Acınızı açmak ya da açık etmek, karşınızdakilerin ve çevrenizdekilerin pervasızlaşması, giderek hoyratlaşması, hatta hükümranlaşması risklerini de taşır. ("Ah, düşmeye gör!" der ya eskiler...)
Öyleleri felaketleri sever ve anlattırmak isterler. "Hadi bir daha anlat," diye el çırparlar. "Anlat, nasıl düştün? Çok mu acıdı canın? O ne yaptı peki? Gelmedi, değil mi? Kimse yardım etmedi sana!..."
Başkalarının acılarıyla hem beslenen hem de bu ziyafeti ilişki kurma biçimine dönüştürmüş insanlardır bunu yaparlar. Gözlerine kestirdikleri avlarına somut bir acının içindeyken yaklaşırlar. İnanılmaz bir destekle. İnsan üstü bir merhametle. Minnet bağını böyle yaratır, avladıklarının ruhlarında ve acılarında böyle kurarlar tahtlarını
Üzerlerinde bir çeşit hükümranlık ya da emir-itaat ilişkisini kurdukları kişilerin başarılarındansa hiç hoşlanmazlar. İlişkinin varlık sebebi ortadan kalkmış olur ve hızla yıkılır. Ardından da şöyle derler: "Ben onun ne hallerini bilirim! Bir kuru ekmeğe muhtaç olduğu, beş kuruşsuz günlerini bilirim! O adam ona şunu şunu yaptığında nasıl ağladığını bilirim!..."
Torpil beni sevmedi hiç. Torpili, soyut bir kavram olarak düşünenler yanılıyorlar. Torpil, dalgınlığını şuurlu bir şekilde sergileyen adamların ceketlerine ve masalarına ilişmiş somut bir kavramdır. Torpil; bazen hiç ummadığınız kısalıkta bir müdür, çarpık bacaklı, şaşı bir kadın, göbeği kendinden önce yola düşen tıknaz bir patron, lise mezunu bir memur olabilir. Hatta torpil, kartvizit bile olabilir.
Siyasi konular söz konusu olduğunda, somut sorunlara makul çözümler bulmak için rasyonel yeteneklerini kullanan özerk vatandaşlardan ziyade, takımlarına tezahürat yapan fanatik holiganlar gibi davranan ideolojik partizanlar haline geliyoruz.
Bazen düşünüyorum da acı, en somut fiziksel acı, dünyadan ayrılmamızı kolaylaştırmak için gönderilmiş olmalı. O korku dolu saatlerde en korkunç olayı düşünmemek için. Asıl mesele şuradaki sıkışma, parçalanma, kemiğin iliğine saplanan o keskin sancıyla baş etmektir (bu aşamadaki metastazlı kemik acısının en dayanılmaz ağrılardan biri olduğu söylenir), içine işleyen o bıçağı biraz da olsa köreltmektir. Ve insan kendine şöyle der – böyle acı çekmektense iyisi mi şimdi, hemencecik öleyim. Acının fiziği, insanı ezici boşluktan ve yüz yüze geldiği ölümün o metafizik hiçliğinden kurtarır.
Yaşam ve ölüm hakkında kayda değer bir fikir sahibi olabilmek için önce yaşama ve ölüme dair somut bilgi sahibi olmak gerekiyordu. Çünkü konu bu kadar ağır olunca, sözcükler en az onları taşıyan nefes kadar hafif kalıyordu.