(Spoiler içermeyen tavsiye kısmı)
Öncelikle bu kitaptan bahsederken nasıl bir benzetme yapacağıma karar veremedim. Çünkü ne herhangi bir kitap ile mukayeseye müsait ne de zaten benzeri yazılmış bir eser.
Eğer kitabı okuyup okumamak üzerine kararsızsanız size şunu söyleyebilirim sarmal kurgu seviyorsanız mutlaka bu kitabı da seversiniz yazarımız bu kurguyu üstün bir sanat ile kullanıyor ve ana hikayenin yanında sunduğu karakter hikayeleri bile ayrı ayrı kitaplaşacak kalitede. Her bölümün sonunda “buradan nasıl buraya bağlandık?” şeklinde iç geçirmenize sebep olacak kalitedeki kurgusunun yanında çağın bir parçası oluyorsunuz ancak tam parçası olduğunuzu düşündüğünüz anda sizi diliyle dışlayan yazarımız herhangi bir karakterle özdeşlik kurmadan sadece seyirci olarak tüm bu hikayeyi bir film edası ile izletiyor.
Eğer Christopher Nolan sinemasına aşinaysanız ve seviyorsanız mutlaka bu kitabı da seveceksiniz. İhsan Oktay Anar bu eserinde diliyle, olay örgüsüyle, okuyucu hem yakalayıp hem de yönlendirmesiyle üstün bir sanat ortaya koyuyor.
(spoiler)
Romanı elimize aldığımız andan itibaren artık modern şehirden kopuyoruz.
Konstantiniye’de yangıncılara, şehrin ahilerine, dilencilerine, çocuk çetesine, vergi sistemine, casus loncasına dalıyoruz. Dünyamızda olabildiğince fazla karakterden oluşuyor ancak kalabalığı fark etmiyoruz bile çünkü çok üstün bir anlatım var.
Romanın bir ana karakteri elbette var Bünyamin ancak bu romanı sadece bir karakter yolculuğu olarak ele almak kesinlikle yazara haksızlık olur. Kimi zaman felsefi konuşmalar ile kimi zaman hikayeleri Şehname’ye dayanan olaylar ile yazar bizi hep yarattığı yaşayan şehrin ve şehrin olaylarının içinde tutmayı başarıyor. Bünyamin’in öyküsün yanı sıra romanda beni en çok etkileyen kontrast Uzun Hasan Efendi’nin bir kıta