Godard
Geçen yıl Godard benden, o zamanlar adı Sauve qui peut (la vie) (Kaçan Kurtulur [Hayat]) olan bir filminin kısa bir sekansında oynamamı istemişti. Ben oynamak değil ama, onunla kısa bir söyleşi yapmak istedim. Bunun üzerine beni çağırdı, 79 Ekiminde oluyor bu, gittim Lozan'daydı görüşme; görüşme yerinin ve saatinin, her şeyin ayarlandığını söyledi. Beni bir okula götürdü; teneffüsün ya da derslerin başlama saatiydi, unuttum, öğrencilerin inip çıktığı tahta bir merdivenin altındaydık. Söyleyişi yaptık. Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. O da benim söylediklerimden bir şey anlamıyordu; bunun nedeni sadece okulun o cehennemi andıran gürültüsü değildi; neyse, bundan bir söyleşi çıktı. Sonunda güldü ve: ''Bu yerde konuşmak için seni kaldırıp ta Paris'lerden buralara getirdim, düşünsene,'' dedi. Sonra birbirimizi daha iyi tanıdık galiba, ona karşı büyük bir dostluk besliyordum. Galiba o zamana kadar onunla benim, sinemayla ilgili sorunlarımız birbirinin tersiydi, özellikle metin görüntü ilişkisi konusunda. Ama kim bilir, belki de değildir, bu onun ne diyeceğine bağlı, bir şey diyecek olursa... Okuldan sonra bir arabanın içinde, ama şehirde dolaşan, giden bir arabanın içinde, kayıt yaptık. Bandı dinledim. Söylediklerimiz galiba zaman zaman, kırmızı ışıklarda, bayağı anlaşılıyor. Ayrıca Lozan'ın bir binadan öbürüne uzanan üst geçitleri hakkında da ilginç şeyler vardı yanılmıyorsam. Ben bunların güzel olduğunu söyledim. O da bu geçitlerden çok atlayan olduğunu söyledi. Sanki intihar etmek için mahpus yapılmış, dedim. Evet, dedi.
Söyleyişi
“Zaten dünyayı erkekler bozar,savaş çıkarır,felaketlere neden olur,kadınlar ise hayatı devam ettirir,yaraları sararlar.”
Sayfa 134·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İSLÂMİYET, MÜSLÜMANDAN "DÜNYAYA HÂKİM OLMASINI ..."
(...) Büyük kalabalık tarafından bu pek anlaşılmaz. İslâm dışı çevreler, felsefe, psikoloji, sosyoloji, hukuk vesaire kalıbları -mevzu dilleri- içinde konuşurken, âdetâ o mevzuların kendileri de kendilerine âitmiş ve o mevzularda konuşmak kendilerine mahsûsmuş zannı uyandırırlar… Buna bakan Müslüman da, o mevzularda konuşmayı kendine yasaklar, o mevzularda konuşanı “imânı terketti!” sanır, çoğu zaman bu zannında haklı çıktığını görür, hâsılı devekuşu gibi başını kuma sokmanın, zamanın icâbına mahsûs ve çözüm için kendini teklif eden meselelere sırtını dönmenin, dinin icâbını yerine getirmek olduğuna hükmeder… Bu kimseye göre, Müslüman olmak, yalnız birtakım Şer’î meselelerle ilgilenmeyi gerektirir; iktisad, içtimaiyat, fizik, astronomi gibi mevzular, “gâvur”a bırakılmalıdır… Böyle düşünen belki Budacı olabilir, Hristiyan olabilir ama, Müslüman olamaz. İslâmiyet, Müslümandan dünyaya sırtını dönmesini değil, ona hâkim olmasını ister… Ve bugün, ona şöyle bir vazife yükler: “İslâm tasavvufu önünde Batı tefekkürünü hesaba çekmek, birinciye nüfuz ederken ikinciyi aslîleştirmek…” (*) Bu mukaddes vazifenin Büyük Doğu-İbda’dan önce kimse farkına varmadığı gibi, farkına vardıktan sonra da Büyük Doğu-İbda olmadan hakkından gelemeyeceği tecrübelerle sabittir. “Nüfûz etmek”, “aslîleştirmek”, vesaire, söyleyişi kolay kelimelerdir, papağanlara dahi öğretilebilir; ama işin hakikatine sıra gelince, onlardan nasıl bir çetinlik buharı yükseldiği görülecektir: **"İç"e doğru fâni olma ve "dış"a doğru müdîr-hâkim tavrı temsil edebilmenin ön şartı, bir bünyede kana dönüşen gıda maddeleri gibi, "MÂLEDİŞ ÇETİNLİĞİ"ni yaşamaktır… Bunun cezbesi… Bu yaşanmadan, kendi orjinine ve kendi dünya görüşünün orjinine nisbetle "tahvil edici" bir mâlediş tarzı bahis mevzuu olamaz. İşte
Selim Gürselgil, Bir Usûl Denemesi: Akademya’nın Misyonu, -Mâledicilik Görevi ve Biz-, (I. Dönem, Ocak 1996, )
Akademya Yazıları
Onda sevdiğim şey bu, adımı söyleyişi.
PETER BARKOY iLE SÖYLEYiŞi:
Diğer varlık formlarıyla insanoğlu uzun süredir ortaklaşa çalışmalar yürütür. Burada evrensel çekim kanununu bilen bazı gruplar bulunuyor ve de onu kullanabiliyorlar. Aslında buna hepimiz erişebiliriz.
Sayfa 142·Kitabı okudu
İçeriğin değeri
İçeriği derin, ağır, yüce olan eserlere estetik dışı ölçütler uygulamak yerinde olacaktır. Eseri sanat eseri yapan biçimi(yapısı)’ dır. Eserin felsefi derinliği, önemi, hiçbir zaman sanat ölçütü olamaz. Ama eserin böyle nitelikleri varsa, bu yönünü büyük eser diye ayrıca belirtmek doğru olur. T.S. Eliot’ın söyleyişi ile, edebiyatın büyüklüğü salt sanat ölçütleri ile ortaya konamaz; fakat unutmamalıyız ki sanat eseri olup olmadığı ancak sanat ölçütleri uygulanarak kararlaştırılabilir.
Sayfa 168·Kitabı okudu