Olur ya, bazıları ansızın ve nedensizce düşüncelere kapılıp gider, bu düşüncelere o kadar çok dalarlar ki kendi mekanlarının ve zamanlarının farkında olmaz, neyi düşündüklerini bilemezler! Daha sonra da dış dünyalarına yeniden aşina olmaya çalışırlar. İşte o, ölümün sesidir.
Ben öyle babam gibi yemeğe gelin falan demeyeceğim hiç. Gelen gelir gelmeyen kendi bilir. Özgür olsun çocuklar, canları nasıl istiyorsa öyle yaşasınlar. Birbirimizin kasveti hepimize bulaşıyor böyle. Neşe bulaşıcıdır falan diyorlar. Yalan. Neşe kolonya gibi bir şey. Dökünüyorsun, o an ferahlıyorsun. Sonra uçup gidiyor burnundan, elinden, üzerinden. Kasvet öyle değil ama, zam gibi, bulaşıyor ve dokunan herkese yapışıyor.
- Haksız olan hiçbir şeye boyun eğmemelidir. Erdem ve insanlığın gereği budur. Bir zalimin zorbalığına yol açanlar, zulmüne tahammül edenlerdir. Müdafaa imkanı varken miskinlikle zulüm yükünü taşımayı kabul etmek insanlığa yaraşır bir hareket değildir.
Langdon artık insanların Edmond`ın anlattıklarını duyduğundan emin değildi. Fizik kanunları tek başına canlı yaratabilir. Edmond`ın buluşu hem büyüleyici hem de kışkırtıcıydı ama Longdon asıl soruyu kimsenin sormamasına şaşırıyordu; `Fizik kanunları bir canlı yaratacak kadar güçlüyse... bu kanunları kim yarattı?`