insan kendinden yoksul birine hiç aşk olamaz mı? Zengin-fakir aşkı olmaz mı hiç?"
"Bizim ilişkimizde olduğu gibi aşk, dengi dengine sanatıdır. Sen hiç zengin bir genç kızın, yakışıklı diye kapıcı Ahmet Efendiye, inşaat işçisi Hasan Usta'ya aşık olup evlendiğini Türk filmler dışında bir yerde gördün mü?"
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Evlilik aşkın mezarıdır," diyorlar. İnsanı yakan, bütün benliğini esir eden o benzersiz tutku, yani aşk, evlilikle son bulurmuş. Bunlar birinci sınıf aşk filozofları, yani ya tamamen budala ya da kocaman birer yalancı. Bir de, "Sağlam temellere oturan evlilikler, yakıcı ilk aşk devresinin yerini tatlı ve derin bir arkadaşlığa bıraktığı birleşmelerdir," diyorlar. Ekliyorlar: "Zaten evliliği çekilir hale getiren öge ortak zorluklar ve bunlara beraber dayanma gücüdür." Bunlar da ikinciler, bence yarım akıllılar grubu. Bir de ben, daha doğrusu biz varız, üçüncüleriz biz. O dedikleri sağlam arkadaşlığı da anlarız, yakıcı aşkı da hepsinden iyi biliriz. Ama bizim onlardan ayrıldığımız nokta, bu iki tatlı gönül durumunu bir arada yaşatmaya çalışmamız ve bunu başarmamız. Güçlü ve görkemli bir gönül coşkunluğu ve bunun yanında bir laboratuvar çalışması gibi sakin, gerektiğinde bütün bir yaşamı bile harcayabilecek bağlılık. Bizim başlıca derdimiz ne biliyor musun yavrum? Birbirimizi çok sevmemiz. O denli bağlıyız ki birbirimize... Sevdamız kadar korkularımız ve tutkularımız da güçlü bizim.
Evet, Enver... Yeğenim Enver! Ondan daha yakınım, daha güvenebileceğim başka kim olabilirdi ki? Gerçi yeğenim Enver'le aramızda mizaç farkları vardı. Enver biraz kendi içine kapalı , her türlü zevk ve eğlenceden çekingen, gazinolarda filan görünmeyen, mektep hayatında bütün sınıf birincileri gibi kendini yalnız dersine veren mahcup bir gençti. Ama vatan aşkı, millet sevgisi üstündü. Ve bunlar için atılmayacağı tehlike yoktu.
"Evlilik aşkın mezarıdır," diyorlar. İnsanı yakan, bütün benliğini esir eden o benzersiz tutku, yani aşk, evlilikle son bulurmuş. Bunlar birinci sınıf aşk filozofları, yani ya tamamen budala ya da kocaman birer yalancı. Bir de, "Sağlam temellere oturan evlilikler, yakıcı ilk aşk devresinin yerini tatlı ve derin bir arkadaşlığa bıraktığı birleşmelerdir,' diyorlar. Ekliyorlar:
"Zaten evliliği çekilir hale getiren öge ortak zorluklar ve bunlara beraber dayanma gücüdür." Bunlar da ikinciler, bence yarım akılılar grubu. Bır de ben, daha doğrusu biz varız, üçün-cüleriz biz. O dedikleri sağlam arkadaşlığı da anlarız, yakıcı aşkı da hepsinden iyi biliriz. Ama bizim onlardan ayrıldığımız nokta, bu iki tatlı gönül durumunu bir arada yaşatmaya çalışmamız ve bunu başarmamız. Güçlü ve görkemli bir gönül coş-kunluğu ve bunun yanında bir laboratuvar çalışması gibi sakın, gerektiğinde bütün bir yaşamı bile harcayabilecek bağlık. Bizim başlıca derdimiz ne biliyor musun yavrum? Birbirimizi çok sevmemiz. O denli bağlıyız ki birbirimize.. Sevdamız kadar korkularımız ve tutkularımız da güçlü bizim.