Kral Oidipus’u benim gözümden okumak, bir trajediyi izlemekten çok, bir yargılama salonunda bulunmak gibidir sanık da hakim de aynı kişidir. Sofokles burada kaderi bir sis gibi değil, bir kanıt zinciri gibi kurar. Adım adım. Kaçışı olmayan, ama inkarı mümkün bir zincir.
Oidipus’un hikayesi özünde basittir . Thebai’yi kasıp kavuran vebanın sebebi, eski kral Laios’un katilidir; katil bulunmadan şehir kurtulamaz. Oidipus, akla ve düzene inanan bir kral olarak bu görevi üstlenir. İşte trajedinin kalbi tam burada atar Aranan suçlu, arayanın kendisidir. Sofokles’in acımasız zekası, hakikati dışarıda değil, insanın kendi içinde saklar.
Ben bu metni okurken Oidipus’u kibirli bir zalim olarak görmüyorum. Tam tersine fazla dürüst, fazla cesur, fazla akılcı. Kehanetlere sırtını dönmesi bir inkar değil; insan iradesine duyduğu inançtır. Babasını öldürüp annesiyle evleneceğini öğrenince Korinthos’tan kaçması, suçtan değil, günahtan kaçma çabasıdır. Trajedi de burada doğar iyilikle atılan adımlar, felaketin yolunu döşer. Eski Yunan’ın o sert gerçeği erdem her zaman kurtarmaz.
Tiresias sahnesi özellikle çarpıcıdır. Kör kahin gerçeği görür gören kral kördür. Bu karşıtlık süs değil, omurgadır. Sofokles bize şunu söyler adeta ; Bilgi görmek değildir görmek de bilmek değildir. Oidipus gerçeği öğrendikçe özgürleşmez, zincirlenir. Çünkü bazı hakikatler insanı yüceltmez, parçalar.
İokaste’nin konumu da benim için önemlidir. O, kehanetleri küçümseyen, teselli etmeye çalışan, “fazla kurcalama” diyen sestir. Modern, makul, hatta koruyucu. Ama Sophokles bu sesi kurtarıcı yapmaz. Aksine, suskunluk ve kaçınma da suçun bir parçası olur. Trajedi yalnızca yapılanlardan değil, yapılmayanlardan da doğar.
Finalde Oidipus’un kendini kör etmesi bir ceza değil, bir sembolik adalettir. Artık gerçeği