Adı:
Lakhes
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050201611
Kitabın türü:
Çeviri:
Furkan Akderin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Lakhes
Lakhes
Platon, hiç kuşku yok ki düşünce tarihinin en önemli ve etkili filozoflarından biridir. Felsefenin kurumsallaşmasına ve felsefede yazılı geleneğin oluşmasına katkıda bulunmuş, iki dünyalı metafiziğiyle bütün bir Ortaçağ düşüncesini belirleyecek olan idealist felsefe geleneğinin başlatıcısı olmuştur. Hıristiyan Ortaçağ felsefesine ve İslam düşüncesine etkisi bakımından da ayrıca önem taşıyan Platon, düşünce tarihi boyunca tartışılan tüm problemleri yüzlerce yıl öncesinden ele almış ve ilk büyük felsefi sistemi inşa etmiştir.

Platon’un gençlik diyaloglarından biri olan Lakhes’in ana teması “cesaret” üzerine kurulmuştur. Kendisini hiç neden yokken tehlikeye atan kişi, Sokrates’in gözünde, cesur olmaktan ziyade çılgın, bilge ve iyi olmaktan çok, aptal ve güvenilmez biridir. Gerçek cesaret, dolayısıyla korkusuzluğun değil, bilgece bir korkunun, gerçekten korkulması gereken bir şey karşısında duyulan korkunun sonucu olmak durumundadır. Bu yüzden cesaret bilgelikten, iyi ve kötüye ilişkin bilgiden başka bir şey değildir. Bilge insan zorunlu olarak cesurdur. Yalnızca ahmaklar korkaktır. Böyleleri daha küçük iyileri korumak adına, daha büyük iyilerin uçup gitmesine göz yumarlar. Bunu ise salt bilgisizlikten yaparlar.
Korkaklık, kahramanlık ya da atılganlık değil de, bilgelikten yoksun olmadır.
72 syf.
·Beğendi
Lakhes diyalogu, Platon’un erken dönem socratik eserlerinden biridir. Bu eserin kapsamı diğer diyaloglar ile ilintili ise bile bir konuda kendine özgü bir tarafı barındırmaktadır. Eserde Socrates ellili yaşlarındadır ve Lysimakhos, Melesias, Nikias ve Lahkes ile Lysimakhos ve Melesias’ın oğulları yer almaktadır. Konu gençlere verilecek eğitimin ne türden içerikler, yetkinlikler barındırması etrafında dönmektedir. Lysimakhos’un oğlu Aristides ve Melesias’ın oğlu Thukydides canlı örnekler olarak yaşlıların önlerinde durmaktadırlar. İşin can alıcı noktalarından biri, Lysimakhos’un oğlu Aristides’in büyükbabasının adını ve Thukdides’in de dedesinin ismini almasıdır. Gelenekselliğin isimlerde bile taşınır bir örnek olarak okuyucunun karşısında olması, tartışılacak konunun kuyruğunun gösterilmesidir. Gençlerin eğitimini üstlenecek olan yetkin bir öğretmenin babadan oğula geçecek olan geleneği de – tutuculuğu – taşıması gerektiği açıkça görülür. Lakhes ve Nikias’ın babalarını kınamalarının nedeni de babalarının onları dilediği gibi serbest bıraktıklarından dolayıdır. Nikias ve Lakhes, bir otoritenin gerekliliğini böylece kendi şahıslarında göstermeye çalışmaktadırlar. Bunun göstergesel anlamı da Aristides ile Thukdides’in taşıdıkları adlara layık olmaları gerektiğinin belirtilmesidir.

Socrates’in gençlerin eğitimine dair konuya dair olması Lakhes’in Lysimakhos’a göre, Socrates’in bu konularda yetkin birer örnek olduğudur. Lysimakhos ise Socrates’i doğru bir örnek olarak bulması ise, Socrates’in babasının – Sophroniskos- arasında hiçbir olumsuz münasebetin olmadığına dayandırır. Burada da ilginç bir ayrıntı gözümüze çarpar. Neden Lysimakhos, olumsuz bir münasebetin olmamasını herhangi bir tartışmanın olmamasını olumlu bulmaktadır? Çünkü yaşlılar için tartışmak bir tür olumsuzluğu ifade eder. Bu yüzden de Socrates’i tanımayan onun babasının geleneğiyle güvenli bulur. Lahkes de Socrates’i doğru kişi olarak görmeyi yalnızca babasının iyi bir dost olmasını değil, yurdunu da onurlandırdığını görmekle bu isteği sağlamlaştırır. Tam da yaşlıların tutucu niteliğinin açık seçik olarak serimlenme örneği ile karşı karşıya gelmekteyizdir. Lysimakhos, son olarak tartışmaya geçilmeden önce gençlerin silahlı eğitim görmesinin doğru olup olmadığını Socrates’e sorar. Socrates ise buna olumlu yanıt vermekle beraber öncelikle karşı tarafı dinleme taraftarı olduğunu gösterir. Onun doğurtma yönteminin de nirengi noktasıdır bu. Öncelikle kimin savunduğu konuya ne kadar hakim olduğunu dinlemeye çalışır. Sözü ilk olarak yaşlı Nikias alıp tezini açıklamaya çalışır. Ona göre, silah kullanmada yetkin olan bir adam teke tek çarpışırken rakibinden, hatta birçok rakibinden korkmaz; bilgisi ona hep üstünlük sağlar. Burada Nikias, cesaretli olmayı korkmamayı, bilgiye sahipliği bir yetke olma biçimi olarak savunur. Bu bilgiye sahip olmayı da bir saygı ve güzel olanla bağdaştırır. Lakhes’de silah kullanmanın faydalı bir bilim olup olmadığını tartışarak katkıda bulunmaya çalışır. Yine de aralarında farklar vardır. Lysimakhos ise, bu iki farklı görüşü uzlaştırmak için Socrates’in oyunu hangi yönde kullanacağına göre bir karar vermesi gerektiğini söyler. Socrates ise çoğunluğun fikirlerinin doğru kabul etmeyi tehlikeli bulur ve rasyonel mantığı izleyerek örnekler sunar. Ona göre de her şeyin iyi ya da kötü olmasını eğitim belirleyecektir. Öte taraftan eğitim görenlerin bu eğitimi sofistlerden mi aldıkları ya da kendi kendilerine mi öğrendiklerini sorar. Socrates ise kimseden eğitim görmemiştir. Otodidaktik bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Nikias ise Socrates’in söylemlerini iyice tartmadan önce çok önemli bir noktayı vurgular. Nikias, amacının söylevcisinin kullandığı ağdalı retorik değil, söylevcinin düşüncesi ile eylemlerinin birbirine uygun olması gerektiğini ve bu uyumun önemli olduğunu ifade eder. Socrates ise kendisini savaşta da kanıtlamıştır ve bu da söylevlerinin ciddiye alınmasını olanaklı kılmaktadır. Socrates, onay aldıktan sonra söylevinin asıl ana noktasını oluşturan güçlü bir noktayı ifade ederek devam eder. Gençlerin eğitim görürken iyi ve kötüyü bilmelerini oluşturacak sey nedir diye sorar. Bunun erdemden başka bir şey olmadığı ortaya çıkar. Erdemi öğretmemiz için de erdemin ne olduğuyla ilgili bilgi sahibi olmamız gerekir. Sonuç olarak erdemin ne olduğunu bulmamız gerekir der. Ancak erdemin bir bölümünü ele almayı doğru bulur Socrates, çünkü erdemin kapsamı epeyce geniştir. Tartışma boyutu böylelikle inceden inceye kapsamını genişletir. Erdemin geniş kapsamlılığını ele alamayacağımıza göre, o halde erdemin hangi yönünü öncelikle ele almalıyız diye sorar? Tabi ki silah kullanmayla ilgili olan yönünü ele almalıyız; bu da genel inanca göre Cesaretten başka bir şey değildir. O vakit cesaret nedir? Nihayet diyalogun en önemli bölümüne geçiş yapılır. Cesareti tanımlamadan ne erdemi ne de bütün olarak – silah ile ilgili yönünü – gençleri eğitebiliriz.

Lahkes, Socrates’in cesaret sorusuna, bir adamın savaş alanında yerinde kıpırdamamasını örnek verir. Socrates ise ona, hücum ederek – söz gelişi kaçarak – savaşan İskitler örneğini verir. Demek ki cesaret yalnızca yerinden kıpırmamakla sınırlı değildir. Bu olsa olsa cesaretin küçük bir noktasını oluşturur. Gerçeği bilebilmemiz içinse şeyin tamamını tanımlamakla mümkün olur. Ve böylece Socrates, cesaretin tutku ile olan bölümünü, zevklerle ilgili olan kısımları da işin içine dahil edip cesaretin kapsamını genişletir. Socrates’in burada yapmak istediği şey ise, her durumda aynı olan bir cesaret tanımının olup olmadığını saptamak ve aradıkları şeyi elde edebilmek. Sözgelimi Socrates’ten bir örnek istense ve her durumda aynı olanın ne olabileceği sorulsa Socrates buna hız örneğini verir. Bence der, hız seste, yarışta ve öbürlerinin tümünde kısa zamanda çok şey gerçekleştirmek yeteneğidir diye açıklar. Cesaret örneğine katkı yapmaya çalışan Lakhes, ruh dayanıklılığı örneğini verirken Socrates bunu da yetersiz bulur. Çünkü bunun da akılla donanması gerekir. Cesaret akıllıca dayanıklılık olsa bu sefer hangi durumlarda dayanıklılığın akıllıca olduğunu bilmemiz gerekir. Cesaretin akıllıca olan yönü ise güzel, atikliğin akılsızca olması da çirkindir. Böylelikle cesaretin ne olduğu konusunun daha da genişletilip sınıflandırmayla doğrulanabileceği üzerinde sorgular devam edilir. Akılsızca olan dayanıklılığın cesaret olarak addedilmesi çirkini cesaret olarak almamıza sebebiyet veriyorsa, o halde sözlerimiz ve davranışlarımız arasında çelişkiler doğar. Çünkü dayanıklılığı cesaret ile aynı şey olarak alırsak düşeceğimiz akılsızca hatalar bizim söylemlerimizle pratiğimiz arasında çelişki doğurur. Bunun için bir ayrımın konulması şarttır. Cesaretin dayanıklılıkla bazen tanımlanabileceği kabul edilmelidir. Aksi takdirde cesaret ve dayanıklılık ile kurulan özdeşlik mantığı bizi korkunç sonuçlara götürebilir. Bu yüzden Socrates ve Lakhes’in düştüğü umutsuzluğu Socrates sürdürmeye çalışır. Burada dikkat çekici nokta ise, Nikias’in teori- pratik ( söz ve eylem ) birliğinin açıktan kanıtıdır. Socrates, umutsuzluk içinde umudu bulmuş gibidir. Bu da açık seçik bir cesaret örneğidir. Yılmadan araştırmaya devam etmek başka türlü tanımlanamazdı. Örnek vermek gerekirse, eylemde bulunup yarı yolda bu amacından vazgeçen yılgın birine cesaretli diyemeyiz. Aslında burada gerçekleşen şey, cesareti bütünsel olarak tanımlayamasak da, söz ve eylem birliğini devam ettirmek zorunluluğunun duyumsanmasıdır. Böylelikle araştırmaya devam edilip, suskun kalan Nikias, ava dahil edilmeye çalışılır. Filozoftan kaçış mümkün değildir. Socrates araştırmaya katılmışsa muhakkak oradaki hiç kimsenin saklanmasına imkan yoktur.

Nikias, tartışmayı alevlendirmek için iyi ancak yetersiz bir katkı sunar. Cesaretin bir çeşit bilgi olduğunu ifade eder ve böylelikle tartışma kaldığı yerden devam eder. Ancak Socrates, Nikias’ın cesaretin korkulması ve korkulmaması gereken şeyin bilgisi olarak görmesinde sofizm bulur. Ve bunun da cesaretin küçük bir parçası olduğunu ve asıl amaçlarının erdemi bulmak iken cesaretin bunun küçük bir parçasını teşkil ettiğini ifade edip, cesareti arama konusundaki arayışlarının başarısız olduğunu ifade eder. Yani, biz cesareti bulamadık der.

Socrates’in Nikias, Lakhes ve Lysimakhos ile olan tartışmaya nokta koyarken, trajik bir son ile tartışma sonlanırken çok önemli bir noktaya dikkat çeker. Bizim de eğitilmemiz gerekir der. Eğitimcinin de eğitilmesini akıllara getirir bu sorunsal. Çünkü eğitimciler kendi aralarında bütünlüklü bir sonuca ulaşamamıştır ve şeylerin küçük noktalarını tespit etmekle sınırlı kalmışlardır. O halde onların da eğitilmesi gerekir ! Konuyu Marx’a ve Rancierre’ye bağlayarak bu konuyu noktalamam gerekirse; eğitimci de eğitilmelidir. Çünkü şeylerin tanımlanmasında bile bu kadar güçlük çekiliyorsa- yetkin olanlar için – bir şeyi öğretmek kimin haddinedir? Özne olanın- öğretmenin- öğrenciyi nesne konumuna düşürmesi bu neden dolayısıyla çelişki barındırır. Şeylere hakim olanabilinseydi şeyler öğretilebilirdi. Bilgiye, hakikate sahip olabilseydik hakikati aktarabilirdik. Ne var ki bize asıl doğruyu veren bir yetkinlikten yoksun iken bilmeyen birine bilen olarak eğitim vermek olanaksızdır.
72 syf.
Cesaret üzerine bir sorgulamayı içeriyor bu diyalog. Diyalogda Lysimakhos ve Nikias adında iki karakter ve tabii ki Sokrates yer alıyor. Diyalog boyunca Lakhes’in yaptığı tüm cesaret tanımlamaları Sokrates tarafından tek tek çürütülüyor. :)

Sokrates (M.Ö. 469 - 399) Atina’da yaşamış ve hiçbir eser bırakmamış, yine de felsefe tarihi içinde önemi, özellikle ahlak ve insan sorunları ile ilgilenmiş sofistlere karşı bir sofist olmasıyla kabul edilmiştir.

Sokrates’e göre, cesaret olması için değer bilgisine ihtiyaç vardır. Yani, bir şeyler feda etme riskini ondan daha değerli şeyler için yaparsan bu cesaret olur.

Sokrates'e göre, evrensel bir tanıma ihtiyaç vardır ki zaten tanım her yerde ve her zaman geçerli olabilecek bir yapıda olmalıdır.

Kendisini hiç neden yokken tehlikeye atan kişi, Sokrates'in gözünde, cesur olmaktan ziyade çılgın, bilge ve iyi olmaktan çok, aptal ve güvenilmez biridir. Gerçek cesaret, dolayısıyla korkusuzluğun değil, bilgece bir korkunun, gerçekten korkulması gereken bir şey karşısında duyulan korkunun sonucu olmak durumundadır. Bu yüzden cesaret bilgelikten, iyi ve kötüye ilişkin bilgiden başka bir şey değildir. Bilge insan zorunlu olarak cesurdur. Yalnızca ahmaklar korkaktır.

Bu kitapta da Platon, sonuca varmıyor, Sokratik yöntem ve sorgulamalarla ilerleyen ve karşı görüşleri teker teker çürütmeler ve sonunda aklımızda sorularla bizi düşünmeye sevk ediyor.
72 syf.
·Puan vermedi
Lakhes cesaretin tanımının yapılmasının ne kadar zor olduğunu gösteren bir diyalog. Sokrates bile cesaretin kesin tanımını yapamasa da cesaretin başıboş bir kahramanlık ,anlamsız bir atılganlık ve cüretkârlık olmadığını söyler. Gerçek cesaretin uzun vadede neden daha çok neden daha az korkmak gerektiğine , neyin daha az neyin daha fazla tehlikeli olduğuna ilişkin bir hesaplama ,tartma ve ölçüp biçmedir. Sokrates açısından cesur asker , tehlikeyi hayatı pahasına korkusuzca karşıladığı için cesur değildir fakat ölüm ya da sakat kalma gibi başına gelmesinden korktuğu bir şeyi, savaşın kaybedilmesi , gözetimi altında bulunan askerlerin ölmeleri , ülkesinin esaret altına girmesi gibi daha çok korktuğu bir şey uğruna göğüslediği için cesurdur.
Silah kullanmasını bilen adam karşısındaki tek düşmandan, belki bir çok düşmandan bile, zarar görmez: bilgisi onun için her vakit bir üstünlüktür.
Platon
Sayfa 49

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lakhes
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050201611
Kitabın türü:
Çeviri:
Furkan Akderin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Lakhes
Lakhes
Platon, hiç kuşku yok ki düşünce tarihinin en önemli ve etkili filozoflarından biridir. Felsefenin kurumsallaşmasına ve felsefede yazılı geleneğin oluşmasına katkıda bulunmuş, iki dünyalı metafiziğiyle bütün bir Ortaçağ düşüncesini belirleyecek olan idealist felsefe geleneğinin başlatıcısı olmuştur. Hıristiyan Ortaçağ felsefesine ve İslam düşüncesine etkisi bakımından da ayrıca önem taşıyan Platon, düşünce tarihi boyunca tartışılan tüm problemleri yüzlerce yıl öncesinden ele almış ve ilk büyük felsefi sistemi inşa etmiştir.

Platon’un gençlik diyaloglarından biri olan Lakhes’in ana teması “cesaret” üzerine kurulmuştur. Kendisini hiç neden yokken tehlikeye atan kişi, Sokrates’in gözünde, cesur olmaktan ziyade çılgın, bilge ve iyi olmaktan çok, aptal ve güvenilmez biridir. Gerçek cesaret, dolayısıyla korkusuzluğun değil, bilgece bir korkunun, gerçekten korkulması gereken bir şey karşısında duyulan korkunun sonucu olmak durumundadır. Bu yüzden cesaret bilgelikten, iyi ve kötüye ilişkin bilgiden başka bir şey değildir. Bilge insan zorunlu olarak cesurdur. Yalnızca ahmaklar korkaktır. Böyleleri daha küçük iyileri korumak adına, daha büyük iyilerin uçup gitmesine göz yumarlar. Bunu ise salt bilgisizlikten yaparlar.
Korkaklık, kahramanlık ya da atılganlık değil de, bilgelikten yoksun olmadır.

Kitabı okuyanlar 56 okur

  • Burak Buğra Okur
  • Ezgi
  • Siyahnoktalıadam
  • a
  • Sevilay
  • Nemesis
  • Orkun Okur
  • Metehan Ertan
  • Ali ulusoy
  • Sinem

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.6 (1)
9
%22.2 (4)
8
%50 (9)
7
%16.7 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0