Yakın zamanlara kadar böyle bir sorunun sorulması lüzumsuz addedilebilirdi. Çünkü insanın okumakla kazandığı o kadar açık, o kadar göz önündeydi ki kimsenin aklına böyle bir soru sormak gelmezdi. Yakın zamanlara kadar, halk arasında yaygın olan "Oku, adam ol!" deyişinin de gösterdiği gibi, "adam olma"nın yolunun kuşkuya yer bırakmayacak derecede okumaktan geçtiğine inanılırdı. Ve "adam olmak" "Vezir olmuşsun, ama adam olamamışsın!" serzenişiyle sona eren halk hikâyesinde de yankılandığı üzere mal mülk, makam mevki sahibi olmakla gerçekleşmeyen bir şeydi. Bugün de bu soru lüzumsuz addedilebilir, ama farklı bir sebepten ötürü: Artık okumakla kazanılan sey, "adam olmak" kimsenin itibar etmekten geri duramayacağı kadar göz önünde olmaktan kalktığı, dolayısıyla kimsenin umursamazlık edemeyeceği kadar iltifata mazhar olmadığı için. Halk ruhundaki belirleyici, yön verici yerini kaybettiği için. Ama onun o yeri kaybetmesi ona kendi öz değerinden bir şey kaybettirmediği için yine de sorulmalı: Okumak insana ne kazandınr?
Kur'ân, hayatta karşılığı olmayan hiçbir şeyi konuşmaz. Kur'ân âfakî değil, tamamen tatbikî bir kitaptır; gerçekçidir. Din bilginleri de buna büyük ölçüde uymuşlardır. Büyük din bilginlerinden İmam Malik kendisine herhangi bir soru sorulduğunda; önce "Böyle bir şey gerçekleşti mi?” diye sorardı. Çok enteresan. Sorulan her soruya karşılık; “Böyle bir şey oldu da mı soruyorsun, yoksa, şöyle şöyle olsa ne lâzım gelirdi?' diye mi soruyorsun?" diyerek işin mahiyetini anlamak isterdi. Böyle bir şey olmuşsa, ona cevap verir, yoksa konuşmazdı.
Bizim
Hayvanlar dünyasından kendini ayıran insanın en büyük sorusu insan nedir? olmuş, böylece kendisinin kim ya da ne olduğunu, nereden geldiğini sorgulayan tek canlı türü olarak kayıtlara geçmiştir. Bir ve aynı şey olduğu doğayla bağlarını koparan insanın asıl kaybettiği, canlı olmanın köklerinden getirdiği bilgisi, bilgeliğidir; her şeyi kendiliğinden bilen insan, göbek bağını kopardığı doğadan düştüğünde, bildiklerini çoktan unutmuş, her şeyi yeniden ve kendi aklıyla öğrenmek zorunda kalmıştır. Ancak öğrendiği asla unuttuğu kadim bilgi değildi. Öğrenme ve bilme arzusu hakikate değil olmak istediğine yönelmişti. Problem, yaşam ağacından ayrılarak insan olmak isteyenindi, soruyu o soruyor, yanıtı o veriyordu. Soru ve yanıt ancak dilde mümkündür.
“Yanıtlarımı kesinlikle dikkate almadan sorusuna soru ekliyor olması dikkatimi çekti. Bana ait her köşeyi işgal etmek için öylesine arzuluydu ki, bir konuya değindiği anda bir başkasına atlıyordu.”
Avrupa'nın erken döneminde köylü halk Aziz Augustinus'u hiç okumamıştı. Neredeyse hiçbiri okuma yazma bilmediğinden, Tanrı'nın kelamını anlaşılır şekilde tercüme eden yerel din adamlarına belbağlamışlardı. İsa'nın tanrısallığı veya Teslis'in doğası hakkındaki karmaşık sorulara köylerde rastlanmıyordu. Buralarda insanları ilgilendiren ve rahiplerin de çokça zaman ayırdıkları mevzu seksti. Din adamları erken ortaçağın ahlak polisleriydiler ve cehennemden kurtuluşun, seksten olabildiğince uzak durmaya ve gerektiğinde seksi sınırlı ölçüde yaşamaya bağlı olduğunu öğretiyorlardı. Hıristiyan seks politikasının kaba hatları Augustinus ve Jerome gibilerince çizildi ama beş yüzyıldan daha uzun bir süre boyunca asıl iş kiliselerin günah çıkarma hücrelerinde yapıldı. Papazların ve tövbekarların çoğu birbirini gayet iyi tanıyordu ama günah çıkarma hücresinin karanlığında komşuluk ilişkileri sona eriyordu. Papazlar günah çıkarma rolünü üstlendiklerinde artık eski dost veya manevi önder değil, tövbekarların kötü amellerini tartıp neticeye bağlayan yargıçlardı. Günah çıkarma ritüeli tövbekarın cinsel yaşamının her ayrıntısını rüyalar, boşalmalar, pozisyonlar, aldatmalar- anlatmasını gerekli kılıyordu. İnsanların neredeyse tüm cinsel faaliyetleri yasak olduğundan bu itiraf işlemi tüyler ürpertici olsa gerek. İtirafı dinleyen papaz, kilisenin iyi cinsel davranışı kötü olandan ayırt etmek için kullandığı "penitential "lere, yani ceza kılavuzlarına başvurarak her günaha belli bir ceza veriyordu. Bu kılavuzlar kilisenin en üst görevlileri tarafından yazılarak, yerel olarak derleniyordu ve bir bölgeden diğerine önemli ölçüde farklılık arz ediyordu. Aralarındaki farklılıklara rağmen hepsinin verdiği temel mesaj şuydu: Her türlü seks kirli ve kirleticidir ama bazı seks eylemleri diğerlerinden