Yaşamayı arzu etmeyen bir hayat, sona erme yoluna girmiştir.
9/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 20:09
Martin Eden alt sınıftan gelen bir denizcidir ve arkadaşının ailesi burjuvazi bir ailedir. onlara gittiği bir yemekte evin kızı olan Ruth'a vurulur ve ne kadar bilgili olduğunu görerek kendi cahilliğini görmemişliğini saklamaya çalışır. O günden sonra kendini okumaya, edebiyata ve felsefeye verir. o yükseliş ona çok şeyler kazandıracakken başarının anlamsızlığa dönüştüğü bir yolculukta buluverirsiniz kendinizi. Toplumdaki insanların değer yargısının yüzeyselliğini görürsünüz. Yazar bireysellik ile sosyalizm arasında bir gerilim kurmuştur. Martin bireyci ve kendi çabası ile yükselmek istemektedir. Toplum ise başarıyı onayladıktan sonra Martini kabul eder. Martin öğrendikleri ile mutluluğu yakalamıştır. Onun fakir olduğu dönemlerde yüzüne bakmayanlar yazdığı yazılar para etmeye başlayınca burjuva sınıfına sokmak isterler. Bu iki yüzlülüğü çok içerleyen Martin içine kapanır. Yanlızlığa ve anlamsızlığa sığınır. Başarı mutluluk getirmemiştir. Çok etkilenerek okuduğum bir kitap oldu. son sayfasına kadar zevkle okudum. Kitabın hiçbir bölümünde sıkılmadım. Tavsiye ederim. 477 sayfada yazılan şiirin hoşuma giden kısmını paylaşmak isterim "Bir canlı sonsuza dek ömür sürmez Ölü adam hiçbir zaman dirilmez En yorulmuş nehir bile dinlenmez Denize ulaşmadan salimen."
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
Puan vermedi·312 syf.··
2026 32. kitabı
SALLY PAGE – HİKÂYE KOLEKSİYONCUSU Selam arkadaşlar, nasılsınız? Okumalarınız nasıl gidiyor? Havaların iyice ısınmasıyla birlikte benim okuma hızım da biraz düştü açıkçası. Bu dönemlerde uzun uzun konsantre olmayı gerektiren, ağır ilerleyen kitaplardan çok, elime aldığımda beni yormayan ve sayfaları kendiliğinden akıp giden kitaplara ihtiyaç duyuyorum. Hikâye Koleksiyoncusu da tam olarak böyle bir kitap oldu benim için Ön yargısız başladığım ama sayfalar ilerledikçe giderek daha çok sevdiğim kitaplardan biri oldu. İlk bakışta sakin ilerleyen bir roman gibi görünse de aslında insanların görünmeyen yaralarına, yalnızlıklarına, kayıplarına ve birbirlerinin hayatlarına nasıl dokunduklarına dair oldukça sıcak ve samimi bir konu anlatıyor. Kitabın merkezinde Janice var. Temizlik işleri yapan Janice'in en büyük özelliği insanları dinlemeyi sevmesi. Gittiği her evden, tanıştığı her insandan küçük küçük hikâyeler topluyor. Fakat başkalarının hikâyelerini büyük bir ilgiyle dinleyen Janice, kendi hayatını ve kendi hikâyesini anlatmaktan özellikle kaçıyor. Kitap boyunca hem topladığı hikâyeleri okuyor hem de Janice'in geçmişine ve iç dünyasına biraz daha yaklaşıyoruz En sevdiğim şeylerden biri karakterlerin gerçek ve derinden hissettirmesiydi. Kitaptaki insanların kusurları, pişmanlıkları, yalnızlıkları ve umutları vardı. Bu yüzden okurken onlara yabancılaşmak yerine yakın hissettim. Kitapta sık sık durup düşündüğüm yerler oldu. Her insanın içinde taşıdığı, dışarıdan görünmeyen bir hikâyesi olduğunu bir kez daha hatırlattı bana. Günlük hayatın koşuşturması içinde yanından geçip gittiğimiz insanların bile kim bilir neler yaşadığını düşündürdü Sally Page'in kalemi oldukça sade ve akıcı. Karmaşık ve yorucu olaylarla okuyucuyu etkilemeye çalışmak yerine karakterlerin duygularına
Hikaye KoleksiyoncusuSally Page · The Kitap Yayınevi · 2023123 okunma
Reklam
Ölmem ya da yaşamam neye gerek?
Puan vermedi
Bir hikaye kahramanının ya da karakterinin, bir efsaneleşmiş gerçek tanınmış kişinin, sıradan bir insanın ve gerçek (?) öznenin (senin/sizin) ölümü hakkında paralel ve asimetrik dağılan düzleminde toplumun ağır görünür ya da görünmez etkisinin yayıldığı oldukça olağan bir durumun yani ölümün oldukça olağan bir anlatısıyla karşılaşıyoruz kitapta. Hemen ansızın ölmek üzerinden değil bu, doktorların laf salatası yaptığı hastanın ölünceye dek boğazından geçirmeyi hedeflerine koymayı düşündükleri türden. Vakit belirsiz ama yakın olduğu kesin. Ivan İlyiç hayatına bakıyor, tüm yaşadıklarına... Ama bir dakika, yaşamak söz konusu ölümken fazla kaçmadı mı? (İtirazım Var, Müslüm Baba'dan iyi gider) Hem... Gerçekten yaşamış mıydı? Oldukça işinde usta, titiz bir yargıcın yüzeyde hiç sorunu olmayan bir hayatı var, öyle değil mi? En azından herkes tarafından bilinen bu. Kitap öyle acımasız bir başlangıç bölümü sunuyor ki aklımda kalanlar olarak ilk karakterin toplumdaki kimliği geliyor, eh tabi bu benliğini de yontuyor. Üçüncü kişi anlatımın tanrısal bakışına kapılmam beni de hikayenin hem dışına hem de birebir içine dahil etti, Ivan İlyiç olurken bir baktım ki o çekilmez aile üyelerinden herhangi biriyim, düşüncesi bile korkunçtu ama işte kitap, düşüncesini akla getirdi ya işte orada hakkını vermek lazım; okuduğum zaman düşünmeye özellikle de empatiye itmesini ki bunu da dolambaçlı yollardan yapmıyor, tekniği falan diye bir yerlerde geçiyor mu bilmem ama anladığım kadarıyla yaptığı yalnızca iyi bir gözlem ve objektif bakış açılarının hakiminde karakterleri görmemizi sağlaması. Gaius'un (Sezar'mış) ölümlü olmasına tümdengelimle bahseden yerde Ivan İlyiç kıyasa geçiyor tıpkı cenazesinde en yakın dostu dediği kişinin bile yaptığı gibi (Ölen ben değilim, şükrü). "Gaius hiç
Yaşamak Gerek
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
9/10
·430 syf.··
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 20:12
Khaled Hosseini’nin Uçurtma Avcısından sonra en çok merak ettiğim kitabı buydu. Hakkında sayısız övgü ve yorum görmüş, bu yüzden beklentimi oldukça yükselterek başlamıştım. Daha ilk sayfalardan itibaren ise Hosseini’nin okurunu duygusal olarak neyin beklediğini ustalıkla hissettirdiğini fark ettim. Henüz ilk 20 sayfada bile bu hikayenin kolay okunup geçilecek bir hikaye olmadığını, aksine insanın içine ağır ağır yerleşecek bir yük taşıdığını hissettiriyor. Bin Muhteşem Güneş, yalnızca Meryem ve Leyla’nın hikayesi değil; aynı zamanda savaşların, ideolojilerin ve erkek egemen düzenin gölgesinde yaşam mücadelesi veren milyonlarca Afgan kadınının sesi. Hosseini, Afganistan’ı bir fon olarak kullanmakla yetinmiyor; onu acıları, umutları ve yaralarıyla yaşayan bir karaktere dönüştürüyor. Bu yüzden kitap boyunca sadece olayları takip etmiyor, o dünyanın içinde nefes alıp veriyormuş gibi hissediyorsunuz. Romanın en etkileyici yanı, okuru karakterlerle kurduğu güçlü bağ sayesinde empatiye zorlaması. Özellikle Meryem’in yaşamı boyunca maruz kaldığı dışlanmışlık, sevgisizlik ve fedakarlıklar insanın yüreğinde derin bir iz bırakıyor. Onun sessizce taşıdığı yükleri okurken zaman zaman öfkelendim, zaman zaman çaresiz hissettim. Bazı karakterler okunur ve unutulur; Meryem ise kitabın son sayfasından sonra bile insanın zihninde yaşamaya devam eden karakterlerden biri. Khaled Hosseini’nin en güçlü taraflarından biri, dramı yalnızca gözyaşı döktürmek için kullanmaması. Acının içinden sevgiyi, umudu ve insan ruhunun dayanıklılığını gösterebilmesi, eserlerini bu kadar etkileyici kılıyor. Uçurtma Avcısı nasıl beni derinden sarsmışsa, Bin Muhteşem Güneş de aynı etkiyi bıraktı. Bazı kitaplar hikayelerini anlatır; bazıları ise okurun kalbinde bir iz bırakır. Bin Muhteşem Güneş, benim için
Roman
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,3bin okunma
Hikaye
Puan vermedi·440 syf.··
2026 76. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 20:15
Üzüntüyle, sevinçle bir seri daha bitti. Aile hikayeleri o kadar sıcacık ki anlatılmaz okunur hesabı bu nedenle elimden bırakamadım okudukça okutturdu kendini bırakamadım bir türlü. Defnenin ömerle olan hikayesi kalbimi kırarken, dönüş ve serdarın hikayesi beni paramparça yaptı ama en çokta dönüşe üzüldüm, ağladım. Sonunda serdara ne olduğunu, nasıl olduğunu da görmek isterdim neyse ben kendim mutlu son olarak görüyorum. Kitabın etkisinden çıkarmıyım bilmiyorum. Çıksam bile bu süreç ne kadar uzun olur kestiremiyorum bile. Diğer kitapta olduğu gibi somer ve annesine yine sinir oldum belki yersizdi ama sinir olmamak elde değildi ama neyse ki çok fazla yer almıyorlardı kitapta.
Kalbimin Can Mayasıİclal Aydın · Artemis Yayınları · 20194,818 okunma
Büyülü gerçeklik severseniz, bu kitap tam size göre...
Puan vermedi·464 syf.·
2026 44. kitabı
Gabriel Garcia MarquezGabriel Garcia Marquez öyle bir dünya kurmuş ki, fantastik unsurlar hiç göze batmadan gündelik hayatın sıradan bir parçası gibi çıkıyor karşımıza. Birbirine zıt görünen unsurları harmanlayıp bu kadar ustaca sunması hem hayal gücünü hem de kaleminin kuvvetini bizlere gösteriyor. Kitap kesinlikle tekdüze ilerlemiyor, muazzam bir katmanlar bütünü. Her deştiğimizde altından bambaşka bir insanlık hali çıkıyor. Bir yanda insanın iç alemine ayna tutarken, diğer tarafta çok önemli toplumsal sorunlara dikkat çekiyor. Güç savaşlarının ve toplumsal yozlaşmanın insanı nasıl etkilediğini gözler önüne sermiş. Kitapta insana dair ne varsa, en saf masumiyetten en karanlık hislerine kadar her şey var. Karakterlerin yaşamlarımda mücadeleyi, merakı, istekleri, tutkuyu, hırsı, çaresizliği derinden hissetmek mümkün. Yazar, insan ruhunun röntgenini çekip önümüze koymuş diyebilirim. Bu kitabı okumak bir yanıyla oldukça yorucu bir deneyim oldu. Aynı isimleri taşıyan Aureliano ve Arcadio karakterlerinin içinde kaybolmamak için fazlaca çaba sarf etmek gerekiyor. ​Ancak tüm bu zorluğuna rağmen, dilinin akıcılığı ve kurgusu sayesinde elimden bırakamadığım, son derece dikkat çekici bir kitaptı. Beni en çok etkileyen Ursula oldu. Erkekler savaş ve hırsları uğruna savrulurken, bir yandan kızlarıyla diğer taraftan torunlarıyla aileyi bir arada tutma çabası takdire şayandı. Amaranta'nın Rebeca ile yaşadığı çatışma ve kıskançlık ise, bir insanın içten içe nasıl tükenebileceğini gösterdi. Ve Jose Arcadio Buendia... Melquíades'le olan dostluğu, yeniliklere olan merakı, azmi, Tanrı'yı görmek için verdiği mücadele ve ölümsüzlük arayışının sonunda, pes edişi ve insanın ölmek, toprağa dönmek için dünyaya gelişini kabullenmesi... Ailenin kendi içine dönük o çarpık ilişkileri, aslında dış dünyaya kapanmış bir toplumun
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma
Reklam
Reklam