Pierre Rivière

10/10
·204 syf.··
2017 14. kitabı
Kulaklıktan içime yayılan Göksel Baktagir’in Muhayyer Kürdi saz semaisinin hüzünlü ve bir o kadar da ihtiraslı nağmeleri içimde fırtınalar koparıyor. Bir yandan melodinin çok tanıdıkmış gibi gelme hissinin yaşanmışlıktan mı yoksa yarım kalmışlığın iç yakan doyumsuzluğundan mı kaynaklandığını bir yandan da bir romanın ya da bir öykünün kaç ana unsurdan oluştuğunu düşünüyorum. Aslında subjektif ve bol cevaplı bu soruları neden sorgulayıp, bir ateş topuna dönüştürüp kucağıma bıraktığımı da anlamış değilim. Konuşula konuşula yorgun düşmüş konuların asırlık, spekülatif muhabbetlerin konusu olduğunu öğreneli çok oldu aslında. Kaç unsur? Çok mu? Galiba öyle. İyi de çok demek bir cevap değil bir kaçış olur. Bu çok düşündüğüm konuya aşinayım aslında. İyi yazar kimdir? Aslında aranması gereken cevap bu olmalı değil mi? İki elbette. Benim baktığım soyutlama düzeyinden böyle görülüyor. Sadece iki. İlki üslup ikincisi geriye kalan her şey. Üslup, yazardır. Tarzıdır yazarın. Tematiğine yaklaşma tarzı. Söz söylerken, konuyu, olayı aktarmak için seçtiği kelimeler, kelimelerden kurduğu cümleler, cümleleri örme biçimidir. Üsluba yazarın olay örgüsünü oluşturma tarzını da koyabiliriz. Üslubun en üstünde kavramları yeniden tanımlama süreci yatar ki, her yazar buna kalkışmaz, kalkışamaz. Kalkışan, kalkışıp da başaran yazar eninde sonunda, bunu kendi görmese de, rastlantıyla yol alan değil bir zorunlulukla seçilen olur. A.H.Tanpınar, O.Atay, O.Pamuk gibi. Son zamanlarda Türk okuru romana kendi soyutlama düzeyinden bakmak yerine, sanal çok oyun oynamanın yan etkisinden midir nedir, işi güzel söz avlama oyununa dönüştürdü. İyi ama soyutlama düzeyi oralara getirilir ve bu halin edebiyat olduğu misnomerine düşülürse eğer, Türk ve Dünya edebiyatının en büyüğü Kahraman Tazeoğlu olur! (Bu
Anket
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·724 syf.··
2017 15. kitabı
BİR OKUMA SERÜVENİ OLARAK TUTUNAMAYANLARA FARKLI BİR BAKIŞ 1979 kışıydı. Kağıthane askeri kışlasının büyükçe bir salonunda oturuyorduk. Tiyatro ve sinema salonuydu galiba. Toplu gözaltıların en büyüklerinden biriydi. Galiba birkaç yüz kişi vardık. İTÜ-Maden binasından derdest edilmiştik. Sahnede bir arkadaşımız çaldığı sazın yanık sesine melodik sesiyle eşlik ediyordu. “Aldırma Gönül”ü söylüyordu. İsmini çoktan unuttuğum, galiba Halkın Kurtuluşundan bir arkadaşım, bu şarkı beş para etmez, dedi, hapis yatmaya, mücadele etmemeye teşvik ediyor. Parça hakkında öyle düşünmesek de yaşama bakışımız bu minvaldeydi. 1970’lerin başından itibaren düşünsel hayat tamamen Sosyalist, Marksist politizasyonun hegemonyasına girmişti. Kitaplardan sadece toplumsal gerçekçileri okurduk. Sadece biz öğrenciler değil, Türk aydınlarının çoğu öyleydi. İşte bu havada yayınlandı Tutunamayanlar’ın ilk cildi. Yayınlanır yayınlanmaz kendini eleştirel bir suskunluğun içinde buldu. Belli ki yazar anlaşılamamış belki de yok sayılmak istenmişti. Eğer TRT roman ödülünü almasa satın alıp kapağını açan olmazdı eminim. Elimde istatistikleri yok ama çok az satılmış olmalı. Çünkü 1982-83 yılına kadar koskoca okul çevresinde okuyan hiç tanıdığım olmamıştı. Peki neden? Çünkü Tutunamayanlar’da küçük burjuvaziden, onun hayata bakışından, bunalımlarından bahsederken onlar kötülenmiyor, devrimci olmamakla suçlanmıyor, lümpenlik yaftası yapıştırılmıyor ve hatta onlardan sevgi ve anlayışla söz ediliyordu. İşte tüm bunlar Zeitgeist’e tersti. Aydınlar bir yandan dinin sunduğu öbür dünya cennetini aptalca bir ütopya olarak görürken, diğer yandan dünyada bir cennet olan Komünizmi zorunlu bir gerçeklik, bir toplumsal final olarak yüceltiyorlardı. Memleketi kurtarma modası vardı o zamanlarda ve bu eseriyle yazar, işte
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun, Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?
Terkib-i Bend VIII
Kadın
Ancak, Ei Ülkesinden ayrılmadan Konfüçyüs’ün söylediği son sözler şunlar oldu: İsterdim insanoğlu aklı mantığı bile... Ama serde kadın var, mantık bile nafile...
Albatros
Sis, bulut demedi, direğe tünedi, Geldi dokuz akşam geminin peşinden Ve gece boyu, sis varken koyu, Bembeyaz ışıdı Ay, beyaz sisin içinden
Sayfa 48 - Şavkar Altınel