10/10
·104 syf.·
2026 1. kitabı
Bazen kendini hiçbir yere ait değilmiş gibi, hiç hissedersin... Çünkü yanında hayat arkadaşım dediğin, sevdiğin insan eksiktir. Ve sen, ne hatırlayabilirsin ne de ona bir adım daha yakınlaşabilirsin. Sadece sebepler gerekir. O sebepler için sana birilerinin yardımcı olması gerekir. Ve sen beklersin, beklersin ve beklersin. Ateşli yatarsın sadece onun adını sayıklarsın. Ve defalarca dersin ki ben 'Fadimem'e simit götürmem lazım.' Bazen sadece görmek istediğin beklenmektir. Evde bir yemekle ve onu gördüğün an bütün mutluluk kapıları sana açılır. 'Hiç kimse' olduğun bir anda elini tutanlar mutlaka vardır. Yazarın kitabını o kadar çok severek okudum ki, herkese tavsiye ederim. Sadece bu kitabı ile değil birçok kitabıyla kalplere dokunan, hayatınızda yer edinen bir yazar. Bence, kesinlikle hak vermelisiniz.
1000Kitap
Hiç KimseFatih Duman · Nesil Yayınları · 2024311 okunma
Gerçek sevginin kitabı
10/10
·112 syf.·
2024 83. kitabı
Sevdiğiniz kişi istedi diye İstanbul'a gitmek. Hemde yol yordam bilmeden yaşlı bir haliniz ile... Bir simit uğrunaydı bütün her şey... Evlilikte mühim olan saygıydı. Kitabı çok severek okudum Fadime Nine ve Ömer Amca sevgiyi o ladar güzel göstermiş ki, günümüzde ne yazık ki bumu eksikliği yaşanıyor. "Sevdası için 'giderim' diyen adamlar sevdiklerini hiç bırakıp da gitmezler." "Her şeyi unutsam dert değil de ben seni unuturum diye korkuyorum." ...
1000Kitap
152 GünFatih Duman · Nesil Yayınları · 2024564 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bütün Şiirleri (Orhan Veli) /İnceleme/
Puan vermedi·247 syf.·
2026 154. kitabı
Orhan Veli’nin o güne kadar kasım kasım kasılan, fildişi kulelerine hapsolmuş Türk şiirine okkalı bir omuz atıp edebiyatı sokağa, tam da o nasırlı elleriyle hayata tutunmaya çalışan Süleyman Efendi’lerin kalbine indirdiği muazzam bir ihtilaldir aslında. Kitabın kapağını açtığınız an yaldızlı, ağdalı sözcükler veya ulaşılamaz aşk acıları yerine; İstanbul’un taze bükülmüş simit kokusu, dalgaların esintisi ve cebinde meteliği olmayan bir adamın o filtresiz yaşama sevinci karşılar sizi. Kafiyeleri, süslü kalıpları, o yapay edebiyat tezgahlarını bir kenara fırlatıp sokağın o duru, hilesiz diliyle insanı bazen hüzünlendirip bazen de muzipçe gülümsetebilmek gerçekten düşününce her kalemin harcı değildir; ama Orhan Veli bunu dizelerine makyaj yapmadan, adeta sizinle salaş bir masada dertleşiyormuş gibi o kadar doğal yapar ki, şiirler ruhunuza hiç çaktırmadan usulca sızar. İstanbul’u gözleri kapalı dinlerken de, cep delik cepken delik sokaklarda avarelik ederken de o maskesiz çocuk saflığıyla bize içeriden bir yerlerden seslenir şair. Sahi, hayatın bunca derdi tasası, bitmek bilmeyen koşturmacası ve yapaylığı arasında, durup dururken bize "Bedava yaşıyoruz, bedava; hava bedava, bulut bedava" diyerek o en yalın, en saf varoluş coşkusunu hatırlatan bir sesten daha kıymetli ne olabilir ki bu dünyada? Türk şiirinin genetiğini değiştiren, ona büsbütün yeni bir tür ve özgürlük alanı açan bu yalınlık; laf kalabalığından yorulan ruhumuz için her gece sığınılacak, her ömre ve her mevsime yakışacak muazzam bir başucu kaynağıdır nihayetinde. Melankoliyi bile ince bir mizahla ve o tatlı ironisiyle harmanlamayı çok iyi bilen bu kitap; hayatın katılığına karşı o eşsiz sadeliğiyle direnen, her mısrasında gökyüzünü maviye, denizi köpüğe, insanı da aslına rücu ettiren, bittiğinde ise cebinizde
Edebiyat
Bütün ŞiirleriOrhan Veli Kanık · Yapı Kredi Yayınları · 202431,4bin okunma
Özgürlüğe Uçuş
9/10
·96 syf.··
2026 53. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 23:36
Jonathan… Gördüğüm bütün martılara verdiğim isim. Çok kıskanıyorum onları desem yalan da olmaz. Çünkü yaz-kış hep denizdeler. İnsanlar yazın denizden çekildiği zaman bütün deniz martılara kalıyor ki onları öyle denizin üstünde gördüğümde hep imreniyorum. Tertemiz, bembeyaz tüyleri ve turuncu gagalar olan güzel canlılar. Çoğu insan martılardan korksa da ben çok seviyorum onları. Havalar soğuduğunda, deniz dalgalandığında sahilde birbirlerine sokulup çok güzel bir direniş pozu verirler. Ben de bankta oturup onları izlerim. Martıyla ilgili şöyle bir anım da var: Bir gün denizde yüzerken bir martı suyun üstünde bana doğru yaklaşmıştı. Normalde korkup uçması gerekirken iyice yaklaştı bana. Aslında kanat çırpıyor ama bir şey uçmasına engel oluyordu. İyice yanıma yaklaştığında ayağına dolanan bir misine fark ettim. Martıyı sahile götürdüm ve oradakilerin yardımıyla ayaklarına dolanan misineyi kestik. Ellerimle martıyı havaya doğru bıraktım. Birkaç tur üstümüzde uçup sanki bize teşekkürlerini ilettikten sonra özgürlüğüne uçtu. Bu mutlu anı hiç unutamam. Hala boş vakitlerimde simit alır, Boğaz’da seyahat eden gemilerden birine tek başıma biner (nereye gittiği önemli değil ama en uzun rota hangisiyse onu tercih ediyorum) geminin arkasından martılara simit atarım. Neşeli çığlıkları hep mutlu eder beni. Ama bu kadar martı anısından sonra kitaba döneyim. Kitabımızın kahramanı olan Martı Jonathan’ın diğer martılar gibi olmak istememesiyle başlıyor konu. Niyeti uçmak. Hem de uçmanın çeşitlerini yaşamak. Ama bu durum sürüden dışlanmasına sebep oluyor. Fakat hiçbir zaman pes etmiyor ve istediği değişimi yaşıyor. Ve onun gibi gelen martılara da yol göstererek onların da dönüşümüne öncülük ediyor. Burada değişimden kastım dönüşüm. Aslında martı benzetmesiyle bizlere ders veriyor
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,2bin okunma
Puan vermedi
sait faik öykü ödüllerini alan okudugum 6. öykü kitabı . cidden bir şey sormak istiyorum sait faik öykü ödülünü almış güneş sepeti, kumrunun gördüğü, en eski yüz, ve yok yolcu neyi anlatiyor tam olarak. nohut oda ve sahiden hikaye daha ayakları basar nitelikteydi ama bu hikaye de dahil biraz önce bitirdiğim hikayede aklimda zerre bir şey kalmadı. 28 yıl evvel okuduğum çehov, sabahattin ali ve don hikayeleri bile aklımda ama daha bir ay önce okuduğum bu hikayeler zerre aklımda değil. okurken şunu hissettim bunda evet 68 kuşağının o devrime olan tutkusu hissediliyor yalnız hikayelerde sanki yolda yürürsün de istanbulda bir semtte gördüğün simitciler, sahaflar, midyeciler, perdeciler, garsonlar aklına geldikçe onlarla ilgili bir şey söylersin.bir şehrin gürültüsünde kepenk açan dükkanları anlatip duruyor. Yani sabah yolda yürürken gördüğünüz bu hengameyi yazsaniz mesela: simitçi simit diye bağırdı, sebzeci domateslere su serpti o domatesleri 2.kocasından da ayrılan dul şefika abla alacaktı , kitapçı eski bir kitabı çıkarıp sayfasina 20 yıl önce yazılmış nota bakti esneyip yerine koyarken bu yazıyi iki yıl evvel kanserden 51 yasinda ölen muharrem şefikin yazdigindan haberi yoktu vs... çagrisimlarini katarak bu tür hikayeleri herkes yazabilir. Farklı bir tarz değişik bir tür kesfedecegim diye zirvalayanlar da oluyor. Emeğe saygı diyorum ama bizim hikayeciligimizin tatsız tuzsuzlugu konusundaki fikrim maalesef iyice sağlamlasiyor...
Yok YolcuKâmil Erdem · Sel Yayıncılık · 2021186 okunma
7/10
·204 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 00:00
Dikkat spoiler içerir. Yazarın çocukluğundan itibaren yaşadığı ve gözlemlediği bazı olayları hikayeleştirerek anlattığı güzel bir eser. Çocukken sürekli ona kurşun döken halayığı, Kurban bayramlarını sevmemesi, kendisine hediye edilen kuzu yüzünden rahatının bozulup onu başka bir arkadaşına hediye etmesi, gazetelerde Türkçe yazım hatalarına deli olması, Yeni Cami'deki saate göre yıllarca saatini ayarlaması, çift kat denilen diplodan yola çıkan diplomatın neler yaptığı ve gerçek diplomatın bozuk malı satan satıcı olması, kış geldiği zaman boza, simit gibi yedikleri, Halep'te sürgünde Arapça kelimeler ile yaşadığı sıkıntılar, kadınlar hakkındaki olumsuz görüşleri, dışarıdan güzel zannettiği kadın Hakkında komşunun tavuğu komşuya kaz görünür lafını işitmesi, evlenmeye karşı olması, otomobil sahibi insanın kusurları görülmediği için sakıncalı olması gibi pek çok olay güzel bir şekilde anlatılıyor. Sıkılmadan okunan bir hikaye kitabı.
Bir Avuç SaçmaRefik Halid Karay · İnkılap Kitabevi · 201082 okunma