Her bir sahnesini yüzde yüz kontrol altında tutarak yaşadığımız bu hayatı sonradan istediğimiz gibi montajlayabileceğimizi bilsek, acaba rolümüzü daha doğal, daha arzulu, daha gerçekçi, daha iyi mi oynardık?
" Her kadından yeteneğine göre, her erkeğe ihtiyacına göre"
"Karl Marx'a atfedililen bu sosyalist sloganın aslı şöyledir; herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre."
Burada beni asıl etkileyen şey, Atwood'un Marx'a saldırması değil. Atwood'un ideolojilerin nasıl kullanılabildiğini göstermesi. Çünkü tarih boyunca neredeyse her büyük ideoloji benzer bir kader yaşadı. Dinler insanları özgürleştirmek için ortaya çıktı, baskının aracı oldu. Milliyetçilik bağımsızlık hareketleri yarattı, sonra baskıcı rejimlere dönüştü. Sosyalizm eşitlik vaat etti, bazı yerlerde bürokratik tahakküme dönüştü.
Demokrasi özgürlük getirdi, bazı yerlerde çoğunluk zorbalığına dönüştü. Atwood'un işaret ettiği yer tam da burası gibi geliyor bana: Fikirler tehlikeli değildir.
İnsanlar fikirleri araçsallaştırdığında tehlike başlar.
Bir de cümlenin altında çok karanlık bir şey var. Gilead'da kadınların değeri insan olmalarından kaynaklanmıyor. Sahip oldukları işlevden kaynaklanıyor. Doğurgan mısın? O zaman değerlisin. Değil misin? O zaman değersizsin. Bu yüzden sloganın değişmiş hali bana Marx'tan çok kölelik düzenlerini hatırlatıyor. Çünkü kölelik de insanı insan olarak görmez. Bir fonksiyon olarak görür. Bir üretim aracı olarak görür. Gilead da aynı şeyi yapıyor. Sadece dili değiştiriyor.
Bunların yanı sıra farklı bir soru daha gözüme çarpıyor.
Bir ideolojinin gerçekten ne söylediği mi önemlidir, yoksa iktidarın onu nasıl kullandığı mı?
Çünkü tarihe baktığımızda insanlar çoğu zaman kötü fikirlerin değil, iyi fikirlerin yozlaşmış versiyonlarının altında ezilmişlerdir. Belki de Atwood'un bu dipnotla yaptığı şey tam olarak budur.
Bize sloganı değil, sloganın başına neler gelebileceğini göstermektir. Ve bu yüzden o küçücük cümle, bana göre yalnızca Marx'a yapılmış bir gönderme değil;
"İşte şimdi son soru geliyor," dedi. "Çocukları sevmeyen, hamile kadınlardan iğrenen bir adam neden çocuk sahibi olmak istesin ki? Eğer bu sorunun cevabını ne kadar çabuk bulursan, Henry Clark'a ne olduğuna dair gerçeğe de o kadar çabuk yaklaşmış olursun."
Akıl sağlığı alanında çalışan çoğu kişi için de aynısının doğru olduğuna inanıyorum.Bu iş bizi çekiyor çünkü hasarlıyız; kendimizi iyileştirmek için psikoloji okuyoruz.Bunu itiraf etmeye hazır olup olmadığımızsa başka bir soru.
Biri bana, biraz da alayla, "Sizin varlığınızda ağızlar açılıyor," demişti. Bu mümkün ama bu yalnızca birkaç kişi için geçerli olabilir gibi geliyor, çünkü ben çok az kişiyi işittim. Ama bu birkaç kişiyi dinlerken dikkatim o kadar yoğundu ki söyledikleri için bana kızamadılar, ne bu sözlerden dolayı kendilerini sorumlu tuttular, ne de bu anıyı korudular. Ve ben her zaman benden saklamış olabilecekleriyle değil de bana söyledikleriyle onlara bağlandım. Bundan dolayı susan insanlar ben de hayranlık duygusu uyandırmaz, onları daha sevimsiz de bulmam. Onlara bir soru sorduğum için benimle konuşan insanları en sessiz kişilerden sayarım; ya ben de sessizlik doğurdukları için ya da bilerek bilmeyerek kendilerini benimle birlikte onları sorgulayan kişinin onları ağızların duymadığı yanıtlarla bağdaştırdığı bir yere kapattıkları için.