Kendine geldiğinde ışık parlaklığını az da olsa yitirmiş, ki taplar dalgalanmaktan vazgeçmişti. Sol elinden destek alıp doğ rulmaya çalışırken, avucunun içinde patlayan acıyla bağırıp küf retti. Duyan olmuş muydu? Odayı yeniden kaplayan sessizlik te, avucundaki ıslak, kenarları koyulaşmış yuvarlak yaraya bak tı: Sigaranın, alkollü gecelerin zararları. On beş dakikasını yanı ğa iyi gelecek bir şeyler arayarak, kitap yığınlarını devirerek ge çirdikten sonra pes edip pencerenin önündeki koltuğa oturdu.
Kentte belli bir süre yaşamış birinin ilgisini çekecek hiçbir şeyin görünmediği pencereden bakmak canını sıksa da, hiç değilse ha fızasının yerine gelmesini sağlıyordu. Dün gece olanlar, şimdi Ali'ye o kadar uzak, Meknun'un ima ettikleri ise, zavallı geçmi şini gözünün önüne getirdiğinde, o kadar beyhude geliyordu ki, dışarıda merakına dokunacak bir şey görse, ya da, kısa vadeli çö zümlerin de işe yarayacağı hesaba katılırsa, kapının kilitli olma dığından emin olabilse, her şeyden vazgeçip oradan çekip gide bilirdi. Ama Meknun'un soğuk, kirli bir sis gibi etrafında hisset tiği varlığı Ali'yi koltuğa çiviliyordu. Ne yapacağını bilemeden sağa sola bakınırken, biraz ileride, alçak bir sehpanın üstünde kalınca bir dosya ile bir zarf gördü. Yerinden kalkmadan uzan dı, üstünde adı yazan zarfı açtı: "Bu köşeyi senin için hazırla dım; tarihçeyi burada okuyabilirsin. Dans etmeye çalışırken çok komiktin. Bol bol güldük. Meknun." Ali'ninse gülecek hali yok tu. Kısa mektup, içinde bir yerde büyümeye hazır bekleyen şüp he tohumlarını parçalamıştı. Kağıt yığınını aldı, arkasına yaslan dı, üzerinde kalın harflerle 'Sibıl Kitaplığı' yazan dosyayı açıp, Meknun'un, herhalde uzun uzun düşünerek, Başlangıçlar olarak adlandırdığı ilk bölümü okumaya başladı.