1918 yılında Lenin'i öldürmek için girişilen o
adi ve rezilce teşebbüse dek onunla Rusya'da hiç
karşılaşmamıştık, hatta onu uzaktan dahi görmemiştim.
Onun yanma gittiğimde eli henüz tamamiyle
kendisine itaat etmiyordu ve yaralı boynunu oynatamıyordu.
Kızgınlığımı görünce, canını sıkan
bir şeyden söz edermiş gibi isteksizce şöyle dedi ;
"Kavga başka türlü olmaz. Ne yapalım ?
Herkes
bildiği gibi davranıyor."
Heidegger'e göre, insan olmanın kaçınılmaz ve belirleyici bir yönünü çok uzun zamandır görmezden geldik: bizler ölümlüyüz, sonunda öleceğiz.
Ölümle ilgili her şeyden kendimizi uzak tutmak ve dikkatimizi başka yöne çekebilmek için çok büyük işler yaptık.
Her türlü ölümlülük kokusundan arındırılmış "sonsuza dek mutlu süren" peri masallarımız var. Hastanelerimiz ve yaşlı bakımevlerimiz, kordon altına alınarak izole edilmiş karanlık diyarlara dönüştü. Tanıdıklarımızdan neredeyse hiç kimse bir ceset görmüş değildir.
Ölümü gizlemeye kalkıyoruz. Gelişini görmezden geliyoruz. "Hastalıklı düşünmeyi bırak!" diyoruz. Bu amaçla, hayatımızın büyük bir bölümünü, tüm insanları ilgilendiren ölümlülüğü gizlemek için tasarlanmış rutinlere ve dikkat dağıtıcı şeylere gömülü olarak geçiriyoruz. Yaşamdaki en önemli olayın üzerine metaforlar ve örtmeceler atıyoruz.
Heidegger, son perde olan ölüm olmaksızın hiçbir şeyin anlamını bulamayacağımıza inanır. Hayatımızı, ölümsüz olduğumuzu düşünerek yaşarsak, seçimlerimizin ne kadar final seçimler olduğunu asla kabullenemeyeceğimiz gerçek dışı bir varoluş söz konusu olacaktır. Aldığımız kararların etkilerini değerlendiremeyiz. Her seçim bizi tek bir yaşam türüne bağlar ve bunun geri dönüşü yoktur. Yürümek için yalnızca bir yol seçebiliriz. Ölümün kıymetini bilmeden, hayatı asla olması gerektiği gibi yaşayamayız ve yapılacak şeyleri (ertesi güne bırakıp) yapabilecekmişiz gibi gelir bize ve bir şekilde yaşar gideriz.
yaşam sanatının ödevi, başarılı bir hayata katkıda bulunmak ve insanı mutlu etmek değil midir? evet, kısmen öyledir ama başarısız ve mutsuz olmak da vardır insan hayatında. en azından basitçe "def edemeyeceğiniz" için vardır. başarı zorunluluk değildir, başarısızlık hep bir ihtimaldir. birisi başarılı bir hayattan söz ettiğinde hep irkildiğimi fark ediyorum. insanlar başarıyı kendilerine tahsis edemezler, kolayca elde edemezler bunu; olsa olsa, bir şeyi kısmen başarabilirler. güzel, dolu bir hayat, mutlaka başarılı bir hayat demek değildir. o halde başarıya ve mutluluğa kitlenmek niye? ya talih beni bulmazsa? talih çekip giderse, bir proje, bir ilişki, bir kariyer ve nihayetinde tüm bir hayat başarısızlığa uğrarsa, ne olacak?
Düşünün. Hayata... ne olacağı belirlenmiş bir şey olarak nasıl başladığımızı düşünün. Toprağa ekilmiş bir ağaç tohumu gibi. Ardından... büyürüz... büyürüz... ve ilk başta gövdeye dönüşürüz.
Ama sonra bu ağaçtan -yaşamımız olan ağaçtan- dallar çıkar.
Gövdeden farklı yüksekliklerde ayrılan onca dalı düşünün. Dalların çoğu zaman farklı yönlere doğru giden başka dallara ayrılışını düşünün. Dalların farklı dallara dönüşmesini, o dalların da daha ince dallara ayrılmasını düşünün. Aynı daldan çıkan ince dalların uçlarını, hepsinin nasıl da ayrı yönlere doğru gittiğini düşünün. Yaşam da daha büyük bir ölçekte, aynı şeydir. Günün her anında yeni dallar çıkarır. Bizim bakış açımızdan -hepimizin bakış açısından- bu bir... süreklilik gibi görünür. Her bir dal yalnızca tek bir yolu gitmiştir. Ama her zaman başka ince dallar da vardır. Başka şimdiler de vardır. Geçmişte farklı yönlere gitmiş olsanız çok farklı olacak başka hayatlar. Yaşam ağacından söz ediyorum.