Duyuyor musun, gül kokusunu?
6/10
·152 syf.·
Beğendi
·
2025 3. kitabı
"Taş devri gibi, tunç devri gibi, insanların bir de gül devri geçirdiklerini düşünüyorum. Nasılsa o devirden kalma birtakım adamlar yaşıyor yeryüzünde.. kimbilir belki ayrı bir kolonileri vardır hâlâ bir yerlerde, orada bu çiçekleri yetiştirip dünyanın her yerine ihraç ediyorlar.. şehirlerin dışında, şehirleri hiç görmemiş birtakım adamlardır bunlar.. buna benzer şeyler geçiyor aklımdan." Rasim Özdenören kalemini tanımadığım ve biçemine hiç hakim olmadığım bir yazardı. Yazarın ilk ve son romanı olan bu eseriyle ilgili öncelikle dile, anlatıma girelim istiyorum. Dili sade, anlaşılırlığı kolay ancak anlatım tarzında bence bir ilginçlik var. İlginçliği açıklayacak olursak bence romanın giriş hikayesi de sonu da böyle 'pat' diye başlayıp bitmiş gibi bir his bırakıyor. Hikayeyi kavramaya çalışırken sona yaklaşan okuyucu çok hızlı bir finalle de kapatıyor kitabı. Sanki anlatımda gereksiz bir hız var ve bu hız nedeniyle yeterli ayrıntı verilmiyor hikayede, olaylar kavransa da hikayeler havada kalıyor bazı noktalarda. Ayrıca bir de diyalogların hiçbir noktalama işareti kullanılmadan düz yazıymışçasına cümlelerin arasına yerleştirilmesi de çok garip geldi bana. Yani bence kimilerine göre noksanlık gibi gelmeyecekse de okumaya niyetlenen -en azından ben gibi düşünebilecek- herkesin de bu tarz detaylara baştan hakim olması gerektiğine inandığım için en başta belirtmek istedim. Şimdi gelelim hikayemize. Kitap iki farklı hikaye içeriyor. Bu iki farklı hikayenin temelinde ise Doğu-Batı çatışmasına dikkat çekiliyor. Aslında değişimi eleştiren, modernleşmenin yozlaşma olduğuna dikkat çeken anlatımıyla hikayeyi özetliyor yazar. Hikayenin birinci kısmı Doğu motifinin işlendiği "Gül Yetiştiren Adam"a odaklanıyor. Bu karakterimiz Kurtuluş Savaşı'nı görmüş ve savaşan askerlerden biri
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma
10/10
·295 syf.··
2024 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2024 02:03
Ali Bektaş, 1982 yılında Ankara'da doğmuştur. Gazi Üniversitesi Maliye Bölümü mezunu olan yazar, aynı üniversitede Siyaset ve Sosyal Bilimler alanında yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Öykü, deneme ve kitap inceleme türündeki yazıları çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. "Romanoku Yayınları"nın ilk kitabı olan "Dalında Öyküler"i derlemiş ve aynı kitapta "Romantik İttifak" adlı öyküsüyle yer almıştır. Ve Türkiye'nin en büyük okuma grubu olan bidunyakitap grubumuzun moderatörlüğünü yapmaktadır :) " Gün Yüzü ", Ali Bektaş'ın ilk romanı olmasına rağmen olgun bir dille kaleme alınmıştır. Roman, bir yandan bireyin iç dünyasındaki çelişkileri ve arayışları anlatırken diğer yandan da toplumsal sorunlara değinmektedir. Kitap, okurlarına hem duygusal bir yolculuk sunmakta hem de düşündürücü bir bakış açısı kazandırmaktadır. Spoiler vermeden anlatmak isterdim ama mümkün değil :) ama şöyle anlatmam gerekirse çok şiirsel bir dil söz konusu ve ben en çok bunu sevdim. Kitabı okurken kalemim hep yanımdaydı çünkü altını çizmek istediğim çokça anlamlı cümleler mevcuttu.. Ana karakterimiz Umut her geçmişe gidişinde çocukluk yıllarına yani :) anlatılan çok sıcak bir mahalle sokakta oyunlar oyanayan çocuklar ilk çocukluk aşkı çok samimi çok sıcaktı leblebi tozu hatrı sayılır bir hediye neticede :) Ve karakterimizin ara ara günlüğünü de bizimle paylaşması harika olmuş Umut'un güncesi... Ayrıca ülkemizin sorunlarına değinilmesi.. "Bir söz var ya hani; taş devri tunç devri, şimdi devir puşt devri. Bizde böyle bir devire denk geldik ne yazık ki" Uzun lafın kısası kitap gerçekten samimi içten yazılmış yazarımızın emeğine sağlık. Ali Bektaş Ama inanıyorum ki bu roman burada kalmamalı devamı gelmeli :) • Dar vakitte yaşanmalıydı günah sayılan sevinçler ve etkisi bir ömür
Gün YüzüAli Bektaş · Romanoku Yayınları · 2023405 okunma
Reklam
Puan vermedi·295 syf.··
2024 82. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2024 21:39
#okudumbitti YAZAR: ALİ BEKTAŞ YAYIN: ROMANOKU YAYINLARI Herkese merhabalar bugün sizlere Ali Bektaş'ın kaleminden gün yüzü kitabıyla geldim. Ankara sokaklarında aşka ne dersiniz? Kulağa hoş geliyor dimi banada öyle gelmişti Ankara sokaklarında aşk ama bu sefer bildiğimiz aşklardan değil bambaşka bir aşka tanıklık ediyoruz. İçerisinde bir çok karakter olmasına rağmen ana karakterlerimiz Umut ve Yıldız'ın aşkına tanıklık ediyoruz. Yıldız ve Umut bir mesai akşamı yürüyüşe çıkmalarıyla aşkları filizlenir. Fakat masum bir aşk değildir maalesef ki burada aldatılan oyuna getirilen Umut olur çünkü daha sonrasında Yıldız'ın unutamadığı eski sevgilisi çıkar ortaya Umut'un yokluğunda ve her ne kadar Yıldız eski sevgilisi Levent'i istemese de aslında içerisinde halen ona karşı hisler beklemektedir. Yıldızı neler beklemektedir? Gelelim Umut'a herşeyden habersiz maden ocağında yaşanan facia'yı tvde gören Umut daha fazla yaşananlara gönlü el vermez ve olay yerine ölenlerin ailelerine gitmeye karar verir ve olay yerine gittiği vakit beklemediği bir sürprizle karşılaşır. Her ne kadar Yıldız ile aşk yaşasa da karşılaştığı süprizle mutlu olur Umut. Umut'u hangi süpriz beklemektedir? Yazarımız sadece bir aşkı anlatmamış günümüz olaylarına da değinmiş diyebilirim. Yorumumu burada sonladırmadan önce sevgili yazarımız Ali Bektaş hocama yazarlık yolunda başarılar diliyorum. #ALINTILAR "Aşk belki de hayatın can sıkan gerçeklerinin üzerine serdiğimiz toz pembe bir örtü. Örtüyü kaldırıp ucundan baktığımızda, çırılçıplak insanlığımızı görüp, gerçeklerden hızla kaçmayı tercih ediyoruz." "Mevlâna'nın da anlatmak istediği gibi: Dün geçti cancağızım bugün yeni şeyler söylemek lazım!" "Bir söz var ya hani; taş devri tunç devri, şimdi devir puşt devri. Biz de böyle bir devre denk geldik ne
Gün YüzüAli Bektaş · Romanoku Yayınları · 2023405 okunma
biraz da nostalji
7/10
·525 syf.··
2024 4. kitabı
·
990 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2024 10:36
Küçükken kuzenlerimle oturur annem ve teyzemlere gençlik yıllarını anlattırırdık. Hem onların gençlikleri hem anneannemin sokağında oturan diğer herkesin o yıllarına dair bir şeyler duymak hoşumuza gider ve ilgimizi çekerdi. Sanki o zaman insanlar daha samimiymiş, ilişkiler daha gerçekçiymiş gibi gelirdi. Bazen de babam anlatır eski İstanbul’u, şimdi bir beton yığını haline gelen yerlerin o zamanlar boş olduğunu söyler; falanca yerde açık hava sineması varmış falanca yer boş arsaymış, çocuklar top oynarmış, bizim evimiz de dahil evler bahçeliymiş, karşı komşunun bahçesi çok özenli ve güzelmiş gibi. ‘’Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek’’ de o keyifle dinlediğimiz anlatımlar gibi bir kitap. 90’larda doğmuş ve çocukluğu 2000’lerde geçmiş biri olan benim dahi yetiştiğim ve doğru böyle bir şey vardı dediğim şeyleri de kitapta okudum. Önce biraz kendi çocukluğumdan bahsetmek istiyorum, böyle bir kitaba böyle bir inceleme yazmak istiyorum. İlkokul birinci sınıfı bitirdiğimde babam bana karne hediyesi olarak walkman yani kasetçalar almıştı. Bir sabah uyanmış ve başucumda bulmuştum, nasıl mutlu olmuştum. Kardeşime de sadece radyo çalanını almışlar, o küçük diye. :) Kasetin ön yüzü bitince arka yüzünü çeviriyordum. Kasetin ortasındaki deliği çevirince de şarkılar ilerletebiliyorduk, tabi sadece eğlenmek için çevirenler de oluyordu. Tabletlerimiz yoktu ama tetrislerimiz vardı. Adı tetristi ama içinde yılan oyunu bile vardı. Sanal bebeklerimiz vardı, ben pek umursamazdım ama kuzenlerim geceye alarm kurup kalkıp sanal bebeklerini beslerlerdi. Atarilerimiz vardı, Mario’nun prensesi kurtarmasını sağlamaya çalışırdık. Annem çok güzel oynardı. Sürekli bir prensesi kurtartırdık ama ben değilim diyip dururdu. Bir de atarilerin tabancası olurdu, benim gibi evin içinde köpekmiş
Edebiyat
Bir Maniniz Yoksa Annemler Size GelecekAyfer Tunç · Can Yayınları · 20212,484 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2020 30. kitabı
Geyik yaptığımı düşünebilirsiniz ama yapmıyorum. Bu kitaba adını veren ilk öyküdeki ana karakterin hikayesi, öve öve bitirilemeyen Kürk Mantolu Madonna' daki o sünepe adamın hikayesini ezer geçer. Tamam dil olarak Kürk Mantolu Madonna muazzam bir eserdir ancak sadece dil olarak öyledir. Anlatılan hikayenin hiçbir numarası yoktur. Keşke o üslupla böyle bir hikaye anlatılsaymış, o zaman ben de hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biri derdim Kürk Mantolu Madonna için. Muhterem Aziz Bey' in muhteşem hikayesini, o sünepe Raif Efendi' den bahsederek baltalamak istemiyorum. Ben bu kadar güzel bir kitap beklemiyordum, artık hediye edene duyduğum büyük sevgi ve saygıdan mıdır bilmiyorum ama çok beğendim kitabı. Her hikaye çok güzel ama özellikle kitaba adını veren bu bahsettiğim ilk hikaye muhteşem. Keşke öykü yerine roman olsaymış o karakter ve onun yaşadıkları. O Raif isimli sünepe bir hatuna vurulup kalmışken ve üstelik o hatunu da götürememişken(götürmüş de olabilir şimdi tam hatırlamıyorum), Aziz Bey gençliğinde tozu dumana katıyor. Aziz Bey' in, o hızlı zamanlarını geride bırakıp da yalnız bir adama dönüşümünü çok daha uzun uzun, çok daha sindire sindire okuma imkanını verseydi keşke Ayfer Tunç. Okulda tarih derslerinde de yaptılar bana bunu mesela. Hatta ekşide ya da başka bir sözlükte başlık bile açıldı bununla ilgili. Osmanlı Devleti' nin yükseliş dönemi tarih hocalarımız tarafından -utanmasalar Hücum Marşı eşliğinde anlatırlar- büyük bir coşkuyla anlatılırken duraklama ve gerileme devri ''evde kitaptan okursunuz'' cümleleriyle geçiştirilip oldu bittiye getirilirdi. Ayfer Tunç da oldu bittiye getirmiş Aziz Bey' in hadisesini. Yani öykü olunca bana öyle gibi geldi. Oysaki kendisinden öğrenilecek çok şeyim vardı daha eminim.
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 201116,6bin okunma
6/10
·372 syf.··
2019 29. kitabı
Yapıtın üslubu ve içeriği hakkında kendi görüşlerimi ve kitaptakileri yazarak neden derecelendirmede 6 sırasını belirlediğimi anlatmaya çalışacağım. İlk 3 paragraf Antik Yunan dünyası hakkında bir kısa ön bilgi veya hatırlatma olacak daha sonra eserin üslubu, yazım tarzı ve içeriği incelenecek. Bu yöntem tarihteki olaylar, kişiler ve dönemler incelenirken olduğu gibi bu kitap ve yazar için de geçerlidir ve her şeyden önce kitabın yazıldığı döneme bakmak gerekir. Ve tabii yazıldığı coğrafya da önemli. Antik Yunan devri dünyada bilinen ülke ve milletlerin aralarındaki ilişkilerin kendisinden sonraki dönemlere göre zayıftı. Dünyaya dair görüşler daha yeni yeni genişleyip dallanıyordu; tıpkı diğer her alanda olduğu gibi. Antik Yunan'da kent devletlerinin durumu öncelikle bilinmelidir. Örneğin buna göre Platon olması gereken (ideal) devleti ararken öğrencisi Aristoteles yıkılmakta olan kent devletlerine çözüm olarak her kent devletinin (158 kent devleti olmalıydı sanırım) yasalarını inceleyip bar olandan bir şeyler çıkarma peşindeydi. Siyasi yapı dışında Antik Yunan'ın bir de düşünsel süreçteki yapısı da incelenmelidir. Antik Yunan'ın düşünce alanında çoğu tartışmanın yapıldığı bir yer olduğu biliniyor. İsimlerini şöyle sayabileceğiniz filozoflar bunu göstermektedir. (Epiküros, Demokritos, Herakleitos, Diyojen, Phytagoras, Sokrates, Platon, Aristoteles, Zenon, Parmenides, Protagoras, Gorgias, ...) Çeşitli alanlarda bu sayılan ve sayılabilecek olan filozofa atıf yapılır. Hatta Batı felsefesinin başlangıcı olarak Antik Yunan'ın bile alınabileceği söylenebilir. Yunan dünyası, düşün alanındaki bu ilerlemesini somut ve büyük bir neden olarak kölelik kurumuna borçludur diyebiliriz. Köleler yapılması gereken çoğu işi yapmaya koşulduğundan insanlar bu alanlarda düşüncelerini
Siyaset
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,8bin okunma
Reklam