Şairliğe onsekiz yaşında gazel ve rubailerle başlamıştı. ... Onu şairlikten de öte, basının, mizah dergilerinin en popüler edebiyatçısı haline getiren Sidharta Budha şiirini de bir Doğu keşişi kişiliğine bürünüp okumaya başlardı: Koskoca bir ağaç görüyorum Ufacık bir tohumda O ne ağaç ne tohum Om mani padme hum Om mani padme hum Om mani padme hum Kendi gibi Beylerbeyili ama, hiç de mistisizme yatkın olmayan gerçekçi mizahı ile Refik Halid, sonraları onun bu şiiriyle az mı alay etmiştir. ... Yakasına çiçek takıp kökünü mendil cebine yerleştirdiği küçük bir şişenin suyu ile beslemesi, kocaman bir gülsüz gezmeyen Oscar Wilde'ın dandyliğini anımsatıyordu ... Hatta hiç unutmam, bir keresinde Fransız Tiyatrosu'nda sanatçılararası bir eğlencede sahneye fırlamış, Adalet Cimcoz'un Desdemona olduğu bir Othello parodisinde Othello'yu oynamıştı. ... Tramvaya binen, sandviç yiyen, flört eden, sevişen, bazen deli dolu, bazen ipe sapa gelmez, çocukca. Uslu akıllı insanların çizgisinden çıkan, onları yadırgatan. Meselâ her dört yılda bir mebus seçimleri yapılır-ken serbest aday olup meydanlarda parklarda seçim nutukları atışı onun bu oyunlarından sadece biri idi. Hem böylece Hyde Park hatipleri gibi ileri geri konuşup içini de boşaltmış olurdu. Çelebi, her şeyi tabak gibi ortada bir insan olduğu için onun şiirlerindeki mistik hava ile yaşamındaki bu bağırgan çocuksu yaklaşım, çoğu kimseyi yadırgatırdı. ... Başka dille, bizim her günkü dilimizle konuşursam ürkiltecek, havasını bozacakmışım gibi hep Beylerbeyili'ce konuşurdum onunla : - Lütfedersiniz beyefendi, derdim. İhya edersiniz. Çelebi ile bütün konuşmalarımız hep bu üslüp üzere giderdi. ... Bir keresinde de azınlıklardan bir kız sevmiş. Kıza deli gibi âşıkmış. Ne var ki, bir huyu Çelebi'yi cileden çıkarıyormuş. Sevişmenin en
SİDHARTA
niyagrôdhâ koskoca bir ağaç görüyorum ufacık bir tohumda o ne ağaç ne tohum om mani padme hum (3 kere) sidharta buddha ben bir meyvayım ağacım âlem ne ağaç ne meyva ben bir denizde eriyorum om mani padme hum (3 kere) Seçme Şiirler
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ertesi gün hava değişikliği ile başladı; sabah duamızı ederken ve kutsal Tanrı'nın evine bakarak bizi korumasını ve yol göstermesini dilediğimizde, Kenya Dağı'nın karla kaplı zirvesini görebiliyorduk. Tanrı'nın orada yaşadığına inanmasam da, orasının kutsal bir yer olduğuna inanıyordum. Birincisi, kabilemizin kuruluşuyla başlayan bu geleneksel inanç, yoktan var olan Tanrı'dan kaynaklanıyor olmalıydı. İkincisi, Tanrı'nın muhafızları olan buz ve kar, buraya adım atan her canlıyı, böceği, kuşu veya sürüngeni yakalayıp sonsuza kadar ölmüş bir tutsak olarak tutuyordu, üstelik cesetleri çürümeyeceği için diğerlerine oraya gitmemeleri için bir uyarı işareti oluyordu. Üçüncüsü, dağcılar, Kenya Dağı'nın zirvesine tırmanmanın kesinlikle zor olduğunu bildirmişlerdi. Dördüncüsü, Kenya Dağı'nın zirvesinden hiçbir uçağın geçemediği, çünkü sürekli kuvvetli rüzgarların etkisiyle uçağın dağın yanından geçmek zorunda kaldığı yıllardır konuşuluyordu. Beşincisi, Kenya Dağı ekvator üzerinde, tüm buzu eritecek kadar sıcak olması gereken bir yerde, ancak buzlar hiç erimemişti. Altıncı olarak, Kikuyu ile aynı kökenli Yahudi dininin tarihi, dağlarda yapılan dualar ve kurbanlarla doludur; büyük din önderleri Sidharta Gautama ve İsa Mesih de dua etmek için dağlara çıkmışlardır. Kabilem bu dağın zirvesini Tanrı'nın evi olarak seçmiş ve Tanrı'nın başka bir dağda yaşadığına inanmadığı için, bu dağ diğer halkların dinlerinin kiliseleri, tapınakları veya camileri gibi saygı görmeliydi.
Philip Kemp Christopher Frayling Nuray Yılmaz Ertan Yılmaz Sinemanın Tüm Öyküsü Rabindranath Tagore * Apu Üçlemesi, 1955-59 Satyajıt Ray (1921-92) * ''Satyajit Ray'ın Yol Türküsü (1955) filmi 1956'da Cannes Film Festivali'nde gösterildiğinde, bir sansasyona neden oldu. Varoluşunun elli yılı içinde ilk kez Hint sineması sinemanın en iyi yönetmenlerinin filmleriyle karşılaştırmaya değer bir film üretmişti. Bu filmin devede kulak bir bütçeyle ve tanınmayan oyuncularla ilk kez film yöneten bir yönetmen tarafından Hindistan'ın sinema merkezi Bombay'dan çok uzaktaki Bengal'de yapılması filmi tamamen daha da şaşırtıcı hale getirdi. Ray bunun ardından iki devam filmi -Aparajito (Yenilmez, 1956) ve Apur sansar (Apu'nun Dünyası, 1959) yaptığında, hümanist sinemanın büyük ustalarından birinin kendini ilan ettiği açıktı. (..) Ray daha karmaşık ve sofistike filmler yapmaya devam ederdi ancak Apu üçlemesinin gösterdiği içtenlik, şefkat, mizah, duygusal doğrudanlık, ayrıntılara dikkat ve oyuncuların doğal yeteneği ona hâlâ süren bir çekicilik kazandırmıştır.'' * (><) Subir Banerjee, Ray'ın karısı onu sokakta gördükten sonra genç Apu olarak başroldeydi. * (><) Bu filmler Apu'nun yaşamının öyküsüdür. * (><) Apu ve kız kardeşi Durga kabarık bir beyaz kaash tarlasında gezerlerken, bir trenin sesini duyarlar. Apu ufuktaki dumana doğru koşar ve onun meraklı gözlerinin önünde dünyanın dışından gelen gizemli yaratıkların ziyareti vardır. * (><) Babasının Benares'de ö*lmesinden sonra Apu annesi tarafından köylerine götürülür. O artık annesinin sahip olduğu tek şeydir ancak o büyüdükçe yavaşça, acımasızca ve annesinin ona ihtiyacı daha acil hale geldiğinde bile annesinden uzaklaşır. * (><) Genç karısını kaybeden Apu kederli bir halde yıllarca orada burada dolaşır ancak sonunda hiç görmediği oğlunu talep etmek için geri döner. Başlangıçta
Sinemanın Tüm Öyküsü
Siddhartha
Sidharta yolda giderken her adımda yeni bir şey öğrendi, dünya değişmişti çünkü, kalbi büyülenmiş gibiydi.
Alıntı
Sidharta'nın zaman ötesi farkındalık düşüncesi :
Yoğun düşünce içinde zamanı sonra aynı an içinde geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği görmek, mümkündür. O zaman herşey iyi, herşey mümemmel, herşey Brahman olur. (139) Hermann Hesse Siddhartha Bu alıntıyı biraz açmak istiyorum : Yazar, bir insanın derin düşünce ya da meditasyon sırasında, zamanın üç boyutunu—geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği—aynı anda görebileceğini söylüyor. Bu, zihinsel bir deneyim ya da farkındalık hali olarak tanımlanıyor. Bu durumdayken, kişi zamanın lineer olduğunu düşünmez; aksine, bütün zamanlar (geçmiş, şimdi, gelecek) birbiriyle iç içe geçmiş olarak algılanır. "Brahman" terimi, Hindistan'ın Vedik felsefesinde, evrenin temel gerçekliği veya her şeyin birleştirici özü anlamına gelir. Yani bu durumda kişi, her şeyin Brahman, yani mutlak gerçeklik olduğunu fark eder. Bu deneyim, her şeyin birbiriyle uyum içinde olduğu, mükemmel bir bütünlük durumudur. Özetle, yazar burada "anda kalmaktan" ziyade, kişinin zamanın ötesinde bir farkındalık durumuna ulaşarak her şeyi bir bütün olarak görebilmesinden bahsediyor. Bu, yüksek bir bilinç ve farkındalık hali olarak tanımlanabilir. Bu tür bir düşünce, İslam'daki bazı mistik anlayışlarla, özellikle tasavvufla benzerlikler taşır. Tasavvufta da zaman ve mekan ötesi bir farkındalık durumu, Allah'la bir olma ve her şeyin Allah'ın bir yansıması olarak görülmesi gibi kavramlar vardır. Tasavvuf anlayışında, "vahdet-i vücut" (varlığın birliği) kavramı, tüm varlıkların Allah'ın bir tezahürü olduğunu ve her şeyin Allah'tan geldiğini ifade eder. Bu düşünceye göre, kişi derin bir manevi tefekkür veya ibadet halinde, Allah'la bir olma, O'nunla bütünleşme durumuna ulaşabilir. Böylece zamanın ötesinde bir farkındalık hali, kişinin Allah'ın her şeyde mevcut olduğunu ve her şeyin Allah'ın bir yansıması olduğunu
Felsefe-Düşünce