeni gün,derin bir nefes alıp ayakkabılarınızı fırlatmak ve dışarı çıkıp dans etmek -pişmanlık duymadan- olabildiğince neşe ve dayanabildiğiniz kadar kahkaha dolu bir hayat yaşama seçeneği verir. Ya hayat sahnesine çıkıp vals yapma cüretini gösterir,ruhunuzun sizi dürtüp gösterdiği yönde yaşarsınız ya da duvarın dibinde sessizce oturup korkuyla ve kendinizden şüphe ederek gölgelere çekilirsiniz.
Tam şu anda,sahip olduğunuzu kesinlikle bildiğiniz bu tek anda,bu seçeneğe sahipsiniz. Umarım çok önemli olmayan konulara gerçekten keyif almayı unutacak kadar dalmamışsınızdır,çünkü bu an geçmek üzere. Umarım geriye baktığınızda bu günü,her günü değerli kılmaya,her saati sanki tekrarı olmayacakmış gibi zevkle yaşamaya karar verdiğiniz gün olarak hatırlarsınız. Ve oturmakla dans etmek arasında bir seçim şansınız olduğunda umarım dans edersiniz."
lösch mir die augen aus: ich kann dich sehn,
wirf mir die ohren zu: ich kann dich hören,
und ohne füße kann ich zu dir gehn,
und ohne mund noch kann ich dich beschwören.
brich mir die arme ab, ich fasse dich
mit meinem herzen wie mit einer hand,
halt mir das herz zu, und mein hirn wird schlagen,
und wirfst du in mein hirn den brand,
so werd ich dich auf meinem blute tragen.