söze nasıl başlamalı..
Puan vermedi·628 syf.··
2026 64. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:00
Bosna'm... Güzel Bosna'm... Kalbimde ayrı bir yeri var. Nasıl İstanbul, Mekke, Medine veya Kudüs denince kalbim biraz daha hızlı atıyorsa Bosna deyince de öyle... Osmanlı'ya olan bağımızın bize yansıyan bir tezahürü olsa gerek... Kitap okumayı ne kadar seven biri olsam da kısa sürede çok fazla sayfa okuyabilen biri değilim normalde. Ancak erkek kardeşim dün akşam elinde abla bak okul kütüphanemizden ne aldım, Bosna hikâyesiymiş deyince elinden kaptığım gibi okumaya başladım bu kitabı. Sabah namazına kadar yarısından fazlasını, gün içinde de tamamını bitirdim 600 küsür sayfanın. Bu kadar hızlı okumamın sanıyorum ki iki temel sebebi var: İlki kitabın edebi dili bence ağır değildi, aynı kelimeler ve cümleler çok defa tekrarlandı, bu kitap için yapabileceğim en temel eleştirilerden biri de bu olabilir. Öbür yandan pek çok insanın da okuyup daha iyi anlamasına vesile olabilecek ayrı bir avantajı da olabilir bleki okuma hızı sağladığı için fakat edebi dilin iyileştirilmesinin duyguyu daha iyi geçirebileceğini de düşünüyorum. İkinci sebebi ise güzel bir sevdanın iziyle başlayan kitap öyle büyük ve tarifi zor acılarla devam etti ki iyi bir şey okuyabilmek için bir bölüm daha bir bölüm daha diyerek ilerleyip durdum. Bir süre sonra acaba okumayı bıraksam mı dedim iyi hiçbir şey olmayacak korkusuyla ve okuduklarımın kalbime ağır gelmesiyle... Ama öyle kötü yerlerde bırakmanın ilerlemekten daha çok beni üzeceğini düşündüğüm için hızlıca sonuna gelmeye çalıştım. Onlarca zulüm, ihanet, tecavüz, ayrılık, ölüm... Kalbim paramparça, aklım hayretler içerisinde okudum. Sonu bir nebze olsun iyi bir iki nokta içerse de yaşanan onlarca acının izini geçirmiyor elbette... Yine de okuduğum için mutluyum çünkü sevmek iddiası tanımak için çabayı da beraberinde gerekli kılar. Ve ben de sevdiğimi
Hayata Dair
MeyraSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 20197,4bin okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 17. kitabı
Mücella Nazan Bekiroğlu’nun büyüleyici kalemiyle nihayet tanıştım ve açıkçası üzerimdeki etkisini uzun süre atamayacağım, yüreğime dokunan bir kitap oldu. Elime aldığım andan itibaren sayfalar su gibi aktı; hikayenin içine öyle bir çekildim ki bırakmak imkansız geldi ve çok kısa bir sürede bitiverdi. Ama bitmesine rağmen içimde bıraktığı o hüzünlü hava kolay kolay geçmeyecek gibi... ​Kitabı okurken zamanı geriye sarmak, hikayenin tam kalbine girip Mücella’ya kol kanat germek istedim. Ona sımsıkı sarılmayı, elimi uzatıp onu o sıkışmış yalnızlığından çekip çıkarmayı o kadar çok arzuladım ki... Babasız büyüyen bir kız çocuğunun annesiyle geçen ömrünü okurken, annesi Neyyire Hanım’a fazlasıyla kızdım. Söylesene Neyyire Hanım; "kızını korumaya çalışırken" ona yaşattığın onca şey, kurduğun o katı baskı gerçekten değdi mi? Eğer bu kadar baskıcı olmasaydın, Mücella belki de kendine bambaşka, çok daha mutlu bir hayat sunabilecekti. Bu hikayenin böyle yarım kalmasının en büyük sebebi kesinlikle sendin... ​Mücella ömrü boyunca etrafındaki herkese dokundu, herkesin hayatını güzelleştirdi. Mahallede ne zaman birinin başı sıkışsa ilk onun kapısını çaldılar, ondan şifa buldular. Ama şimdi dönüp arkama bakıyorum da; Mücella’nın bir derdi, bir tasası olduğunda gidip kapısını çalabileceği, sığınabileceği hiç kimsesi yoktu... İşte bu detay kalbimi en çok kıran şey oldu. ​Kendi mutsuzluğuna ve yalnızlığına rağmen hayatı boyunca diğer kadınlara destek olan, sessiz ama devasa bir mücadelenin hikayesiydi bu. Yazarın o nahif ve şiirsel diliyle birleşince kalbimin en güzel köşesine kuruldu bile. Kesinlikle herkesin ömründe bir kez Mücella'nın elinden tutması gerekiyor. Evet kimler okudu bakalım?
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·160 syf.··
2026 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 23:50
Aslında Victoria, oldukça sade görünen bir aşk hikâyesi anlatıyor; ancak yazar bu sadeliğin içinde güçlü duygular saklamayı başarıyor. Roman, gurur ve sınıf farkının gölgesinde kalan iki gencin mutsuz aşkını konu alıyor. Hikâyeyi etkileyici kılan şey ise söylenenlerden çok söylenmeyenler. Karakterlerin iç dünyalarında yaşadıkları duygular, açıkça ifade edilmek yerine satır aralarına bırakılmış. Bana göre romanın en çarpıcı yanı Johannes’in karakteri. Fakir bir değirmencinin oğlu olarak büyüyen Johannes’in çocukluğundan beri içinde taşıdığı hayaller, olmak istediği kişi ve şatoda yaşayan Victoria’yı etkileyebilme arzusu hikâyeye derinlik katıyor. Victoria elbette önemli bir karakter; ancak Johannes’in umutları, hayal kırıklıkları ve kendi sınıfının sınırlarını aşma çabası romanın duygusal yükünü taşıyan asıl unsur gibi görünüyor. Eser boyunca karakterlerin birbirlerine söyleyemedikleri şeyler zaman zaman okuru geriyor. Bir noktada “Artık söylesene!” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Fakat romanın temel gücü de tam burada yatıyor. Hikâye, iletişimsizliğin, gururun ve kaçırılmış fırsatların üzerine kurulmuş. Bu yüzden suskunluklar, anlatının ayrılmaz bir parçası hâline geliyor. Victoria, yazarın en ünlü eseri olan Açlık ile kıyaslandığında bazı okurlar için hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü Açlık çok daha yoğun, çarpıcı ve psikolojik derinliği yüksek bir romandır. Buna rağmen Victoria, kısa hacmi, akıcı dili ve evrensel konusu sayesinde okunmayı hak eden bir eser. Özellikle hüzünlü aşk hikâyelerini sevenler için etkileyici bir okuma deneyimi sunuyor.
VictoriaKnut Hamsun · Timaş Yayınları · 20241,558 okunma
Yaylanın Çimenine Ait Olanlar ve Olamayanlar :))
Puan vermedi·56 syf.··
2026 4. kitabı
Hikâyeye hep coğrafi bir pencereden baktım; Spotify’da denk gelen 'Yaylanın Çimenine' türküsü, zihnimde bambaşka bir kapı araladı. Düşünsene; o dondurucu dünyada ne yayla var ne de çimen... Yeşil nedir bilmeden, dünyanın geri kalanından bihaber bir beyaz karanlığın içinde yaşıyorlar. Kitabın esas oğlanı Naas, bu bakir coğrafyanın ve kadim bir yerli kabilesinin evladı. Ancak hikâyesini anlatmaya başladğında, beyaz adamın elinin değdiği her vahayı nasıl bir ateş topuna çevirdiğini ve dokunduğu her ruhu nasıl kuruttuğunu görüyorsun. Beyaz adamın o amansız kini ve dinmeyen intikam aşkı, bir zehir gibi Naas’ın kanına işlemisti. Atalarından devraldığı o saflık, yerini beyaz adamın karanlık hırslarına bırakmış. Güncel bir deyişle ifade edersek; kime benzemekten en çok korktuysa, hikâyenin sonunda tam da ona dönüşmüş Naas. ​Biraz durup kendi coğrafyamızı ve o köklü kültürümüzü yad edeyim: Türküde o kadar nahif söyler ki; 'Koyamazsın kimseyi sevdiğinin yerine.' Naas da yolun en başında, o yıkıcı yabancı gelmeden evvel, sadece sevdasının ve süregelen bir davayı sonlandırmanın o asil gayesiyle yola çıkmıştı. Söylesene, bu âşık hangi yolda yürüsün? Naas kendine bir yol seçti seçmesine ama o yolun menzili onu hiç ummadığı bir sona, yabancılaştığı bir iklime götürdü. Ben yerleşik bir kültürün insanı olarak, kendi hayat tecrübelerimden yola çıkarak 'yaylanın çimenini', yani sükûneti ve aidiyeti tercih ederdim. Fakat bu sadece bir ihtimal, bir gönül tahmini... Zira Naas’ın geçtiği o ateş çemberinden geçmeden, onun buz denizlerindeki yalnızlığını tatmadan verilen her karar, eksik bir cümleden ibarettir." Bir Kuzey Macerası Jack London
Bir Kuzey MacerasıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202425,4bin okunma
9/10
·308 syf.··
2026 8. kitabı
müthiş bir kitaba çok fazla şey söylenemez. herkes okusun da denmez. okurken anlatımın nefes kesiciliğinden de bahsedilmez. sadece okunur ve tamam, ben bu kitabı okudum ama hakkıyla mı bilinmez diyerek durum kabullenilebilir. ya da buna benzer şeyler. söylesene kel kafalı yazar, bir kültürden geriye hiç mi mutluluk düşmez yaşayanın payına?
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,506 okunma
Bystander Effect
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Kitap, tam olarak psikolojide “seyirci etkisi” adı verilen durumu anlatmakta. Seyirci Etkisi; Acil bir durumda olaya tanık olan kişi sayısı arttıkça, bireyin yardım etme olasılığının azalması durumu olarak tanımlanır. Yani kalabalık içinde insanlar “ nasıl olsa biri yardım eder” diye düşünerek harekete geçmeyebilir. İşleneceğini herkesin bildiği bir cinayete kimse engel olmuyor. Okudukça içinizden bu durumu Santiago Nasar’a söylesene, yanına gitsene, adamı öldürecekler hadi biraz hareket etsene diyip telaşa kapılıyorsunuz. Herkes sorumluluğu başkasına bırakıyor ve kimse tepki vermediği için durumun acil olmadığı düşünülüyor. Önlenmesi olası bir durum önlenemiyor ve Santiago Nasar ölüyor. Kitap bittiğinde duyarsızlaştığımız bir çok durumu düşündüm ( savaş, ekonomik kriz, yabancılaşma, kabalaşan toplum, taciz vb…Kendinizi sorgulatan bir kitap
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201395,5bin okunma