8/10
·304 syf.··
2026 30. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:37
Kitabı okurken şöyle bir duyguya kapıldım; Bu herifler öğreti, pozitif düşünce ıvır zıvır diyerek Maelle kardeşinden faydalanıyor sanki. Valla kitabın sonuna kadar böyle bir his hakimdi bana. Recep İvedik gibi görünmek istemem ama gerçekten böyle bir durum yok muydu sizce de, Matteo mudur nedir İtalyan'a biz bu ablayı yapalım hissi aldım. Şaka bir tarafa kitap fena değildi. Birkaç yerin altını çizdik, beğendik falan. Ha ekstra bir özellik var mıydı kitapta, bence yoktu. Sıradan bir Nepal öğreti kitabı. Baş karakterin yolculuğu falan aşırı fake, inandırıcılıktan uzak bir sürüklenme var. Sevenine saygım sonsuz ama benim için özel bir kitap değildi.
Edebiyat
Bugün Kalan Hayatımın İlk GünüMaud Ankaoua · Yan Pasaj Yayınları · 20238,2bin okunma
Her yeni yaş geçmişi farklı yorumlar
Puan vermedi·95 syf.··
2026 8. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:51
ailesine, anılarına ve özellikle geçmişle kurduğu duygusal bağa odaklanan otobiyografik metinler diyebiliriz. olay örgüsünden çok duygular, anılar ve gözlemler üzerinden Çocukluk anıları,Aile büyükleri ve akrabalar, Mardin’in kültürel atmosferi, Yoksulluk, para ve toplumsal sınıf ilişkileri ni anlatmış.şöyle bir Mardin’e gittim. Diyarbakır’da dolaştım geldim. Kitabın ismi, paranın insanlar üzerindeki görünmez etkisini ve ekonomik güçlerin aile yaşamını nasıl şekillendirdiğini anlatmak için aslında bir aile anısından almış. Bu minik anı ise şöyle; Büyükbabası, paraların içine gizlenmiş cinleri hapsetmek için banknotları parçalayıp elmaların içine saklıyorlarmış. Ben kitabı okuduğum zaman dilimi boyunca çocukluk anılarının aslında bir yetişkinken nasıl daha farklı yorumlanabildiğini düşünüp durdum. Çünkü çocukken farketmediğimiz his ve davranışlarımız biz büyüdükçe daha detaylı görünüyor. Geçmişi belki değiştiremeyiz ama her yaşımızda farklı yorumlayabiliriz. Şimdi koşup yeni kitap alışveriş listeme Cenk hikayeleri kitabını ekliyim de geleyim. Cenk hikayeleri kitabının yayınlama öyküsünü bu kitapta okuyunca içerledim. En kısa zamanda onu da okuyalım.
Paranın CinleriMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20221,740 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Anılar Ne Kadar Değerli?
7/10
·249 syf.··
2026 12. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 17:26
Kitabın tanıtımını kim okursa okusun mutlaka "Bu otele benim de gitmem lazım!" demiştir. Düşünsenize, hayal ettiğiniz her şey oluyor ve bedeli sadece bir tane anı! Fazlasıyla karlı bir anlaşma gibi duruyor, değil mi? Oysaki kitabı okurken bunun bir yanılgı olduğunu fark ettim. Bir anının insana yaşattığı duygu, kötü bir anının dahi insana kattığı tecrübe... Bunlar hayallerimizden, o an canımızın çektiği bir yemekten değersiz mi gerçekten? Bunlar eşit bedelde mi? Romanda en azından ben bunu sorguladım ve ne olursa olsun, iyisiyle kötüsüyle anılarımın bana ait olmasından daha hoşnut olduğumu hissettim. Aslına bakarsanız roman tam olarak hayal ettiğim gibi değildi çünkü fantastik bir yapısı olduğu için çoğu fantastik hikayede olduğu gibi iyi ve kötü savaşı olacağını zannetmiştim. Haliyle otelin kötü amaçları olan bir yönetimin elinde olduğunu ve karlı bir anlaşma gibi gözükmesine rağmen kötü emelleri olduğunu varsaymıştım. Bu durum ortaya çıkınca da yönetimi devirmek için olaylar gerçekleşeceğini ve daha aksiyon içerikli olacağını düşünmüştüm. Tahmin ettiğimin aksine kitap aksiyondan yoksundu çünkü yönetim tam anlamıyla "esas kötü" denilebilecek bir kıvamda değildi. Hatta yönetimi çok fazla göremedik bile. Hikaye farklı bir yönde seyredebilir miydi? Kesinlikle seyredebilirdi, en azından ben yazarı olsaydım böyle bir ihtimal eklemek isterdim ancak bence bu hali de hiç kötü değildi. Daha sakin bir ilerleyişi var ancak kesinlikle sıkıcı değildi. Hani kitabı bir hisle açıklayabilecek olsam sanırım şöyle tanımlardım: Bir yaz günü, ikindi vakti, hafif hafif rüzgar eserken arkadaşlarla yapılan çekirdek kolalı sohbetler gibi bir his...
İnceleme & Yorum
Değerli Hatıralar OteliMin Ian · Yuzu Kitap · 202651 okunma
Puan vermedi··
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 10:11
5 hikayenin içinde biri beynimden vurdu maalesef. Halbuki niye vuruluyorsun Zweig denildi mi intihar demek zaten. Göbek adı gibi bir şey. İntihar üzerine kafa yorduğum bir şey değil. Eskiden o kadar cesaretli biri değilim derdim şimdi o kadar "..." değilim. Doldurulabilir. Bilemiyorum. Benim hayata bakışım, herhalde Allah'a şükür kaldıramayacağımı yüklemediği içindir, gelen geldiği an, ee şimdi n'apıyoruz? Buradan nereye kırıyoruz? Şimdi hangi kameradayız? Gerçekten böyle. Yoksa kalpten gitmiştim çoktan. Bu hayatta fiziksel imtihanlardan sonra duygusal imtihanlar gelir. Ve bu konuda YL DR değil Prof'um ben. Çünkü . Çünkü uzun hikaye. Bu novella, zengin diyeceğim, bir otelde garson olarak çalışan François adındaki bir gencin yaşantısından onun iç buhranını veriyor. François, otele konaklamaya gelen ve kendisinden sosyal statü olarak çok yüksekte olan aristokrat bir kadına yani bir kontese aşık oluyor ve şahsi kanaatim saçmalıyor. Neden. Aşık olmak kavuşmak demek değil ki. Neden ya. Her sevdiğimizi almak zorunda değiliz. Hem de alamayız ki. Ha uğruna ölecek kadar aşıksan alabilirsin de. O ayrı bir mesele ama almak zorunda değiliz. Kontes bana bakmaz vah beni beni doğru bir yaklşaım değil. HERKES HERKESE BAKAR. Hayatta her şeyin bir yolu vardır. Ben asla gerçekten birbirini seven iki insanın kavuşamayacağına inanmıyorum. Kavuşma yoksa bir taraf eksiktir. BİTTİ. Buradaki durum o bile değil. Kontesi sevmek demek uğruna ölmek demek olabilir mi? Sev ya doya doya sev. Kaburgaların çatlasın öyle sev. Ama ölünce sevemezsin. En sevdiğin şeyi sevmekten neden vazgeçersin? Madem bu kadar güçlü bir duygu sevgi, neden ölmek kadar "an" bir his için vazgeçeyim ????? Şimdi bunu Zweig yazmış ben de allıyorum pulluyorum gibi olmayacaksa; var maalesef böyle şeyler. Bir insanın varlığını
Alıntı
AylakStefan Zweig · İndigo Yayınları · 20191,491 okunma
Otomatik Portakal — Anthony Burgess kitap yorumu/inceleme
Puan vermedi·172 syf.··
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 15:38
Otomatik Portakal — Anthony Burgess kitap yorumu/inceleme 190 sayfa. İki günde bitti. Kitaba inanılmaz hızlı girdim. Daha ilk sayfalarda o rahatsız edici atmosferi hissettim. Akıcı bir anlatımı var, yorucu değil aksine sürekli ileriye itiyor. Ama bu hız asla kitabı basitleştirmiyor. Başlarda Alex'in yaptığı kötülükler kızdırıyor. Sonlarda yapamamasına üzüldüm demeyeceğim — ama kendi tercihi olmadan "iyi" olmaya zorlanması çok tuhaf bir his bıraktı. "Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir." İnsan gerçekten seçim yapamıyorsa hâlâ insan mıdır? Mümkün olduğunca spoiler vermeden kitabı şöyle özetleyebilirim: Anthony Burgess'in 1962'de yazdığı bu distopya, ilk bakışta sert bir şiddet romanı gibi görünse de asıl mesele çok daha derin. Genç ve acımasız Alex, yaptıklarının bedelini devletin geliştirdiği bir yöntemle ödüyor — artık şiddet uygulamak istediğinde bedeni kendisi onu engelliyor. İyi mi oldu bu? İşte kitap tam bu soruyu soruyor. Özgür iradenin tartışıldığı bir kitap. Alex'in doğrudan okurla konuşması da çok hoşuma gitti. Bu anlatım biçimi kitaba çok farklı bir enerji katıyor — sanki biri karşıma geçip hikâyeyi birebir anlatıyor gibi. Bunu daha önce Jane Eyre'de ve Oğuz Atay'da yaşamıştım; o doğrudan temas karakteri çok daha gerçek yapıyor. Dürüst olmak gerekirse: yer yer argo, yer yer gerçekten iğrenç sahneler var ve bu rahatsız hissettirebilir. Her okuyucu için değil, bunu peşinen söyleyeyim. Puanım: 4.5/5 Sevdim mi? Evet. Önerir miyim? Evet, özellikle distopya severler için kesinlikle. #OtomatikPortakal #AnthonyBurgess #distopya #kitaptavsiyesi #kitapincelemesi
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
...içinde konuşan Tanrı'yı söze getiren, sessizliktir.
Puan vermedi·132 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 01:25
Kendi atmosferini oluşturabilmiş şairler, başka bir bakış geliştirebilenler değil de, bakışını koruyabilenlerdir belki de... Çünkü her ruhun olağanüstü bir başkalığı var... Bunu biraz kendi ruhuna şahitlik etmiş herkesin onaylayacağını zannediyorum. Şiirin tasarlanabilir bir edebi tür olmadığını, onda teselliden çok mecburiyet olduğunu, sıkıntının ve taşmanın varabildiği bir kanal olduğunu, zihnin doğal akışından kopamayacağını Necatigil şiirinde görebilirsiniz. Bu doğal bakışın saflığında, insanın ruhuna giden müthiş patikalar keşfetmiş... Özellikle bu eserde, kişisel ızdırabı, sosyal bağlama öyle ustalıkla yerleştirmiş ki, bir müddet o evlerde yaşadığınıza, o kederi ve sevinci, maddi kaygıları birlikte taşıdığınıza inanabilirsiniz. O dönemin, bu günlerle benzerlikler göstermesi de üzerinde durulmaya değer konulardan biri. Uçlarda yaşamlar... Çok zengin ve çok fakir... Ama aslında zenginlik maddi güçten ibaret midir? Bilgelik bilgiyle ne kadar ilgiliyse :) "Büyük şair bize kendi zenginliğimizi hissettirir..." diyordu Emerson. Okura bir süreliğine kişisel varlığını unutturan, sadece duyguya dahil eden, o derinliğin içine usulca bırakan, hayretiyle başbaşa bırakan bir eylemdir şiir. Necatigil'de zamanının ötesine geçebilmiş üstadlardan biridir. Ve -bütün nüanslarıyla- Walt Whitman şiirine ne çok benzediğini farkettim, hattâ dönüp Whitman'ın dizelerini şaşkınlıkla okudum :) Esere özgü bir cümle seçilecek olsaydı bu; “Susanlara hiçbir şey sormayınız." cümlesi olurdu. Necatigil'in bu cümleyle olan bağını, kızı Ayşe Sarısayın şöyle anlatıyor; -Sıcaktan bunaldığımız yaz geceleri biraz olsun serinleyebilmek için deniz kenarındaki çay bahçesine veya yazlık sinemaya giderdik. Bazı filmlerde ağlayışlarını anımsıyorum babamın, ya da komik filme kendini kaptırıp çocuklaşarak
Şiir
Eski SokakBehçet Necatigil · Yapı Kredi Yayınları · 20132,632 okunma