Sakın Yakalanma Raskalnokov!!
Puan vermedi
Bence Suç ve Ceza bir cinayet romanından çok, insanın kendi ruhuna ne kadar yabancılaşabileceğinin hikâyesidir. Çünkü Rodion Raskolnikov’un trajedisi yalnızca birini öldürmesi değil; kendisini diğer insanlardan ayırabilecek kadar “üstün” olduğuna inanmak istemesidir. Roman boyunca kendi zihninde yeni bir benlik inşa etmeye çalışır; sıradan insanların ahlak kurallarına bağlı olmayan, gerekirse suç işleyebilecek biri olabileceğini düşünür. Ancak bu düşünceye tutundukça giderek parçalanır. Çünkü insan zihni teorilere inanabilse de beden, korku, yalnızlık ve vicdan başka bir hakikati açığa çıkarır. Sanki ruh, insanın kendine anlattığı yalanlardan daha eski ve daha dürüst bir yapıdır. Bence Rodion Raskolnikov’un asıl meselesi yalnızca “üstün insan” olmak değildir. Aynı zamanda acı çekmeden yaşayabilen biri olmak istemektedir. Cinayet, onun için yalnızca ahlaki bir sınırı aşmak değil; kendi insanlığının üzerine çıkıp çıkamayacağını test etme girişimidir. Ancak trajedisi tam da burada başlar. İnsanlığını aşmaya çalıştıkça en yoğun biçimde kendi insan oluşuna çarpar: açlığa, korkuya, hastalığa ve sayıklamalara. Çünkü insan yalnızca fikirlerden ibaret değildir. Roman boyunca beni en çok etkileyen unsurlardan biri de Rodion Raskolnikov’un vicdanıyla kurduğu ilişkidir. Sürekli vicdan azabı çekmediğini iddia etse de aslında romanın başından sonuna kadar vicdanının içinde boğulmaktadır. Bastırmaya çalıştığı suçluluk; hastalık, öfke, taşkınlık ve kendini ele verme isteğiyle sürekli yüzeye çıkar. Zaten romanın en trajik tarafı da budur. Çünkü onun bölünmesi cinayetten sonra başlamaz; o zaten en başından beri kendi içinde parçalanmış biridir. Cinayet yalnızca içindeki çatlağı görünür hâle getirmiştir. Ve bence Fyodor Dostoyevski’nin en rahatsız edici başarısı burada ortaya çıkar:
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Puan vermedi
"Sanatlı bir eser, sanatkârı icab eder..." İşte ey tabiata saplanan ve bataklıkta boğulmak derecesine gelen gàfil! Bütün mâzi ve müstakbele ulaşacak hikmetli ve kudretli mânevî el sahibi olmayan birşey, nasıl bu zeminin hayatına karışabilir? Senin gibi hiç ender hiç olan tesadüf ve tabiat buna karışabilir mi? Kurtulmak istersen, "Tabiat, olsa olsa bir defter-i kudret-i İlâhiyedir; tesadüf ise, cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlâhiyenin perdesidir" de, hakikate yanaş. Yirmi Beşinci Pencere Nasıl ki, madrub, elbette dâribe delâlet eder; san’atlı bir eser, san’atkârı icâb eder; veled, vâlidi iktizâ eder; tahtiyet, fevkıyeti istilzam eder, ve hâkezâ. Bütün umûr-u izâfiye tâbir ettikleri, biribirsiz olmayan evsâf-ı nisbiye misillü, şu kâinatın cüz’iyâtında ve heyet-i umumiyesinde görünen imkân dahi, vücûbu gösterir. Ve bütün onlarda görünen infiâl, bir fiili gösterir. Ve umumunda görünen mahlûkıyet, hàlıkıyeti gösterir. Ve umumunda görünen kesret ve terkib, vahdeti istilzam eder. Ve vücûb ve fiil ve hàlıkıyet ve vahdet, bilbedâhe ve bizzarure, mümkin, münfail, kesîr, mürekkeb, mahlûk olmayan, Vâcib ve Fâil, Vâhid ve Hàlık olan mevsuflarını ister. Öyle ise, bilbedâhe, bütün kâinattaki bütün imkânlar, bütün infiâller, bütün mahlûkıyetler, bütün kesret ve terkibler, bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücud, Fa’âlü’n-Limâ Yürîd, Hàlık-ı Küll-i Şeye, Vâhid-i Ehade şehâdet eder. Elhâsıl: Nasıl imkândan vücûb görünüyor; infiâlden fiil ve kesretten vahdet-bunların vücudu, onların vücuduna katiyen delâlet eder. Öyle de, mevcudât üstünde görünen mahlûkıyet ve merzûkıyet gibi sıfatlar dahi sâniiyet, rezzâkıyet gibi şe’nlerin vücudlarına katî delâlet ediyor. Şu sıfâtın vücudu dahi, bizzarure ve bilbedâhe, bir Hallâk ve bir Rezzâk Sâni-i Rahîmin vücuduna delâlet eder. Demek, herbir mevcud,
Alıntı
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20126,9bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Chibineko Mutfağı: Tariflerin Arasına Gizlenen Hayat
Puan vermedi
Bazı kitaplar kapağını bir yemek tarifiyle açar, ama birkaç sayfa sonra anlarız ki aslında anlatılan şey bambaşkadır. Chibineko Mutfağı da tam böyle bir yerde duruyor. Yuta Takahashi, mutfağı yalnızca yemek pişirilen bir alan olmaktan çıkarıp hafızanın, özlemin, yüzleşmelerin ve sessiz teşekkürlerin sahnesine dönüştürüyor. Okurken sık sık şunu düşündüm, elimdeki kitap bir tarif kitabı mı, yoksa gecikmiş duyguların, söylenememiş cümlelerin, ertelediğimiz hislerin listesi mi? Kitabı ilk elime aldığımda kapaktaki sıcaklık dikkatimi çekti. Sanki mutfağın kapısı aralanmış, içeriden buharla karışık bir ışık sızmış gibiydi. Sayfaları açtıkça bu his daha da güçlendi. Her tarif, sadece hangi malzemelerin ne kadar kullanılacağını anlatmıyor, aynı zamanda kimin için, hangi zamanda ve hangi ruh hâliyle hazırlandığını da hissettiriyordu. Bu dünyada hiçbir yemek sadece karnı doyurmak için yapılmıyordu. Her tabağın arkasında bir yüz, bir anı, bir eksiklik, bazen de bir telafi çabası vardı. En çok tariflerin arasına serpiştirilen küçük duygusal kırıntılarda kaldı gözüm. Bir çorbanın içine karışan özlem, basit görünen bir omletin üzerinde gezen sessizlik, tatlının tam ortasına saklanmış bir çocukluk hatırası… Yazar, mutfakta olup biten her şeyi hayatın içinden çekip çıkarıyor. Bir tencerenin başında beklerken zihinden geçen düşünceleri, yemek pişerken mutfağa yayılan kokuyla beraber ortaya çıkan geçmiş sahnelerini, sofraya oturduğumuzda aslında neyi paylaşamadığımızı ya da neyi sessizce paylaştığımızı görünür kılıyor. Chibineko Mutfağı, yalnızca mutfağın içini anlatmıyor, aynı zamanda iç dünyamıza açılan bir kapı gibi çalışıyor. Tariflerin satır aralarından eski konuşmalar, yarım kalmış cümleler, söylenememiş özürler ve bir türlü zamanında dile gelmeyen teşekkürler sızıyor. Mutfak
Edebiyat
Chibineko MutfağıYuta Takahashi · Athica Yayınları · 2024842 okunma
Puan vermedi·590 syf.··
2026 3. kitabı
Bu kitabı yıllar önce okumuştum ama dizisinin başlayacağını öğrenince tekrar sayfalarına göz atmak istedim. Başkomiser Nevzat'ı Nejat İşler oynayacakmış. Ben bütün serilerde Başkomiser Nevzat' ı okurken bu karakteri hep Ahmet Ümit in kendisi olarak hayal ediyorum. Belki de hüzünlü iç dünyasındandır. Nejat İşler e komiser Ali karakteri daha çok yakışırmış gibi geliyor. Ama Zeynepciğim için kimseyi bağdaştıramadım henüz. Diziyi heyecanla bekliyorum, umarım hayal kırıklığına uğratmaz. İstanbul Hatırası okurken insana istanbul'un tarihi mekanlarını usta bir tarihçi rehber eşliğinde geziyormuş hissi veriyor. Bildiğiniz yerlere bile tekrar tekrar gitme isteği uyandırıyor. Aynı zamanda geçmişteki olaylarla bağlantılı cinayetler ve başkomiser Nevzat'ın bunları çözeme esnasinda yasadiklari, psikolojisi, çalışma arkadaşları ile ilişkileri mükemmel kurgulanmis. Polisiye seven herhangi birinin bir solukta okuyacağını düşünüyorum. Kütüphanenizde bulunması gereken kitaplardan biri. Sosyolojik ve tarihi açıdan doyurucu bir eser. "Aya, aziz demek değil mi Başkomiserim?" "Evet, aziz demek ama kutsal daha doğru bir kelime galiba." "Yani buranın adı Kutsal Sofya mı oluyor?" "Öyle sayılır. Sofya, bilgelik demektir. Yani Ayasofya Kutsal Bilgelik anlamına geliyor. Bu kilise herhangi bir aziz için yapılmamış. Zaten o yüzden Fatih, şehri alınca kilisenin adını değiştirmeden camiye çevirtmiş."
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,1bin okunma
bir yemek nasıl yapılmaz? bir kitap nasıl yazılmaz?
1/10
·176 syf.··
2026 10. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2026 19:50
Mustafa Kemal'in en sevdiği yemeklerden birini kendisi hakkında okumalar yapan muhtemelen çoğu kişi bilir.. bu yemek, etsiz kuru fasulye; kendisinin ifadesiyle, yağlı fasulyedir.. peki bu yemek nasıl yapılır? şöyle; kuru fasulye, sıvı yağ, kuru soğan, salça, su, tuz gerekli miktarda temin edilir.. tencerenin içerisine önce eldeki sıvı yağ dökülür.. üzerine önceden doğranmış soğan eklenir.. soğanlar yağ içerisinde pembeleşinceye kadar kavrulur.. yağda kavrulan soğanın üzerine salça eklenir.. kısa süreliğine salça ve soğan bir arada karıştırılarak kavrulur.. devamında kavrulmuş salça ve soğanın üzerine kuru fasulye eklenir.. tencerenin içerisinde yer alan fasulyenin üzerine de miktarınca su ilave edilir.. bir süre sonra suda yumuşayan tencere içerisindeki kuru fasulyenin üzerine de gerekli oranda tuz ilave edilir.. ortalama yarım saat ocak üzerinde pişirilir.. evet, etsiz kuru fasulye ya da yağlı fasulye servise hazır.. ek: pişirilecek olan kuru fasulye pişirilmeden bir gün önce suya yatırılır, suda bekletilir.. yukarıdaki kuru fasulye yemeği tarifinin sıralaması yemeği yapan kişi tarafından değiştirilirse, ek olarak; fasulyeler bir gün önceden suda bekletilmezse, kuru fasulye ya yenilecek halden çıkar ya da tatsız tuzsuz, ne idüğü belli olmayan yavan bir yemeğe döner.. elbette bu tarifte malzemeler arası miktarın birbiri ile uyumu da önemlidir.. malzemeler arasındaki uyum oranı bozulunca da kuru fasulye yemeği, kuru fasulye yemeği olmaktan çıkar.. örneğin; bir gece suda bekletilmemiş kuru fasulyeleri, suyu malzemeye kıyasla bol yaparsanız, üzerine de tencereye önce fasulyeleri, sonra suyu, sonra soğanı, sonra yağı, en sonda da salçayı koyarak yaparsanız süreç sonunda tencere içerisinde göreceğiniz görünüşü bakımından büyük bir hayal kırıklığına uğratır sizi, damak
Mustafa Kemal Atatürk
Aylardan Kasım Günlerden PerşembeAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20254,458 okunma
Puan vermedi·214 syf.··
2025 34. kitabı
HATIRASI / MUSTAFA GÜNERİ BİR KÖY ENSTİTÜLÜNÜN KALEMİNDEN VE OBJEKTİFİNDEN (1941-1951) Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nün kuruluşunda yapı sanat kolu başkanlığını üstlenerek 1941-1951 yılları arasında bu görevi sürdüren eğitimci Mustafa Güneri, fotoğraf makinesini elinden hiç düşürmedi. Bu eğitim kurumunun, öğrencilerinin ve öğretmenlerinin emeğiyle bozkırda yoktan var edilişinin ve gelişiminin her aşamasını görüntüledi. Köy Enstitüleri’nin on beşincisinin Ankara'da kurulmasına karar verilir. Ankara-Kayseri demiryolu üzerinde, Ankara'ya 35 km. uzaklıktaki Hasanoğlan köyü uygun bulunur ve çalışmalar başlar. İlk temel 10 Temmuz 1941 tarihinde atılır. Sonrasında diğer enstitülerden gelen öğrenci ve öğretmenlerle adım adım yol alınır. Enstitünün planı Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nin öğretmenlerinden oluşan jüri tarafından, Yüksek Mimar Orhan Aru, Orhan Safa ve Ahmet Kuruyağız'ın projesi uygun görülür. Neler yoktur ki projede... Okul binaları, yatakhaneler, ahırlar, kümesler, malzeme depoları, sergi salonları, öğretmen evleri, açık hava tiyatrosu, futbol-voleybol-hentbol sahaları, yüzme havuzu, çamaşırhane, hamam... Bozkırın ortasında suyun, elektriğin, ulaşımın olmadığı bir yoklukta, adım adım ilerleyen müthiş bir çaba ve başarı öyküsüdür Hasanoğlan. Kilometrelerce uzaktaki yoldan araç olmadan tamamen insan gücüyle taşınan malzemeler, köyden borularla taşınan su, elektrik olmadığı için kendi emekleri ile yaptıkları dinamo ile çalıştırılan radyo ve daha neler neler. "İş içinde, iş aracılığıyla, iş için" ilkesiyle diğer okullardan ayrılan Köy Enstitüleri modeli, daha sonra UNESCO tarafından "Bütün gelişmekte olan ülkelere örnek olacak bir eğitim sistemi" olarak nitelendirilecektir. Mustafa Güneri'nin notları ve çektiği onlarca fotoğrafla zenginleşmiş
1000Kitap
Hasanoğlan HatırasıMustafa Güneri · Türkiye İş Bankası Yayınları · 201443 okunma