Ölüm kararı verilene kadar, soluk aldığımı, hareket ettiğimi, diğer insanlarla aynı ortamda yaşadığımı hissetmiştim; şimdi dünyayla aramda bir sınır olduğunu kesin bir şekilde kavrıyordum.
“Kocamda benim küçük şantajlar diye adlandırdığım şeyler yapma takıntısı var. ‘Küçük, ’ diyorum çünkü hedefleri önemli değil; ve sanırım gerçekten farkına bile varmıyor. Bunu kötülük olsun diye yapmıyor, ama yine de sinir bozucu. Örneğin, çalışma ritmlerimiz nedeniyle çok ender gördüğüm en iyi arkadaşım Gerard’la bir akşam sinemaya gitmeyi planlasam, kocam o akşamı daima başka bir şeyle ‘değiş tokuş eder. ’ Son kez, bir ay önce, ‘Tamam, yarın bana şu iş yemeğinde eşlik edersin, ’ dedi. Bu toplantılardan dehşete kapıldığımı ve mümkün olduğunca kaçındığımı biliyor. Genellikle tek başına gider. Fakat ‘aşılabileceği’ bir karşılık varsa yararlanır.
Cebindeki son parayla tanımadığı insanlara rakı ısmarladığını, her gece babasına ölmekte geç kaldığı için küfrettiğini. Bunları anlatırken sesinde herhangi bir pürüz, bir üzüntü belirtisi olmuyor.
“Zaman zaman, değer mi diye düşünürdüm; bu insanların eline bir armağan verip bir süre sonra geri almaktansa hiçbir şey yapmamak daha iyi olmaz mı? Bir acımasızlık vardı bu işte. Ben de bunu katlanılmaz buluyordum çoğu kez. Yetişkin kadınlarla erkeklerin dizlerinin üstüne çöküp bir gün daha kalayım diye yalvarmalarına, gözyaşlarına, çığlıklarına, çılgınca yakarışlarına tanık olmak. Bazıları hasta numarası yapar - baygınlık geçirirmiş ya da bir yerlerine inme inmiş gibi davranır -, bazıları bile bile kendilerine zarar verirlerdi.”
Elbette son derece bilgili çocuklar da var ama bilgili olmak hayata hazır olmak anlamını taşır mı?Ayrıca zaten bilgi bombardımanı altında olan bir dünyada çocukların başka bilgilere gereksinmeleri var mı?Bilmeye gereksinme duyuyorlar mı?Bilimsel bilgi konusunda Avrupa'da son sıralarda yer alıyoruz. İlkokul öğrencisine matematik öğretmek için üniversite diploması gerekli midir, diye sruyorum kendime. Daha iyi eğitimli bir kişinin daha bilgili çocuklar yetiştirmesi beklenirse de onların kafaları daha karışık görünüyor. İlkokul bire giden yeğenimin ders kitabında şöyle yazıyordu:"Eşit değerli denklemleri işaretle." Çaresiz bakışlarla benden yardım dilenen minik kıza ben de aynı çaresiz bakışlarla yanıt verdim. İlkokul ikideki öteki yeğenime ise şunu sordum: "1+1 kaç yapar?" O da gururla yanıtladı: "11." Oysa ben ilkokul bire giderken bir kiraz artı bir kirazın iki kiraz ettiğini biliyordum ve bu konuda hiç kuşkum olmamıştı