Ahmed Rasim, manzum eserler gazetelerden çekildikçe, kahvehanelerin, çaycıların ve özellikle de meyhanelerin şiir için önem kazandığından söz eder. Rasim, dönemin meyhanelerini şöyle hatırlar: Bütün bu saydığım yerlerde mevsim mevsim saz şairlerimiz muammalar asarak, koşmalar, Keremler, Âşık Garibler, manicilerimiz destanlar, se-mailer okuyarak ... allı pullu cebkenli, sırmalı etekli hoş-endam ve hoş-hırâm [hoş endamlı ve hoş yürüyüşlü], kâküllü, düzgünlü, benli, sürmeli köçekler oynatarak ... atışmalar, kapışmalar, türlü türlü sululuklar, hatta rezaletler arasında ömür geçirmişlerdir . ... Buralarda oturuldukça ecdadın ses, söz, sûz u güdâz [ateş ve yanma], bedbahtlık, sürûr ve emsâli tasavvutât ve tahassüsât [sesleniş ve duygulanışlar] namına tecelliyât-ı rûhiyyesi kabil-i lems ve temâs [elle tutulur] bir surette duyulur. Alafranga birahanelerde, gazinolarda ise bu hâlât katiyyen vâki olmaz.
Sayfa 95-96·Kitabı okuyor
Kimi insanlar vardır ki büyük işler yaptıklarını sanırlar, sırmalı kaftan giymiş gibi kocaman bir gururla ve sert adımlarla yani başımızdan geçerler.
Sayfa 206·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ne sana yazabildim Ne de kendime O sırmalı aşk şarkısını Yanıp tutuşan arzusuyla gençliğin Çaldığımda kapını artık çok geçti.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Sır tesellisi
Mesnevi bize şu dersi verir: “Yoksul bir derviş Herat’ta Horasan Vâlisi’nin süslü püslü kölelerini gördü. Köleler Arap atlarına binmiş, altın sırmalı elbiseler giymiş, daha başka süslerle süslenmişlerdi. Derviş ‘Bunlar hangi beylerdir, hangi ülkenin padişahlarıdır?’ diye sordu. Ona dediler ki: ‘Bunlar bey değil, Horasan Vâlisi’nin köleleridir.’ Yoksul derviş kalbinden geçen ‘Allah’ım kula bakmak nasıl olurmuş bak da Vâli’den öğren’ cümlesine engel olamadı. Derviş çıplaktı, yoksuldu, yiyeceği yoktu, Kışın soğukta tir tir titriyordu. Elinde olmaksızın böyle bir cürette bulundu. Nihayet günün birinde padişah, vâlinin bazı işlerinden rahatsız oldu ve elini ayağını bağlatıp onu zindana attı. O süslü püslü kölelere de ‘Efendinizin hazinelerinin yerini söyleyin’ diye türlü işkenceler etti. Gece gündüz çekilen işkenceler neredeyse bir ayı buldu. Fakat tek bir köle bile efendisinin sırrını söylemedi. Konuşmayacağı anlaşılan kölelerin hepsi paramparça edilerek öldürüldüler. Yoksul derviş, uykudayken ötelerden şöyle bir ses işitti. Ey kendini derviş zanneden kişi, gel sen de kul olmayı vâlinin kölelerinden öğren.”
Sayfa 207·Kitabı okudu
“Başkasına ait sırmalı kaftanı giymekten ise, kendi malım olan eski hırkayı tercih ederim.”
Sayfa 136·Kitabı okudu
Alıntı
Nasrettin Hoca’nın, hamamda Timurlenk’e biçtiği değeri, yalnız belindeki sırmalı futası kadar gören ve Hoca’dan «ben de zaten ona kıymet biçtim!» cevabını almakla kendisinin bir metelik etmeyeceği îması karşısında kalan Sultan, bizde gelip geçmiş devlet ve hükûmet büyüklerinin değer noktalarını, han, apartman, çiftlik, hisse senedi olarak göstermiş bulunuyor.