Öte yandan 2008 yılının ağustos ayında yayımlanan en son Dünya Değerler Araştırması, son yirmi beş yılda, ankete katılan elli iki ülkeden kırk beşinde mutluluğun artmış olduğunu ortaya koymuştur. Fakat araștırma aynı zamanda ekonomik büyümenin mutluluğu sadece kişi başına düşen GSYİH'sı 12.000 doların altında olan ülkelerde belirgin bir şekilde arttırdığını göstermiştir. Hindistan, Çin, Avustralya, Belarus, Macaristan, Şili, İsviçre (İsviçre!) ve Sırbistan'da mutluluk düşmüştür. Mutluluk, daha çok demokratikleşme, işyerinde daha fazla çeşitlilik ve fırsat, seyahate erişim ve kendini ifade etme fırsatı ile bağlantılı görünmektedir. Diğer araştırmalar, özellikle Batı'daki bireyci milletlerin “olumsuz duygulara karşı bilhassa duyarlı olduğunu”, Asya ve Latin Amerika ülkelerinin ise daha az duyarlı olduğunu, çünkü “kolektif iyinin bireysel duygulardan daha önemli görüldüğünü" göstermiştir.
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce
- Hani Uruguaylı ragbiciler vardı. Şili'deki maça giderken uçakları Ant Dağları'na düşmüştü, onlar da yetmiş iki gün boyunca, hayatta kalabilmek için arkadaşlarını yemişlerdi. Sen sevdiklerinle böyle bir şey yaşasan kimi yerdin?
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Suud ailesi yalnızca bu coğrafyada değil tüm dünyada hep ABD ve yandaşı Batılı ülkelerin hizmetinde olmuştur. Nikaragua'da kontralara, Şili'de Allende'ye karşı darbeci generallere, Afrika'daki faşist iktidarlara yardım eden Suudiler ABD'ye en büyük hizmetlerini Kaide ve Taliban'ı yaratmakla yaptılar. Başından beri nerede olursa olsun komünizme ve Sovyetler Birliği'ne karşı her türlü mücadelenin içinde olan Suudiler Hicaz ülkesini ele geçirdikleri 1744 yılından itibaren hep Osmanlı ve Türk düşmanı olmuşlardır.
Tarih ve Siyaset
O akşam Nazım ağabey beni bir sürü insanla tanıştırdı. Dünyanın tanınmış sanatçılarına, yazarlarına genç bir Türk kızını göstermek kuşkusuz onun da hoşuna gidiyordu. Ünlü Sovyet yazarı Simonov, Şili'li şair Pablo Neruda, Küba'lı şair Nicolas Guillen, Demokratik Hukukçular Birliği'nin başkanı İngiliz Narman ve daha birçoklarına tanıttı beni. "Bizim kızlarımız işte böyledir" der gibi bir havası vardı. Otelin salonunda Neruda ve Guillen ile birlikte yemek yedik. Neruda ve Guillen ile arası çok iyiydi Nazım ağabeyin. Durmadan birbirlerine takılıyorlar, şakalar yapıyor, çocuklar gibi gülüyorlardı. Nazım ağabey, asık suratlı Pablo Neruda'yı bile güldürüyordu. Bir ara bana döndü, "Bak, kızım" dedi. "Büyük sanatçıların hepsinin bir zaafı vardır. Kimi içer, kimi palavra atar, kimi kadınlara düşkündür. Hiçbirine tam normal adamdır diyemeyiz. Neruda ile Guillen de bunların arasındadır." Nazım ağabey sanatçı olmak ve zaaf arasındaki ilişki hakkında ufak bir konferans ve rip de Neruda ile Guillen'in zaaflarından bahsettikçe onlar da gülüyorlar ve tabii bunlar, benim önümde anlatıldığı için biraz da bozuluyorlardı.
Sayfa 146
Tanrıların Arabaları (Erich von Dâniken)
Avrupalı denizciler, on sekizinci yüzyılın başlarında Paskalya Adası'na ayak bastığında gözlerine inanamadı. Şili kıyılarının 3050 kilometre açığında bulunan bu küçük kara parçasında dört bir yana saçılmış heykelleri görünce şaşakaldılar. Çelik kadar dayanıklı kayalar, peynir keser gibi kesilmiş, 10.000 tonluk kayalar dağlardan koparılmış, yerlere serilmişti. Yüksekliği 10 ile 20 metre arasında değişen 50 tonluk heykeller, ziyaretçilere meydan okurcasına bakıyor, robotlar gibi hareket ettirilmeyi bekliyordu. Araştırmalara göre, heykeller orijinalde şapkalıydı. Ama bunlar bile, heykellerin ilk hâline ulaşmaya yetmiyordu. Şapkaların yapımında kullanılan on tonluk taşlar, heykel gövdelerinden uzakta duruyordu ve birleştirilmek için metrelerce yükseğe kaldırılmaları gerekiyordu.
Sayfa 109·Kitabı okudu
Sonsöz Bu romanda benim ve ailemin hayatından izler var ama bir özyaşamöyküsü değil. Fırtınalar arasında sarsılan, savrulan bir ailenin, Leyla, Selim ve küçük Zeynep’in hikâyesi. Bu genç insanları ve yaşamak zorunda kaldıkları acı olayları ve daha sonra “68” olarak anılan bir kuşağın ortak hikâyelerini anlatmaya çalıştım. Çünkü bu aydın kuşak, devletin kahredici hışmına maruz kaldı. Genç insanların hayatları karartıldı, işleri ellerinden alındı. İspanya, Portekiz, Şili, Brezilya, Arjantin, Yunanistan gibi ülkeler dikta boyunduruğundan kurtulduktan sonra 68’lilere ihtiyaç duyuldu ve onlar entelektüel kapasiteleriyle ülkelerinin yönetimine geldiler. Bunu anlamak için Albaylar Cuntası sırasında hapiste ya da sürgünde olan Yunan aydınlarının kurduğu PASOK Partisi iktidarını, İspanya ve diğer ülkelerde cunta dönemlerinden sonra kurulan sosyal demokrat iktidarları hatırlamak yeter. Ne yazık ki Türkiye, sistemin iliklerine işlemiş aydın düşmanlığını asker ve sivil her dönemde sürdürdü; hem sürekli devlet zulmünü hem de Doğu-Batı çelişkisinin yarattığı önyargıları omuzlarında taşımak zorunda kalan bilgili, rafine yüz binlerce insan ülke yaşamından dışlandı. Bazı arkadaşlarımız çok ağır bedeller ödediler. Bu kitap, fırtınalar içinde yitip giden arkadaşlarımıza bir saygı duruşu olarak da algılanmalı.
Sayfa 189·Kitabı okudu