10/10
·282 syf.··
Beğendi
·
2026 64. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 15:51
"Yaşanmış Esrarengiz Olaylar", yalnızca gizemli hadiseleri sıralayan bir derleme değil; insanın bilinmeyen karşısındaki merakını, korkularını ve anlam arayışını ortaya koyan dikkat çekici bir çalışma. Ergün Candan, kitabında Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaşandığı iddia edilen sıra dışı olayları, tanık anlatımları ve çeşitli belgeler ışığında aktarırken, okuyucuyu kesin hükümler vermeye değil, sorgulamaya davet ediyor. Eserde asıl dikkat çeken nokta, olayların kendisinden çok insan zihninin bilinmeyene karşı geliştirdiği tavırlar. Metafizik, paranormal ve açıklanamayan psikolojik vakalar üzerinden ilerleyen anlatılar; toplumun kültürel hafızasında yer eden korkuların, inançların ve efsanelerin nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor. Vakalar, bilim ile inanç, akıl ile sezgi arasındaki ince çizgiyi düşündürürken, okuyucuyu da kendi gerçeklik algısıyla yüzleştiriyor. Eser, kesin cevaplar sunmaktan çok sorular üretmesi bakımından değer kazanıyor; çünkü bilinmeyene dair her anlatı, aslında insanın kendi iç dünyasına açılan bir kapıdır. Dilinin sade ve sürükleyici oluşu, olayların merak unsurunu canlı tutarken yer yer tekrar eden anlatımlar ve bazı vakalardaki kaynak sınırlılığı eleştiriye açık yönler olarak öne çıkıyor. Buna rağmen kitap, sadece esrarengiz olaylara ilgi duyanların değil, insan psikolojisini, toplumsal inanışları ve hakikat arayışını anlamak isteyenlerin de dikkatle okuyabileceği bir eser niteliği taşıyor. "Yaşanmış Esrarengiz Olaylar", görünmeyeni anlatan bir kitap olmaktan ziyade, insanın bilinmeyene bakarken aslında kendi korkularını, umutlarını ve merakını nasıl gördüğünü gösteren etkileyici bir okuma deneyim.
Şahitler ve Belgelerle Türkiye'de Yaşanmış Esrarengiz OlaylarErgun Candan · Sınır Ötesi Yayınları · 1999112 okunma
Körlerin en kötüsü artık görmek istemeyen kördür.
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 03:38
Kötü olan gözlerin körleşmesi değil, kalplerin körleşmesi ve körlük bakmak ile görmek arasındadır. Daha da kötü olan gözler gördüğü halde kalplerin birbirini görmemesidir. Fiili olmasa da, ruhen veya kalben -ki kalp dediğimiz de aslında yine beynin düşünce, sezgi, süzgeç kabul veya ret süreçleridir- kör olduğumuz ya da kör olmayı seçtiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Toplu olarak yaşamamızın sonucu olarak uymamız gereken kurallar, içinde bulunduğumuz koşullara uyum sağlamamız, kendimizi tekten ziyade çok olarak düşünmemiz sadece duyu organlarımıza mı bağlı? Bunlardan birini kaybedince biz biz olmaktan çıkıyor muyuz? Bide olanı yanımızdakinde yoksa onunla paylaşmayı mı seçiyoruz? Yıllar ilerleyip çağ atladıkça sağ duyumuzu daha mı çok kaybediyoruz? Oysa ki bir kişi düşündüğümüzün aksine dünyayı değiştirebilir. Kelebek etkisi misali.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kendiliğimizin Oluşumunda Sac Ayakları!
Puan vermedi·168 syf.··
2026 107. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:01
Carl Gustav Jung Dört Arketip eserinde insan zihninin sadece kişisel anılardan ve deneyimlerden ibaret olmadığını söyler. Ona göre hepimizin ruhunun derinliklerinde, insanlık tarihinin başlangıcından beri aktarılan ortak bir hafıza havuzu vardır. Buna "Kolektif Bilinçdışı" der. İşte bu havuzun içinde yüzen, tüm kültürlerde, mitolojilerde, masallarda ve hatta rüyalarımızda ortak olarak beliren sembolik figürlere de arketipler denir. Kitap, bu sayısız arketip arasından insan psikolojisini en çok şekillendiren dört tanesine odaklanır: Anne kavramıyla; sadece biyolojik anneyi değil; doğurganlığı, koruyuculuğu, şefkati ama aynı zamanda yutucu, boğucu ve aşırı sahiplenici karanlık tarafı da temsil eder. Hayat veren toprak ana ile insanı kendi içinde eriten karanlık güç bu arketipte birleşir. Yeniden doğuş dediğimizde; insanın hayatı boyunca geçirdiği zihinsel ve ruhsal dönüşümleri inceler. Mitolojilerdeki küllerinden doğan anka kuşu hikayelerinden, günlük hayatta yaşadığımız "eski beni geride bıraktım, artık başka biriyim" hissinin altındaki psikolojik mekanizmadır. Ruh ile; genelde masallarda ve rüyalarda karşımıza çıkan "Bilge İhtiyar" figürüyle somutlaşır. Sıkıştığımızda, yolumuzu kaybettiğimizde bize doğru yönü gösteren o içsel ses, sezgi ya da rehberlik arketipidir. Hilekar yani bireyin gölgede kalmışyönüyle; insan doğasının en eğlenceli ve tehlikeli yeri! Mitolojideki Loki gibi, kuralları yıkan, şakalar yapan, düzeni altüst eden ama bunu yaparken aslında bizi kalıpların dışına çıkaran, içimizdeki o muzip ve bazen yıkıcı gölgedir. Sonuç olarak; Carl Gustav Jung Dört Arketip eseriyle bireyin oluş-bozuluş denkelminde geçen süreç içinde geçirdiği psişik devinim ve devrimleri bağlamında neliği ve nasıllığını oluşturan sac ayakları hakkında bize bilgi sunmaktadır. Bu sunuşu yaparkende Sigmund Freud'un
Dört ArketipCarl Gustav Jung · Metis Yayınları · 20262,682 okunma
Reddedilemez 21 Liderlik Yasası
7/10
·226 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 07:10
John C. Maxeell'in kaleme almış olduğu ve deneyimlerinden elde etmiş olduğu LİDERLİK YASALARI - Reddedilemez 21 Liderlik Yasası bir başucu kitabı olacak kapasitededir. 1. Geniş Ufuk Yasası 2. Etkileme Yasası 3. Süreç Yasası 4. Denizcilik Yasası 5. Dinletebilme Yasası 6. Sağlam Zemin Yasası 7. Saygı Yasası 8. Sezgi Yasası 9. Çekim Gücü Yasası 10. Bağlantı Yasası 11. İç Çember Yasası 12. Yetki Verme Yasası 13. Yeniden Üretim Yasası 14. Ortaklık Yasası 15. Zafer Yasası 16. Büyük An Yasası 17. Öncelikler Yasası 18. Özveri Yasası 19. Zamanlama Yasası 20. Büyük Gelişim Yasası 21. Miras Yasası İş hayatınızda ve özel yaşantınızda uygulanabilirliği açısından verim sağlayacak yasalardan oluşmaktadır.
Liderlik YasalarıJohn C. Maxwell · Beyaz Yayınları · 2013129 okunma
Bilim ile Hikmet Arasında Bir Arayış
Puan vermedi·142 syf.··
2026 55. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 03:18
İsmail Hakkı Aydın’ın Frekansa Büründüm Beyin Diye Göründüm adlı eseri, yalnızca nörobilim üzerine yazılmış popüler bir bilim kitabı değildir. Eser; bilinç, insan zihni, evren, frekans, matematik, metafizik ve hakikat arayışı üzerine düşünmeye çağıran disiplinlerarası bir fikir yolculuğudur. Kitap boyunca yazar, modern bilimin kavramlarıyla kadim hikmet geleneği arasında köprü kurmaya çalışır. Bu yönüyle eser, klasik akademik metinlerden ziyade; bilimsel düşünceyi felsefî ve metafizik sorgulamalarla birleştiren bir düşünce manifestosu niteliği taşımaktadır. Kitabın daha ilk sayfalarında hissedilen temel yaklaşım şudur: İnsan yalnızca biyolojik bir organizma değildir. Beyin, sadece et ve sinir dokusundan ibaret bir yapı olarak değil; anlam üreten, algılayan, frekans yayan ve evrenle görünmez bağlar kuran bir merkez olarak ele alınmaktadır. Yazarın “frekans” kavramına yaptığı vurgu da tam burada anlam kazanır. Ona göre evrenin özü titreşim, enerji ve etkileşimdir. İnsan zihni de bu büyük sistemin dışında değildir. Eserin en dikkat çekici taraflarından biri, bilim ile inanç arasında çatışma değil tamamlayıcılık ilişkisi kurmaya çalışmasıdır. Özellikle Birûnî’ye atfedilen: “Beni bilim insanı yapan Âl-i İmran Suresi’nin 19. ayetidir” anlatısı üzerinden yazar, İslam medeniyetinin bilimsel üretim ruhuna dikkat çeker. Burada Kur’an, fizik ya da matematik kitabı olarak görülmez; fakat evreni araştırmaya teşvik eden bir bilinç kaynağı olarak yorumlanır. Bu yaklaşım, modern dönemde din ile bilimi birbirinin alternatifi gibi gören anlayışlara karşı önemli bir itiraz niteliği taşımaktadır. Kitapta özellikle dikkat çeken bir başka düşünce ise şudur: “Allah’ın rızasının laboratuvarlarda olduğunu anlamak zorundayız.” Bu cümle, eserin medeniyet perspektifini özetleyen temel
Bilim/Felsefe
Frekansa Büründüm Beyin Diye Göründümİsmail Hakkı Aydın · Girdap Kitap · 0111 okunma
Acı var, yalnızlık var ama şiirsel bir derinleşmeye ulaşmıyor.
Puan vermedi·144 syf.·
2026 59. kitabı
Sorunum Bukowski'nin geleneksel şiir yazmaması değil bu arada. Farklı şiir anlayışlarına alışkınım. Ancak birçok şiirinde, şiiri şiir yapan duygusal ya da düşünsel yoğunluğu bulamadım. Metinleri günlük yaşam gözlemlerinin satırlara bölünmüş halleri ama şiir sadece satır kırmak değil; bir duygu, sezgi, imge ya da düşünceyi yoğunlaştırmadır daha çok. Bukowski yer yer güçlü anlar yakalasa da bende kalıcı bir duygu ya da estetik etki bırakmadı. Acı var, yalnızlık var, kırgınlık var; fakat çoğu zaman bunlar şiirsel bir derinleşmeye ulaşmıyor. Bir duyguyu anlatıyor ama her zaman hissettiremiyor. Benim eksik bulduğum yanı da bu oldu. Onun daha çok övgü aldığı roman ve karakter yaratımı alanlarına yönelmek gerek bir de. İyi kitaplar okumanız dileğiyle...
Alıntı
Sarhoş Çal Piyanoyu Vurmalı Çalgı Gibi Parmaklar Biraz Kanamaya Başlayana DekCharles Bukowski · Parantez Yayınevi · 2013456 okunma