"Burada her şey öyle bakımlı ve düzenli ki. Benim hayatımın da bu tarla gibi olmasını çok isterdim,"
Sayfa 132·Kitabı okudu
Galileo doğa kitabının matematik dilinde yazildigini söylemiş
Marta‘yla matematikten söz ediyorduk. Konu Fibonacci dizisinden ve o spiralin bitkilerle çiçeklerin yapraklarıyla taç yapraklarında da görülmesinden açıldı. Marta matematiğin benim gibi onu da öteden beri rahatlatan bir şey olduğunu-astrofizikçi olmaya karar vermesinin nedenlerinden biri de buydu-ama konunun ona neden terapi gibi geldiğini daha yeni anladığını söyledi. Nedeni matematiğin o an bir tek kaosu ve acıyı görebilen birine, aslında her şeyde bir denge ve simetri olduğunu göstermesiymiş
Sayfa 350·Kitabı okudu
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
KABA TAKLİD "PUT", İCÂDÇI TAKLİD "SANAT"...
(...) Evet, kaba taklide “put”, icadçı bir taklide “sanat” denir. Bu yüzden heykel, gerçek bir sanat sayılmaz. Onda “icad” buudu eksiktir. Hâlbuki icad, bizzat ruhtur; sanata ruhunu o verir. Ruhun taklide ve tekrara tahammülü yoktur; ruhun asıl meçhûle, görünüşe çıkmamış gizliye, yeniye iştiyakı vardır. Nitekim eski Yunan’da hakikî sanat, kaba ve biçimsiz taşlara “ruh üflemek” işi, sığ bir taklidde hududsuz inceliklere varan heykeltraşların değil, icadçı bir tabiat taklidi keyfiyetine eren mîmârların harcı olacaktır. Bakınız, Romalı mîmâr Vitruvius, Yunan sanatının müşahedesi içinde, söz konusu sanat keyfiyetini nasıl yakalar: “Tabiatta insan vücudu öyle bir hâl almıştır ki, yüz çenenin altından burun deliklerine kadar üçte bir, burun deliklerinden kaşların ortasına kadar -burun uzunluğu- yine üçte bir ve bu noktadan saçın çıktığı yere kadar -alın- dahi üçte bir uzunluktadır. Vücudun diğer kısımları da bu ölçüye tâbidir…” Şimdi, ruhun yeniye iştiyakını ve sanatın “icadçı” keyfiyetini anlamamış bazıları, bu nisbetleri alır ve kaba taklid usûlüyle mükemmel bir “baş” heykeli yapabilirler; ama bunlar, hakikî sanatın semtine ayak basmamış kimselerdir. Hakikî sanatkâr ise, bu imkânı şöyle bir “icad” keyfiyetiyle ele alır: “Mîmârîde simetri için insanın vücud ölçülerini ilk önce Dorlar kullandı. Güneş tanrısı Apollo için bir mabed yapacakları zaman, bir erkeğin vücud ölçülerini, gücünü ve güzelliğini tecessüm ettirmeyi denediler. Erkekte ayak, boyun altıda biri olduğundan, sütun dikmede de aynı nisbet esas alındı: Sütun gövdesini, başlık dahil, taban kalınlığının altı misli yükselttiler. Mimarînin bu tarzına "Dorik Üslûb" adı verildi.” __Buyurunuz, heykeltraşın “kaba taklid” gözüyle mîmârın “icadçı taklid” inceliği arasındaki sanat farkı!.. Buyurunuz “put”
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Heykel ve Mimari. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları
Esas motifler
1) klasik sanat açıkça dikey ve yataylara dayanan bir sanattır. Elemanları tam bir açıklık ve kesinlikle görülebilir hale getirilmiştir. Resimde daima düşey ve yatayların karşıtlığı hakimdir. Bütün ayrımlar katıksız ana örneğe oranla ölçülürler. Buna karşılık barokta, bu elemanları büsbütün yok etmek değilse bile, hiç değilse açık karşıtlıklarını örtme eğilimi vardır. 2) simetri, 16. yüzyıl için de genel kompozisyon şekli olmuş değildi, ama kolayca yerleşmişti ve elle tutulabilir bir yolda kullanılmadığı yerlerde de daima, resmin iki yarımı arasında belirli bir denge bulunmaktaydı. 17. yüzyıl bu kararlı dengeyi kararsız dengeye çevirdi.
Sayfa 140
Seks acı ve hazzın mükemmel bir birlikteliği olmalıdır. Bu simetri olmazsa, seks zevkten alışkanlığa dönüşür.
Platon, (kuşkusuz duyulur dünyada karşılaştığımız tek şey olmayan) güzelliği, dolayısıyla kurallılığı, daimiliği ve ölçüyü bu surette bize keşfettirdiğinde, dünyamızın bir başka gerçekliği yani duyulur dünyaya model (paradeigma) hizmeti gören ideasal olanın gerçekliğini "yansıladığı"nı ima eder. Aristoteles 'in, Metafizik'te güzelliği tasvir etmek maksadıyla, "güzelin en yüksek formlarının (tou de kalou megista eide) düzen ( taxis) , simetri (summetria) ve belirlilik (horismenon) olduğunu" söylediğinde, nerdeyse aynı terimlerden yararlandığına ve dahası "matematik bilimlerin bilhassa gösterdikleri de bunlardır" hükmünü verdiğine dikkat etmeli. Burada Philebos'taki güzele dair ölçütleri hatırlıyor görünen Aristoteles, bu bağlamda matematiğin ne güzele ne de iyiye hiçbir surette yer vermediği görüşünde olan filozoflara açıkça muhalefet eder. Hiçbir zaman olmadığından daha fazla Platoncu olan Aristoteles "bilakis güzelin bu bilimlerde akılyürütmenin ve ispatların başlıca [ ! ] nesnesi olduğunu" savunur. Matematik bilimler güzeldir çünkü onlar düzene, simetriye ve ölçüye müteallik en ala bilimlerdir.
çev. Özkan Gözel (Vakıfbank Kültür Yayınları, 2025), 52.·Kitabı okudu