Düşünmeye başladım. Ama düşünmek değildi bu. Daha derin bir şeydi. Bütünleşince nasıl kutsallaştığımızı düşündüm. İnsanlık da kutsaldı tek bir bütün olduğu zaman. Kutsal olmadığı bir tek zaman vardı. Tek başına bir sefilin dişine bir lokma kıstırıp kaçmaya, bir başına koşmaya kalkıştığı zamandı o da. Tepine tepine. Böyleleri yok ediyordu kutsallığı. Ama herkes bir anda çalışırken, yani bir insan öteki için değil de, bir insan hepsi için çalıştığı zaman, onun ziyanı yok, o kutsal.
Kaybolmuşluk, yalnızlık, hiçlilik duygusunu yaşayan, evinden çok uzakta hayata tek başına tutunmaya çalışan, üniversite öğrencisi. ...
Tabii herkes aynı olabilecek diye bir durum yok. İnsanlar yaradılış gereği çok farklı olabiliyorlar. Kimisi içine kapanık, kimisi çekingen, kimisi de tam tersine toplumun içinde kendisine önemli bir yer edinmiş olabiliyor. İşte toplumun görevi içinde birşeyler olup bunu dışa vuramayanları bulup kazanımı sağlamaktır. Toplum olmamız lazım, herkesin bir birey olduğunu düşünerek kazanımlarını sağlamak gerekir.
Yani; “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine...