Sohbetimizin en koyulaştığı bir sırada Üstâda 40 yıldır güttüğü «Büyük Doğu İdeali» hakkında bir soru açıp, bugün bu dâvaya MSP’nin sahip çıktığını hatırlattığımızda; «Aynı dâvaya mı?.. Böyle bir benzetişten Allah’a sığınırım. Bu partinin, içi boş konserve kutularındaki yırtık veya kazınmış markalar halinde lâfta müslümanlıktan başka, dâvamıza hangi yakınlığı olabilir.» dedi... Ve bunu kendilerine defalarca anlattığına da işaret ederek; “Onlara ‘siz Büyük Doğu’nun düşük çocuklarınız!.’ dediğimde tınmadılar. Haklarındaki son kararım ise ümidimi yitirmek oldu. Tabanındaki kandırılmış ve avlanmış olmaktan başka suçları bulunmayan mâsum mü’minleri tenzîh ederek söyleyeyim ki, MSP, gerçek ve derin müslümanın gözünde İslâm dâvasını akâmete uğratıcı müflis bir tecrübeden ibarettir» şeklinde konuştu.
Arzu-yasak-sınırlar
“Normal heteroseksüel bir cinselliği var ve çok mutlu, orgazmlarla dolu bir şey yaşıyor.” Bu ne demek ki? Öyle olmadığı biliniyor, 3 kere orgazm olursan 5 kere olamazsın. Hatta çok olursan o zaman ereksiyonun gidebilir. Çok zevk almaya başlarsan bir süre sonra ilişkin bozulur ya da büsbütün onu nesne haline getirirsin ya da bir süre sonra aldatmaya başlarsın. Tam o tatmini bulduğun anda arzunun doğasından dolayı girdiğin, senden uzaklaşıp giden bir şey var. O yüzden üçüncü eleştiri hattı da, bütün o normalliğe ve az çok ahlaki olan iddialara karşı. Mesela şöyle bir psikanaliz anlatısını örnek olarak alalım: “Sonunda analizanım doktorasını da bitirdi, çok mutlu birisi oldu, evlendi, başka bir şehre taşındı, oradan sürekli kart atardı.” Bu niye iyi bir son? Niye iyi bir son böyle bir şey? Buradaki soru şu: Hasta tabii ki bunları yapabilir, tabii ki bunu arzusuyla yapabilir ama biz böyle bir şey isteyemeyiz. Niye isteyemeyiz? Cevabı işte bu arzu.
Reklam
5 yaşındaki çocukların bir günde ortalama 120 soru sordukları, 6 yaşında bu sayının 60 civarına düştüğü, 40 yaşlarındaki yetişkinlerin ise (yeni bir şey öğrenmeye ya da keşfetmeye odaklı) en fazla 3-4 soru sordukları öngörülüyor. Tanıdığım insanları aklımdan geçirince hem yazar hem de iş insanı olarak oldukça geniş bir çevrem olmasına karşın, yetişkinlerin samimi bir keşif heyecanıyla günde 3-4 soru sormasının bile oldukça iyimser bir tahmin olduğu kanısındayım. Maalesef pek çoğumuz belli bir yaştan sonra artık yeni bir şey öğrenmek ya da keşfetmek için herhangi bir heyecan duymuyoruz. Bilakis iletişimde odağımız “başkalarına ders vermek, hatalarını göstererek onlara akıl vermek” oluyor, sorularımız genelde diğer insanları sorgulamaya ve eleştirmeye yöneliyor.
İnsanlığın Onur Savaşı:Gazze /Halis Aydemir
Bu soru, yalnızca bir duygusal tepki ya da Merhamet duygusu değil, aynı zamanda onurumuzu ölçmeye yarayan bir tartıdır. Çünkü insan, Böylesi bir acı karşısında ya İsyan bayrağını çekecek, ‘’Ben böyle bir Rabb'e inanmam!’’ deyip haysiyetini seküler bir alana terk edecektir veya Tam aksine, kalbi titreyerek ama dili ve yüreği ‘’ Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim.’’ (En’am 79) demeye devam edecektir. GAZZE’NİN HAFIZASI KIZIL KAPI SEMBOL/ sayfa 94
Allah beni 3 hakikati öğrenmem için Dünyaya yolladı. Allah'ın bana söylediği ilk soru şuydu. 'İnsanın kalbine ne hükmeder?' Ve anladım ki insanın kalbine sevgi hükmeder. İkinci soru ise 'İnsana ne verilmemiştir?' İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemiştir. Ve üçüncü soru ise 'İnsan ne ile yaşar?' Ve anladım ki insanın elinde hiçbir şey olmasa bile Allah sevgisi olsun yeter. Yani insan Allah'a inanmadan yaşayamaz….!
Bizimkileri ve yabancıları nasıl ayırt ediyorsun derseniz, çok basit. Soru sorduğumuzda yabancı öğrencilerin hepsinin elinde havada. Bizimkiler kesinlikle elini kaldırmıyor. Tahtaya çağırdığında yabancı öğrenci direkt kalkıyor, konuşuyor, kendini özgüven ve rahatlıkla ifade ediyor. Bizimkileri çağırdığında beyinden geçen cümle "Aha hoca beni gördü", tahtaya gelmeleri üç dakika sürüyor. Bir sunum konusu verdiğinde 3K1E tekniğiyle tahtaya çıkıyorlar; 3 Kulhuvallahu 1 Elham.. Sonradan adım adım fark ettim ki yabancı eğitim sistemleri gençlere kendilerini ifade etmeyi öğretmiş, biz ruhlarını bitirmişiz çocukların. O müfettişler falan var ya, Harry Potter'daki Ruh Emiciler gibi gezmiş okullarda. Sistem elini kaldıranın başına ne geleceğini öğretmiş çocuklara.
Sayfa 141 - Elma Yayınevi·Kitabı okudu
Reklam
Reklam