İspat delillerinin felsefi yanlışları ve İmkansızlığı
Puan vermedi·519 syf.·
2026 2. kitabı
Alay Cem Meriç her ne kadar kendi kitabını; Peygamberliğin İspatı: Haber Delili kitabı, nübüvvet iddiasını “haber” epistemolojisi üzerinden sistematize eden bir apoloji denemesi olarak sunmuş olsa da felsefe tarihinde eleştirel bir süzgeçten geçirdiğimde Descartes’in metodik şüphesinden tutun Hume’un mucize eleştirisine, Kant’ın transandantal idealizminden John Hick’in dini çoğulculuğuna, C.A.J. Coady’ nin tanıklık epistemolojisinden Fred Donner ve Sean Anthony’nin revizyonist tarih metodolojisine, Gazali’nin kelamından Nietzsche’nin soy kütüksel eleştirisine kadar ele aldığımda, temel bir epistemik çöküş ile karşılaştım; bu çöküşü de Altay'ın “kapalı devre” retoriğiyle gizlediğini fark ettim. Döngüsellik, indirgemeci ikili karşıtlıklar, metafizik temelsizlik ve olağanüstü iddialar karşısında yetersiz kalan tanıklık standartlarında somutlaşmasını ele alanlar tarafından kolayca fark edilebilecektir. Ayrıca eserini, modern akıl tarafından piyasadan toplanmayı hak eden bir sofizm örneği haline getirdiği için de tebrik ederim. Altay'ın “haber” kavramını Nebi’nin etimolojik kökeninden hareketle merkezileştirerek "Samimiyet, Fetanet ve Mucize" delillerini zincir metaforuyla birbirine bağlaması gözüme ilk bakışta yenilikçi görünse de bu, klasik felsefi hata olan (terim kaydırma) üzerine kurduğunu anlamam güç olmadı; çünkü “HABER” bir yandan epistemik tanıklık (Coady’nin Testimony’sinde tanımlandığı gibi güvenilir aktarım) olarak ele alınırken diğer yandan vahiy iddiasının ontolojik doğruluğunu varsaymasıyla döngüsel bir yapı oluşturuyor. Hume’un Enquiry Concerning Human Understanding’i okuyan bilir ki hume; mucizeleri “Doğa yasalarının ihlali” olarak tanımlayıp tanıklığın uniform deneyim karşısında daima yetersiz kaldığını açıkça gösteriyor, Altay'ın delil zinciri de
Duygu ve Düşünce
Peygamberliğin İspatıAltay Cem Meriç · İnsan Yayınları · 20251,731 okunma
8/10
·159 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
Hikaye 4. yüzyılda geçmektedir. Pafnüs, Nil kıyısındaki çölde yaşayan münzevi rahiplerden biridir. Birçok öğrencisi vardır ve diğer rahipler tarafından saygı görmektedir. Fakat Pafnüs’ün aklından çıkaramadığı biri vardır: rahip olmadan önce yaşadığı İskenderiye’den tanıdığı, güzelliği ve yeteneği dillere destan Thais. Thais hem bir tiyatro oyuncusu hem de kibar bir fahişedir. Pafnüs, onun günahlarla lekelenmiş hayatını geride bırakıp Hristiyanlığa yönelmesini ve manastıra kapanmasını kafasına koyar. Bu amaçla İskenderiye’ye doğru yola çıkar. Bu roman, günah, arınma, kurtuluş gibi dini temaları işlerken bize aynı zamanda bir fanatik dindarlık eleştirisi sunuyor. Aşırı dindarlığın gurur ve kibir yaratabileceğini, arzuların bastırılmasının sonunda saplantıya dönüşebileceğini ve bunun bir iman krizine ve ruhsal çöküşe kadar varabileceğini gösteriyor. Kurtuluş için esas gerekenin niyetlerin temizliği, ruhun masumiyeti ve dürüstlük olduğunu vurguluyor. Roman aynı zamanda anlattığı dönemin dini ve düşünsel hayatına ışık tutuyor. Bu dönem, Ortodoks Hristiyanlığın henüz tam baskın gelmediği, eski Yunan ve Roma dinleriyle felsefelerinin, ayrıca sonradan yasaklanacak çeşitli Hristiyan mezheplerinin bir arada bulunduğu bir dönem. Pafnüs’ün Thais’le gittiği ziyafet sahnesi, Gnostisizm, Arianizm, Stoacılık, Sofizm gibi birçok farklı dini ve felsefi görüşten düşünürün aynı masada fikir alışverişi yapması açısından özellikle ilginçti. Dini temalar ve antik dönem ilginizi çekiyorsa, bunların eşsiz güzellikte bir kadının etrafında şekillenen bir hikayeyle işlendiği bu romanı sizlere öneririm.
ThaisAnatole France · Remzi Kitabevi · 1969267 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·512 syf.·
2023 3. kitabı
Şeytani hilelerinden ve Sofizm gibi sapkın kişilerden, uzak durmak için, Alimlerimizin o konudaki görüş ve tavsiyeleri, bulunan faydalı bir eserdir..
Edebiyat
Şeytanın Hileleriİbnü`l-Cevzî · Polen Yayınları · 0338 okunma
Platon Okuma Grubu - Platon Lakhes Diyaloğu
Puan vermedi·72 syf.··
Beğendi
·
2019 90. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2019 04:36
Lakhes diyalogu, Platon’un erken dönem socratik eserlerinden biridir. Bu eserin kapsamı diğer diyaloglar ile ilintili ise bile bir konuda kendine özgü bir tarafı barındırmaktadır. Eserde Socrates ellili yaşlarındadır ve Lysimakhos, Melesias, Nikias ve Lahkes ile Lysimakhos ve Melesias’ın oğulları yer almaktadır. Konu gençlere verilecek eğitimin ne türden içerikler, yetkinlikler barındırması etrafında dönmektedir. Lysimakhos’un oğlu Aristides ve Melesias’ın oğlu Thukydides canlı örnekler olarak yaşlıların önlerinde durmaktadırlar. İşin can alıcı noktalarından biri, Lysimakhos’un oğlu Aristides’in büyükbabasının adını ve Thukdides’in de dedesinin ismini almasıdır. Gelenekselliğin isimlerde bile taşınır bir örnek olarak okuyucunun karşısında olması, tartışılacak konunun kuyruğunun gösterilmesidir. Gençlerin eğitimini üstlenecek olan yetkin bir öğretmenin babadan oğula geçecek olan geleneği de – tutuculuğu – taşıması gerektiği açıkça görülür. Lakhes ve Nikias’ın babalarını kınamalarının nedeni de babalarının onları dilediği gibi serbest bıraktıklarından dolayıdır. Nikias ve Lakhes, bir otoritenin gerekliliğini böylece kendi şahıslarında göstermeye çalışmaktadırlar. Bunun göstergesel anlamı da Aristides ile Thukdides’in taşıdıkları adlara layık olmaları gerektiğinin belirtilmesidir. Socrates’in gençlerin eğitimine dair konuya dair olması Lakhes’in Lysimakhos’a göre, Socrates’in bu konularda yetkin birer örnek olduğudur. Lysimakhos ise Socrates’i doğru bir örnek olarak bulması ise, Socrates’in babasının – Sophroniskos- arasında hiçbir olumsuz münasebetin olmadığına dayandırır. Burada da ilginç bir ayrıntı gözümüze çarpar. Neden Lysimakhos, olumsuz bir münasebetin olmamasını herhangi bir tartışmanın olmamasını olumlu bulmaktadır? Çünkü yaşlılar için tartışmak bir tür
Felsefe
LakhesPlaton (Eflatun) · Say Yayınları · 2012394 okunma
10/10
·147 syf.··
Beğendi
·
2018 11. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2018 14:43
-İlk not olarak şunu belirteyim, bu eseri Kerem Eksen çevirisiyle birlikte okudum, kendisi bugüne kadar okuduğum en iyi çevirilerden birine imza atmış ki başkası çevirse Foucault okumak oldukça zor olabilir- İncelemeye geçeyim, Foucault'un bu eserinin 1983 yılında Berkeley Üniversitesi'nde 'Söylem ve Hakikat' adındaki altı dersinin kayıtlarından derlenmiş olduğunu belirteyim. Foucault bu derslerinde temel olarak 'parrhesia' sözcüğünden yola çıkıyor. Dilimize 'hakikati söylemek' olarak çevirsek de bu çevirinin kelimenin tam anlamı olduğunu söyleyemeyiz. -Zaten öyle olsa niye bir ders konusu olsun ki?- MÖ V. yüzyıl ile MS V. yüzyıllar arasında popüler olan bu kelime, zaman içinde de değişimlere uğramış ve Hristiyanlık'in daha geniş alana yayılmasıyla unutulup gitmiş. Foucault; Sokrates, Diogenes, Euripides, Kinizm, Sofizm gibi düşünürlerin ve düşünce akımlarının 'parrhesia'ya nasıl yaklaştıklarına bakarak bu kavramı da zihnimize sokuyor.
Felsefe
Doğruyu SöylemekMichel Foucault · Ayrıntı Yayınları · 2019529 okunma
Puan vermedi·368 syf.·
Beğendi
·
2017 132. kitabı
İlk defa, "Om Begrebet Ironi" adıyla 1841'de Danca'da doktora tezi olarak yayımlanıyor. Türkçe'de 2003'te Türkiye İ.B.K. Yayınları Sıla Okur çevirisiyle basılıyor. Elimdeki (aynı zamanda sitede olan) ise aynı çevirmenin İmge Kitabevi baskısı, bu da 2009 yılında basılıyor. İroni kavramının ele alındığı bu eserde Kierkegaard ironi'nin ne olduğunu düşünmeye başlamadan önce fenomenin yorumunu gerekli görür. Bu nedenle kitabın birinci kısmında Sokrates'in duruşunu resmeden, çağdaşları Ksenephon, Platon, ve Aristophanes'in Sokrates yorumları incelenir çünkü birçok düşünürün de öyle gördüğü gibi Kierkegaard da ironi'yi Sokrates ile başlatır. Ksenephon metinlerinde Atinalıların Sokrates'i ölümle cezalandırılmalarının ne büyük bir adaletsizlik olduğunu anlatmaya çalışır. Ve bu ereğin içindeyken de Sokrates'i o kadar masum olarak gösterir ki Sokrates'in cezalandırılması oldukça anlamsız kalır ki bu da Sokrates'in ironist kişiliğinden ziyade Atinalıların gaddarlığını ön plana yerleştirir. Ksenephon yorumlarında Sokrates'in ironisi görünmez onun yerine safsata(sofizm-bilgicilik) ön plandadır. Kiekggard'a göre Ksenephon Sokrates'i "anahtar deliğinden" ancak görebilmiştir. Onun Sokrates tasvirinin boşluklarını Platon doldurur. Sokrates'in Savunması, Şölen, Phaidon, Devlet gibi Platon eserlerindeki Sokrates yorumları incelenir bu bölümde. Platon'un Sokrates'i tanrısallığın dolaysız aracıdır. Öyle ki Kierkegaard Sokrates'in tümel üzerindeki etkisini, tümelle ilişkisini ifade ederken İsa ile Sokrates arasındaki paralelliği de gösterir. Bu, Tanrısalla ilişki içindeki ikincil birey, Tanrısal tarafından kışkırtılır, deyim yerindeyse kendi öznelliğinde bir çağa başlar ikincil birey. Kierkegaard şöyle diyor bu ikincil için; "Ya sözler bireyi yaratır, ya da bireyin varlık nedeni
Felsefe
İroni KavramıSoren Kierkegaard · İmge Kitabevi · 202098 okunma