Erhan, İnsancıklar'ı inceledi.
 20 Mar 23:11 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

İnsancıklar Dostoyevsky'nin ilk romanı. Bazı insanlar vardır, gösterir kendini, bilirsiniz bir şeyler olacak. Beklemeniz gerekmez uzun yıllar boyunca. İşte 23 yaşındaki Dostoyevski de böyle İnsancıklar'da. En sona yazacağım şeyi şimdi yazayım bari. O yaşında yazdığı böyle bir roman, nedense bana https://1000kitap.com/lwoH/Duvar/'u hatırlattı. Yazım tarzı ya da türle ilgisi yok. Belinski'nin zamanında Dostoyevski'de gördüğü büyük yeteneği şu anda bir çok 1K okurunun kendisinde gördüğüne eminim. Umarım kendisi bizim gibi korkaklık edip hayatın akışına kapılmaz da, ileride büyük bir yazarı tanımış oluruz. Kitaba geçebilirim artık, yeterince övdüysem kendisini:)

Evet, daha önce fransızca kitap çevirileriyle geçinen genç Dostoyevski parasızlıktan çıkış için bu romanı yazıyor. Biz nasıl şu anki yazılarımızda kendisine atıfta bulunuyorsak, o da dönemin usta yazar/şairleri Puşkin, Gogol, Karamzin gibi isimleri romanın içinde sıkça kullanıyor, hatta içeriğe olan etkisinden dolayı postmodern bir çalışma bile diyebiliriz belki modernliğin başlangıcından önce olmasına rağmen bu kitap için. (O kadar anlamıyorum bu işten, kusura bakmayın)

Bugüne kadar olan incelemelere göz gezdirdiyseniz kitabın, ecnebilerin "epistolary" dediği, bizde ise " Olmasa Mektubun" kategorisine sokabileceğimiz bir türde yazıldığını anlamışsınızdır. Edebiyat dünyasına farklı bir eserle girmek istemiş Dostoyevski . "Yeni bir Gogol doğuyor" nidalarıyla kabul gördüğüne göre başarıya da ulaşmış daha bu ilk kitabında.

Nasıl ulaşmasın, yeni şeyler var o dönem için kitapta. Sosyal eleştiri var, psikolojik gerçekçilik var, göndermeler var bolca. Kitabın adı İnsancıklar, ya da Yoksul/Zavallı İnsanlar. Ana tema da yoksulluk, öyle ki çıktığında kitaba Rusya'nın ilk toplumsal romanı diyen de var, sosyalizmin öncüsü olarak gören de. Tabi Dostoyevski sadece bu amaçla yazmıyor yan yana oturan iki uzak akrabanın mektuplarından oluşan bu kitabı.

(Bundan sonraki kısmı Melih Ceylan'ın seslendirmesiyle okuduğunuzu düşünmeniz tavsiye olunur, ben kendisini Paul Auster'in sesli kitaplarında tanıdım, reklama girecek belki ama neyse- örnek: https://www.youtube.com/watch?v=vY1p77s46rY) (Ve bittabi küçük bir SPOILER ibaresi) Olayları karşılıklı binalarda iki sefil oda ya da oda parçasında yaşayan orta yaşını bir hayli geçmiş Makar Devushkin ve kendisinin uzaktan akrabası (kuzen) genç Varvara Dobroselova arasındaki mektuplar anlatmaktadır.

Makar Alekseyevich Devushkin yoksul bir devlet memurudur, ara sıra çeşitli yazıları temize çekme işleri de yapar. Saf bir adamdır, güvensiz ve yalnızdır. Roman boyunca sevdiği insan için elinden geleni yapar - günümüz insanına biraz garip bir sevgi gibi gelse de- sürekli kendince güzel hediyeler alır Varvara (ya da Barbara)'ya kendi haline bakmadan.

Varvara Alekseyevna Dobroselova'nın durumu da farklı değildir fazla. Sürekli azalan bir grafik gibidir hayatı. İlk önce babasını, daha sonra platonik sevgilisini en son da annesini kaybetmiştir ve odasında dikiş dikerek hayatını kazanmaya çalışmaktadır. Makar'ın kendisine aldığı hediyeleri, onun da yoksul olması nedeniyle gönülsüzce kabul etse de (istemem yan cebime koy havası aldım bazen), bu yaşlı denebilecek akrabasına karşı sevgisi kitabın sonlarına dek fark edilmektedir. Ta ki...

Neyse tabi ki her şeyi anlatmayacağım. Aslında benim gibi tembel okurlar için özetlemeyi de düşündüm bu ince kitabı, ama güzel bir şey çıkarmış ortaya Dostoyevski. Gerçekten okumak gerek. Tarih ve mekanı değiştirsek bir de dönemin yazarlarına göndermelerini çıkarıp, bugünküleri eklersek şu an bile bir çok satan kitaplar arasına girebilir. Yoksulluk, açlık, kadın erkek ilişkileri, paranın insanlar üzerindeki etkisi, sınıfsal ayrımlar, kötü edebiyat, iyi edebiyat, bürokrasi, melodram, romantik komedi, ne yazacağımı şaşırdım artık. Baştan sona incelemelere bakıp insanların kitaptan neler aldığını, nasıl bir ruh haline girdiklerini görünce anlıyorsunuz bu çeşitliliği zaten. Bir an bir çocuğun ölümüyle çökerken, başka bir mektupta gülüyorsunuz Makar'ın tepkilerine.

Tabi en azından Palto 'yu da okursanız iyi olur bu kitabı okumadan önce. Bir ara Varvara'yı kaybedeceğini düşünen Makar'ın bizli konuşmaya başlaması, "Kıymetlimiss" moduna giren Gollum'u hatırlatı bana. Adam herkesi etkilemiş gerçekten diye düşündüm, Tolkien'in benimle aynı şekilde düşünüp düşünmediği hakkında en ufak bir fikrim olmasa da.

Anna Karenina incelemesinin altında keşke kısa kesseydin diye yorum yapan bir arkadaş vardı. Onun buradan okumaya başlayacağını değerlendirerek kitap hakkında, Kemaletin Tuğcu seven sevmeyen herkesin okuması gereken bir eser deyip incelememi bitirmeyi düşünüyordum ama, bir iki reklam linki daha almaya karar verdim en sona. Anıl'ın Dostoyevski okuma sırası (Tabi ki en başta İnsancıklar:) #27872199 Quidam'ın altında bir çok link bulunan etkinlik iletisi #28130221 ve Dart tahtanıza yerleştirmeniz için bir Nabokov resmi https://i1.wp.com/...Vladimir_Nabokov.jpg en kullanışlı teçhizatınız olacaktır Dostoyevski maceranızda. Sağlıcakla kalın, Dostoyevski ile kalın

Tuco Herrera, Aynalar'ı inceledi.
 24 Oca 20:07 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Selamlar olsun size 1K ahalisi ve işsizlikten nasibini almak için bu incelemeye tıklayıp nasibini alacak olanlar...Artık bir gelenek haline geldi bunu belirtmek ama HEMENCİK yine AMA yine ÜSTÜNDE durup ALTINI çizmekte fayda var ki bu kitabı da sahaftan aldım ... Neredeyse sıfır ve 12 "milyon" (bkz: old school da BİLEREK sınıfta kalanlar ).. Sağolsun Adilhan Pasajında Piraye' den Turgut abi biraz delayli olsa da halay başı olmak isteyen naçizane şahsımıza beyaz mendil kıvamındaki bu kitabı gayet uygun bir fiyattan tokaladı .. Kendisine bir kez daha burdan teşekkürü bir borç biliyorum...ve tabii ki ısrarlı telefonlarımla bir rehine krizine dönüşen bu alamayış ama kendi açımdan verişin ortasında kalıp 2 dükkan arasında mekik dokuyan elimdeki kare ası , içi içli köfte dolu sefer tası , ablaların ablası ve orta doğu ve balkanların en efsane en bi cicisi , sahafların HASI Gülden Ablam...Sen olmasan ben ne yapardım ? =)) pek çok öpüyorum seni MUK MUK!! =))
Bu kitap aslında bayadır listemdeydi.. Severim , hem de pek bi çok severim Eduardo Galeano' yu da ,bana kendisini tanıma fırsatı sunan Soner Yalçın' ı da.. Ama aklımda , bundan öncesinde okumak için sıradaki kitabı Tepetaklak idi .. 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu olarak karar almışlar.. Kim , nasıl kabul ettirmiş bilemiyorum ..Aralarında anlaşıp, secmişler bu kitabı..1K'da oraya burya dadanıp, milletin iletilerine salça olduğum ve işsizlik bayrağını göndere çektiğim sıralarda , ekranda akışa düştü söz konusu ileti.. Şaşırmadım dersem yalan olur .. Kendim bugüne dek bir okuma grubunun etkinliğine dahil olmuş değilim.. Zaten biz metalci kesimi bir araya ancak konserde kapı önü muhabbetine ya da içip ziftlenmek için barda bir araya geliyoruz .. Baktım bizim tayfadan canikovalar da geliyor dedim tamam ben de varım.. Güneş tutulması gibi kadro .. Metin T. abi (adam mother russia dan geldi WTF?!?! ) , Muzaffer Akar abi falan sevdiğimiz bir dolu insan..Son anda topu filelere takan gavur Samet Ö.!!! yazdık bunu kenara =)) Kanbersiz düğün olmaz Tuco inda HOUSE !!! =)) İstanbul' un trafiğinin güdümlü füzelerini ağzımızın üstüne yiye yiye geldik Kadıköy'e.. Mekanın önüne geldim girdim içeri .. Elimi kapıya attım..Kapı açılmıyor!!! Açamıyorum kapıyı .. Sağdan çekiyorum soldan çekiyorum kendime..Yok!!! Sürgülüymüş meret .. Kan yüzüme akın etti... Karizma yerlerde =P Arkadan arkadaş açtı girdim içeri.. Kimsin dediler .. Ben dedim Tuco Herrera .. Hemen ya arkadaş sen sahiden işsiz misin falan fistan gülüştük .. Bu arada ben kitabı da okumamışım , GEZİ GÖZLEM kolu kıvamında katılıyorum olaya .. Rakı sofrasında , beyaz sofra örtüsü üzerinde , boynu bükük kimsenin çatalla taciz etmediği , burun büktüğü iç güveysinden hallice "yeşillik" tabağındaki zoraki ikamet eden sürgün yemiş ,sararmış Suriyeli maydonozlar kıvamındayım..Kimseye bişey de diyemiyorum.. Şöyle nabız yoklayaraktan , konuşulanlara kulak kabartaraktan dinledim.. Döndüğümde yapılan incelemeleri de , eleştirileri de okudum.. Ordayken de sordular nedir ne değildir diye .. Yapılan YAMUKLUKLARI anlatıyordur dedim..Güldüler =)) ( ben de olsam ben de gülerdim halime ZOHAHAHAHAHAH =) ) .. Mekana gelmeden önce zaten bir cephe savaşı dönmüş anladığım kadarıyla din muhabbeti üzerinden 2 taraf arasında.. Ben de kız evine hayırlı iş için gidilirken koltuk altına kıstırılıp hediye paketine sarmalanmış ziftli lokum kıvamında tam üstüne denk gelmişim.. Bu din muhabbetini bir kenara not ettim aklımda.. Benim bildiğim Galeano' nun bu işlerde bezi yok .. Bir de dediler ki Atatürk ' ten ve Osmanlı' dan da hiç bahis açılmıyor.. Buna da check .. Döndüm geçte olsa baya hatim ede ede 5 günde falan okudum kitabı..

Şimdii...Zurnanın zarıldadığı yerlerdeyiz cimcimeler ve esas oğlanlar (haydi isim de vereyim POCAHONTASLAR VE GERONİMOLAR =) ).. Öncelikle kendi açımdan hemen belirteyim ki sonradan sıkıntılara yelken açmayalım .. Tartışmanın yelkenleri ad-hominem rüzgarlarıyla dolmasın .. Benim dinlerle ilgili en ufak bir alıp veremediğim yok..İnananlarla da bir sorunum yok.... Voltaire ' in dediği ( ya da dediği iddia edilen sözündeki) gibi düşüncelerinize totalde karşı da olsam , karşıt fikirde de olsak bunu dile getirebilmeniz , kendinizi ifade edebilmeniz için herşeyi yaparım.. Haksız da olsanız , suçlu da olsanız suçunuz ispat edilene dek Magna Carta sözleşmesi halen daha geçerli bildiğim kadarıyla ..Değilse de işbu inceleme de ben yürürlüğe koydum! Bunları bir kere yan cebine bi at .. Karşında değilim ..YANINDA DA değilim .. Benim gibi bir işsiz için , bu etkinliğe katılırken EN önemli olan şey GERÇEKLERDİ.. Bu bir edebi kitap ya da roman değil .. Roman veya diğer edebi neşriyat , öykü olur , anı olur , gezi yazısı olur .. Bunlar göreceli şeyler .. Sen sevmezsin , ben severim.. Burda tarihi olaylar söz konusu... bunlar Zweig' ın ardı arkası kesilmez betimlemeleri değil !! Ben Yozgat' ta her 10 evin kaçında , kaç günde bir analı kızlı ardına mücver yeniyor , 3 sene sonra Çorum ,New York'tan sonra dünyanın Nike ürünlerinin tüketim sıralamasında 2. gelecek , Kırklareli' nde bu sene hane başına 1 ton mercimek tüketildi tarzı realitelerden yanayım .. Benim işim gücüm bu, söz konusu Eduardo Galeano olduğunda .. Kesin bilgi !! Şimdi misal denmiş ki evrensel bir tarih mi? Cidden çok sevdiğim taze asker adayı Oğuz Aktürk arkadaşım yöneltmiş bu eleştiriyi.. Evet değil !! Kabul !! Ama geçmişten geleceğe ışınlanıp elde ettiği teknolojiyle Mars' ta koloni kurup etli ekmek üstü PLAZMA ticaretine sardırmış Konyalılar da söz konusu değil günümüzde (TERMİ-LEVENT hariç =P !! ).. Evren dediğimiz şey üzerinde hayatımızı sürdürdüğümüz dünyamız bizim için.. Sanırım İslam'la da alakalı eleştirel yorumlar vuku bulmuş ben toplantıya gelmeden önce .. Ben kesinlikle İslam'a yöneltilmiş bir negativite okuna rast gelmedim..Bilakis savunulmuş.. Başta da söyledim şimdi de söylüyorum .. Bu adamın dinle değil dini kendi çıkarına alet edenlerle derdi ..

LÜTFEN AMA LÜTFEN DİNİ ÇIKARLARINA ALET EDEN YOBAZLAR İÇİN bkz sayın cevizkabukları : #26681147

Ve sözde medeniyet kavalı tüttüren eli petrole, emekçinin kanına , alın terine bulaşmış peygamber Muhammed biografisi yazıp yazabilecek dünya üzerindeki en son kişi olan İKİ YÜZLÜ ARAMCO ortakları için bkz : #26682728.

ve Nadia Comaneci ' yi ağzına alan, elindeki traş bıçağını bir inatla bırakmayan Şener Şen edasıyla bkz : #26681147 />
-----------------------------------------------------------------------------------------

Bunların aksi olaydı Eduardo Galeano gibi bir yazar , edebiyatın kilometre taşlarından biri olan ve İlahi Komedyayı yazan Dante gibi yazara gelişine vole vurur muydu ? Bu zihniyetin tohumları , şer odakları olan söz konusu Papalar daha 2010 larda yaptıkları konuşmalarda hedef almıyorlar mıydı peygamber Muhammed ' i.. kendi ellerindeki kanı unutturmak için suni gündem yaratıp , kiralayarak oturtturdukları koltuklarda takım elbiseli tiplemelere alkışlatmıyorlar mıydı aleni hakaretlerini İSLAMA KARŞI? Bunları ne çabuk unuttunuz ?!?!?!

Bu yüzden İslam ile alakalı eleştirileri NET geçiyorum .."Cımbızlanmış" olanlar bu kesişim kümesinde yer almıyor.. Hristiyanlık itikati de bizi bağlar diyenler..TAMAM GÜZEL KARDEŞİM ... farzı misal sen günümüzde değil de bundan yüzyıllarca önce sömürgeci ispanyollar gelmeden önce inkalar mayalar adıyla anılan bir toplumun içinde yeralan baldırı çıplaklardan biriydin... İspanyollar geldi ve inandığın herşey bir gün içinde kafir - pagan - heretic ilan edildi.. seni öldürmek için 4 ayak üstünde koşan eli mızraklı tipler peydah oldu.. kırıp geçirdiler seni de soyunu da .. YETMEDİ!! Sana bünyende, bağışıklık sitemindeki databesede esamesi dahi okunmayan, hiiiç adını dahi duymadığın çiçek hastalığını bulaştırmak için , çiçek virüsü bulaştırılmış battaniyeleri ısın diye verdiklerini bir düşün.. Bir gün önce topraklarında özgürce yiyip içip gezip dolaşırken ; altın, gümüş veya adını sanını duymadıgın metaller için yerin bilmem kaç bin metre altına madenlere girmeye zorlandığını bir düşün !! BU MU SENİN İTİKATININ BAĞLI OLDUĞU İTİKAT .. Eduardo Galeano , hiç unutmayalım ki bu adamların torunu .. Yazdıkları bunun üzerine .. Latin Amerikanın Kesik Damarlarını boş yere yazmadı kendisi ..

Denmiş ki Osmanlı'dan bahsedilmiyor .. Yahu arkadaş Osmanlı gücünün zirvesindeyken , dünyanın karşısında demir yumruk vs sivrisinek kıvamında takıldıgı günlerde kurduğu ordudan (ki avusturya macaristan ordusunu dahi böcek gibi ezmiştir) ve FATİH SULTAN MEHMET ' in istanbulu fethinden başka (bkz : kitapta bahsediliyor) bu dünyaya ne verdi ? Hangi patentli icatta senin adın var .. Portekizliler ve İspanyollar bu dünyayı kendi aralarında yaptıkları antlaşmalarla karpuz gibi ikiye ayırırken , aralarında pay ederken , ticari adı altında seyreyleyen keşifler düzenlenirken , sen de bunları lalelere nazır sarayından izleyip , türk kahvesi höpürdetip lıkır lıkır içiyorken NEREDEYDİ AKLIN ? ne yaptın ? Hangi patentli icatta senin ismin var ? nedir senin dünyaya savaştan başka katkın ? eleştri için değil .. cidden soruyorum !! nedir?!?!? HİÇ!!!Diriliş Ertuğrul nesli HUUUUUUUUU!!!! siz de kulak verin...Osmanlı dünyaya savaş ve fetihten başka hiçbir şey vermemiştir!!! yeri geldi haydi onu da açıklayayım güzel kardeşim ermeni kıyımı demişsin ..KAÇINIZ, SÖYLEYİN KAÇINIZ ABD 'deki ermeni lobilerinin , National Geographic kanalının yaptığı OTTOMAN : WAR MACHINE belgeselini piyasadan toplattırdığını biliyor ?!?!? Senin Dışişleri bakanlığının işbu olaylar olurken , Beşiktaş stadında taca süzülen ya da kalenin üstünden out a çıkan topun ardından bakakalan davulcu KÜKRETTİN AMCA kıvamında bakakaldığını KAÇINIZ BİLİYOR ?!? Sen haklıyken haksız durumdasın adam ne yapsın ?!?!?

Denmiş ki Atatürk ' ten bahsedilmiyor ... 1 yer hariç (30 larda kadına seçme ve seçilme hakkı Türkiye de verilmiş idi ibaresi hariç) buna da kabul.. Al kardeşim kendi ağzından röportajından ben aktarayım sana o zaman .. Buyur !!! bu arada bugün tuzlu fıstık yok çekirdek var .. siz okurken ben hüpletip çitleyeyim : ÇIT ÇIT ÇIT ...ÇOT ÇOT ÇOT !!! GUP GUP GUP !!!

Galeano: "Bolivar'ın hocası Rodriguez ile Atatürk arasında çok ortak şey var sanırım. Bolivar Atatürk'ten 100 yıl önce yaşadı. Günümüzden yaklaşık 200 yıl önce Bolivar ve Rodriguez gerçeği görüp yazmışlardı. Hâlâ yaşayan bir gerçektir bu. Sanatın zamanın yaralarını saran ölümsüz gücü gibi. Günümüzde insanlar, yarım saat, bir hafta, bir ay gibi zaman dilimleri içinde kaybolup gidiyorlar. Sanat böyle değildir. Her zaman geçerliliğini korur. Mesela, Latin Amerika'da insanlar "bağımsız" değiliz derler. İspanyol sömürgeciliğinden bağımsız doğduk ama kendi aklımızla düşünemiyor, 62 kendi kalbimizle hissedemiyoruz; çünkü her şeyi ithal ediyoruz diyorlar. Bolivar, yeni sahiplerin egemen gücüne karşıydı. Bağımsız olmamız gerekirdi. Eğer gerçekten bağımsızsan, neden ABD ve Avrupa mallarını kullanıyor, kopya ediyorsun? Kopya edeceksen en önemli şey olan kendini kopyala. Başkası tarafından keşfedilen şeyi kopyalama, kendin keşfet! Yoksa kaybolur gideriz. Rodriguez, Peru, Kolombiya, Venezuela ve Bolivya'da kurduğu okullarda bırakılan değerleri yeniden evlendirmeye çalıştı. Eller ve beyinler gibi. Entelektüel beyinle iş yapan ellerin evliliği gibi. Kız ve oğlan çocuklar, çocuklar ve anne babalarını beraber eğitmek gibi. Nasıl yazılır, numaralar nasıl kullanılır, ev nasıl inşa edilir, marangozluk, tarla nasıl ekilir gibi beceri gerektiren el sanatlarını öğretmek istedi. Ve her kız veya oğlan çocuğu istediği dalı özgürce seçebilir, özgürce düşünebilirdi. Hem elini hem beynini kullanırdı. Günümüz Latin Amerika’sında ise insanlar açlıktan ölüyor, çünkü üstünde yaşadığı toprağı işlemesini maalesef bilmiyorlar."

Velhasıl kelam dili sarkastik , zekası son derece keskin bir isim Eduardo Galeano (bkz: Aziz Nesin' le baya baya benziyorlar bu açıdan üslup olarakta zeka olarakta ).. Ben bu eleştirileri onun üslübuna yabancı olan ve ilk kez okuyan insanlara bağlıyorum.. Yalnız ben bu adamın ağzından çıkan herşey kanundur diyenlerden de değilim .. Diyorum ki oku kendin karar ver.. Dünya tarihi okumamış olanlar ya da Latin Amerika ' da vuku bulan olaylardan , darbelerden , emperyalizm ve kirli işbirlikçilerinden bir haber olanlar , tarihle alakası olmayanlar çukuru kaz ,çimetoyu dök , temeli at sonra oku .. Yoksa senin de sonun twittera ansızın düşen ve muazzam sükse yaratan Demet Akalın ' ın bakımsız ayak başparmağı fotoğrafı kıvamında olur ..Bu adamı zihninize şüphe tohumları eken son ama son derece yaramaz bir çocuk olarak düşünün...Sonrasında düşünür müsün , taşınır mısın , araştırır mısın orası sana kalmış..Ve lütfen ona kızmayın.. Bakın ne diyor Niall Ferguson :

"Çirkinliklerimizi de güzelligimiz kadar açık ve net gösteriyor olmasi, AYNALARIN suçu degildir."



Spoiler vermiyorum bildiğiniz üzere ama okuyacaklar şu saydığım ve imkansızlıktan ötürü sayamadığım pek çok isimle tanışacak ve bu isimlerin hiç bilmedikleri yanlarını ve hiç akıllarına dahi getirmeyecekleri isimlerle bağlarını görecekler .. KUTSAL (?!?!?!) ENGİZİSYON VE KİLİSE "MÜESSESİ" , Mussolini - Hitler - Stalin - Mao ( ölüm dörtlüsü ) , Gandhi ,Gustave Flaubert , TAÇSIZ KRAL PELE , Kartacalı HANNIBAL, Spartacus , Afrodit , Arabistanlı Lawrence , Muhammed Ali , Amazonlar , Salvador Allende , Louis Armstrong , Bakunin , Beethoven - Mozart - Wagner üçlüsü , Simon Bolivar , Saddam Hüseyin, Boccacio , Jorge Louis Borges , Charlie Chaplin , Tesla , Kristof Kolomb, İbn'i Sina , Joseph Conrad , El Harezmi, Coca Cola ve Fanta , Marquis de Sade, Kafka , Mark Twain , KKK , Thomas Jefferson (inanın çok ama çok ilginç isimler var ) ve daha saymakla bitiremeyeceğim niceleri..

İncelememe burda son verirken buraya kadar okumuş olanlar için :

RAMPALARINIZ OLSUN DÜMDÜZ
GECELERİNİZ OLSUN GÜNDÜZ

Bir başka İŞSİZ incelemede görüşmek üzre ..Esen ve İŞSİZ kalınız ...

bu da bonusunuz : https://www.youtube.com/watch?v=gL5d_xvdlPo =)))

SPOILER ICERIR....
Kaybolma Kılavuzu ...Yazarın derin bilgi ve kültür birikimiyle anılar,fotoğraflar ,renkler,şiirler,filmler,çeşitli dusunurlerin fikirleri,vahşi doğa ,çöl hayatı , harabeler,göcler üzerinden geçmişiyle birlikte harmanladigi kaybolmanin ,bir yönüyle dönüşümün,nasil kaybolacaginizin kılavuzudur bu kitap ...Deneme türünde ,derin anlamlar içeren ,okurken iki kere düşündüren
bir kitap ...Yazarın dili çok farklı ,okuduktan sonra tüm azalarinizla lezzet alacaginiz türden...


Yazar kaybolma tarifini iki farklı şekilde tanimliyor.Birincisi kaybetmek ,tanıdık olanın elimizden kayıp gitmesi şeklinde ;ikincisi ise kaybolmak ,tanıdık olmayanın belirmeye baslamasidir .Insana verilen cihazlar(akıl,kalp,goz..)kainat sofrasından istifade etmesi için verilen pencerelerdir.Göz penceresinden baktigimizda kainattaki nakış nakış ,desen desen,renk renk sanatları keşfedip onu aklımıza ve kalbimize aktararak lezzet alabiliriz.Kulak penceresinden baktigimizda kuşların civiltisi,denizin siriltisina,ezan sesi gibi bir çok sese kulaklarimizi tikamayip kalbimizin tinisiyla bulusturabiliriz.Akıl penceresinden baktığımızda Allah'in kainatta sergilediği sanat cumbusunu,onda tecelli eden anlamlari tefekkür edip aklımıza ve kalbimize aktarabiliriz .


Kainatta insana hizmet için verilen tum varlıkları (bitki ,hayvan...) kainatta kaybolarak ,bir yönüyle benligin karanlık girdabindan kurtulup ,bütün dünyayı kaybederek tum bu asamalardan sonra ruhunu bulabilir insan...Yazara göre "Butun dünyayı kazanmis,gerçekte ruhunu kaybetmiş bir insan gerçekte ne kazanmıştır ?" ibaresi ile yaşamın özünü,kaybettiği çürümüş benliğinin tazeligine kavuşması için kaybolma kilavuzuna ve kaybolma yolcuguna cikmayi iradi olarak kabul etmemiz gerektiğinin altını çiziyor .Bu kilavuzlar peygamberler ,sanatkarlar gibi karanlığın dehlizlerinden benligimizi kurtarmak için bize yol gösteriyorlar ..Önemli olan bu yolculuğa karar vermek ...

Ayrıca yazar kendini kesfedemeyen ,gizli hazinenin bulunması için çaba sarfetmeyen insanın, kalbinin kapitalist olduğunu
belirtiyor ..Kalbi kapitalist olan insan ,yaşamın ozundekilere el koyar ...Yaşamın özüne ulaşamamış insan ise karanliktadir.Nasıl ki kainatın çekirdeği ,kucultulmus şekli İnsan ise ,insanın çekirdeği kalptir.Kalp karanlıkli olursa;ilimle ,muhabbetle derinlesmezse şayet ona bağlı calisan bütün carklar da karanlık üretir .Dolayısıyla karanlığın esiri
olur ..

Yazarın üzerinde durduğu dikkatimi çeken bir başka konuda "Mesafenin Mavisi " konusu ...Yazar gökyüzü,deniz gibi varliklarin "mavi" oluşunu mesafenin rengi olarak nitelendiriyor.Mesafenin rengi sonsuzluğun ,hüznün yalnızlığın,uzakligin,kendini askinliginin,buradan oraya ulasamadiginin,güçlü arzularinin sonsuz mesafeyle dolu olması şeklinde
tanımlıyor ...Yani mesafenin rengi ile sonsuz uzaklıktaki gerçekleşmesini istediğimiz güçlü arzularimiz arasında bir ilişki kuruyor . Ayrıca çocuklar için mesafe kavramının olmadığını, diğer odaya geçen anne, bir bebek için sonsuza dek gitmiş gibi olduğunu belirtiyor .

Maalesef günümüzde çocukları bazı korkularimizdan ev hapsine almak zorunda kaldığımızı ;bundan dolayı onların yaşama dokunmalarina,kesfetmelerine,derin dusunmelerine ,dokunduklari her hikayenin,sanatın onlarda ufuk açıcı izler bırakmasına engel oluyoruz.Çocukların bakışı çok farklı gerçekten onlar hayatı es geçmiyor,degiyorlar,degdikce doyuyorlar adeta...En basiti sonbahar mevsiminde oğlumla dışarı çıktığımızda aaa anne yapraklar turuncu ,Orange...yapraklar neden dökülüyor deyip üzerinde dolaşarak ,çıkardığı çatır çutur seslerden zevk alması,kozalaklari eliyle tutup hissetmesi onunla mutlu olması...Gerçekten de bizim yaşama bakisimizi sorgulatiyor bu minik yürekler ...
Biz hayatı yaşamıyoruz,iskaliyoruz....
Kaybimizin buyuklugunun farkında bile degiliz.Ayrıca yazar gençlerin yer altı dunyalarindan kurtulmalarinin ölüm ve tefekkure bağlı olduğunun altını çiziyor .

Yazar geçmişine dönerek ,anılarını,elbiselerini,vahşi doğayla yaptığı kesifleri ,geride bıraktığı hafızanın en somut dekorlari olan mekanların içinde ;kaybettiği kişiliğini kazandırdığı hikayeleriyle yolculuğuna devam ediyor.Doğanın rengiyle kendi hikayesinin rengini bilinciyle renklendiriyor.Bunlardan en acısı da savaslarla,goclerle insanın anılarını,dillerini,kültürlerini,şarkılarını bir bavula koyarak ,şimdiki zamanın bir parçası olmak için hatıralarıni ve eski bağlarıni terk etmek zorunda kalan insanların varligi,geçmişlerini kaybetmek zorunda kalislari adaptasyon için ödenen ağır bir bedel olduğunu savunuyor .

En basit bir arama kurtarma çalışmasında bile yazar kaybolma sebebimizin doğayı bilmediğimiz,tanimadigimizin altını çiziyor .Herşeyin bir telefon kadar yakın olduğunu kurtarma ekiplerini hemen cagirabilecegimizi sanıyoruz .Maalesef telefonun çekmediği yerler de var ...Bundan dolayı kainat kitabını iyi okumamız gerekiyor .


Keyifli okumalar :))

Merve, Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'ı inceledi.
 15 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · Puan vermedi

‘’Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk’’, ‘’Şah ve Sultan’’ ve ‘’Efsane’’nin ardından okuduğum üçüncü İskender Pala kitabı oldu. Artık yazarın tarzına ve kurgusuna aşina olduğumu düşünsem de bu kitabı diğerlerinden ayıran ciddi özellikler olduğunu söylemem lazım. Bu özelliklerden en belirgin olanı da hikayenin parşömen kağıdına dönüşmüş bir çileğin ağzından anlatılıyor oluşuydu.

Kitap aslında bir Leyla ile Mecnun hikayesine dayanıyor, her ne kadar kahramanları farklı olsa da. Kitabın özünü ‘’aşk’’ düşüncesi oluştursa da beni en çok etkileyen, tarih ve edebiyat alanındaki yetkin isimlerin zamanı geldiğinde bir bir kurguya katılması oldu. Hikayemiz Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fethiyle başlayıp Osmanlı’nın son zamanlarına kadar devam ediyor. Haliyle Fuzuli’den Baki’ye, Atai’den Evliya Çelebi’ye Nef’i’den Nedim’e birçok isim karşımıza çıkıyor. Kitabı bitirdikten hemen sonra kitap hakkında yazılan yorumlara bir göz attım. Kitabın çoğunlukla beğenilmediğini ve hatta yarım bırakıldığını okuduğumda da şaşırmadım. Zira tarihi yeterince sevmiyorsanız kitap size aynı heyecanı ve zevki vermeyebilir. Okurken acaba IV. Murad devrinde şu şahsiyetten de bahsedilecek mi ya da Lagari Hasan Çelebi'den de bahsedildi bak diye düşünmeden okursanız yavan gelebilir. Kitaptan ciddi bir zevk almak için ya tarihi ya da edebiyatı gerçekten seviyor olmak gerektiğini düşünüyorum. Yazarın bildiklerinin hepsini biranda vermeye çalıştığına dair olumsuz yorumlar da okudum. Kitabın yarısında iken benim de aklımdan bu şekilde bir düşünce geçmiş olsa da böyle bir kurgunun her kitapta karşımıza çıkamayacağı düşüncesi daha baskın geldi. Kaldı ki İskender Pala’nın divan edebiyatı ile ilgisi malum olduğu için ben bunu oldukça normal ve de yararlı buldum. Diğer bir bahsetmek istediğim de her bölümün başında verilen beyitler ve hatta her bölüme verilen isimler. Her bölümün başında okuduğum beyitler içli dışlı olmadığım divan edebiyatına ilgimi artırırken aynı zamanda hangi şair daha çok ilgimi çekti onu görmüş oldum. Kitabın dili bana ağır gelmedi, edebiyat yüklü cümleler çoğunlukta olsa da anlaşılmayacak bir dili olduğunu düşünmüyorum. Sadece aşk ile ilgili bazı açıklamaların sonraki sayfalarda tekrar ortaya çıkıp kendini tekrar ediyormuş gibi geldiği oldu diyebilirim.

Kitabın kurgusu ile ilgili de bir iki kelam etmek istiyorum. Kitaba adını veren Babil konusu bana olmasa da olurmuş gibi geldi. Her ne kadar kitapta bu konu önemli bir yer teşkil etse de sadece bir kitabın yolculuğunu okumak da bana keyif verirdi. Ama dediğim gibi belki o zaman konu bu kadar dallanıp budaklanamazdı. Bir kitabı konuşturup bunu anlatmak benim aklıma gelmeyeceği için de bu konuya çok da karışmak istemiyorum; yazarın takdiri sonuçta.

Son olarak detaycı kişiliğim duramadı ve birkaç ufak şeye takıldı; onları da söylemeden incelememi bitirmeyeyim. Bu detaylar kitap için bir spoiler değil. Hürrem Sultan için bir-iki kere hanım sultan unvanı kullanıldı kitapta. Fakat Hürrem bir haseki sultan idi, hanım sultan padişah ve şehzade kızlarına verilen bir unvan olduğu için dikkatimi çekti. Sayfa numarasını not almış olsam onu da verirdim, lakin hatırlamıyorum. Kitapta Rukal III. Murad’ın cariyesi diye geçerken 209. sayfada Sultan Süleyman ibaresi geçiyor, onu hiç anlayamadım. Kaldı ki bu kitap için önemli bir detay. 233. sayfada Ester Kira’dan bahsedildiği kısımda da Ester Kira’nın iki oğlunun da öldürülmüş olduğu yazarken Reşad Ekrem Koçu oğullarından birinin öldürülmediğini söyler. Bu tabi ki çok aşırı bir detay, sadece dikkatimi çekti; mühim değil yani. Yoksa kurgu için kitapta değiştirilmiş tarihi bilgiler elbette ki var; ama burda bahsettiklerim, kitaptaki kurguyu etkilemeyen şeyler olduğu için hazır da dikkatimi çekti yazayım dedim.

Eğer tarihi ve edebiyatı seviyorsanız kitabı öneriyorum, çok şey öğrenebileceğiniz bir kitap. Herkese keyifli okumalar dilerim...

şule uzundere, Yılanı Öldürseler'i inceledi.
23 May 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Yaşar Kemal en sevdiğim yazarlardan biri. Her ay yazardan bir kitap okumaya çalışıyorum.Yılanı Öldürseler mahalle baskısı dediğimiz olayı iliklerinize kadar hissettiriyor. Bu öyle bir baskı ki 9 yaşındaki çocuğa annesini öldürtüyor. (Bu bilgi kitabın arka kapağında yazdığı için spoiler ibaresi koymadan yazdım) Bu süreci okumak inanılmaz bir deneyimdi. Şiddetle tavsiye ediyorum, mutlaka okumalısınız.

Ahmed Yasir Orman, Sana İhtiyacım Var'ı inceledi.
24 Oca 2017 · Kitabı okudu · 10 günde · 5/10 puan

(Spoiler var, sonra ben görmedim bilmiyordum deme.)
“Ara sıra çerezlik niyetine okuduğum aşk kitapları” adlı katogerime soktuğum bir kitabın daha sonuna geldim. Kitaptan eğlendin mi derseniz son yüz sayfasına kadar eğlendiğimi söyleyebilirim ama eğlenmek eşittir beğenmek anlamına gelmez. Bir klavyeyi temizlerken de bir insan eğlenebilir. Klavyeyi ters çevirip içindeki pisliklerin düşüşünü izlerken ya da tuşların arasına kürdan sokarak o pislikleri alırken bir haz duyabilir ama kimse bu işten zevk almasına rağmen bir akşam yatağına yattığında “Yarın da bir klavye temizleyerek eğlenmeliyim” demez. Ya da bu klavye temizliğini yaparken yeni bir şey öğrenmez, hatta eğlenme eylemini ve klavyenin pırıl pırıl olacağını bir kenara koyarsak bu duruma zaman kaybı bile diyebiliriz. İşte bu kitap da benim için bu klavye temizleme örneğiyle paralellik oluşturuyor.
Kitabın içinde bizi ilgilendiren iki karakter var, güzel kızımız Katie ve kaslı çocuğumuz Ramon. Klasik olarak bu abimizle ablamız kitap boyunca bir türlü tam olarak buluşamayacaklar ve kitabın son sayfasında gökten üç elma düşerek evleneceklerdir. Sakın bana şimdi böyle spoiler mı verilir demeyin. Bu kitabı okurken de olay örgüsünü tahmin edemeyecek kişi yoktur. He tabi elinde sümüklü bir peçete hüngür hüngür ağlayarak sadece aşk kitabı okuyan okur arkadaşlarımızdan pek bu tahmin yürütme başarısını beklemediğim için yazımın başına gene de ben spoiler vardır ibaresi koyarken biz biraz Katie’yi sorgulayalım.
Katie ablamız gecenin köründe evine aldığı yabancı biri olan Ramon’a ben senin bildiğin kızlardan değilim derken karşısındaki yabancının kafasındaki kız modelini nasıl düşündü çok merak ediyorum. Yahu gece gece hırlısı var hırsızı var kilitle kapını yat uyu. Yok illa kaslı yakışıklı bir oğlan o gece uğrayacak. Niye kaslı ama çok alındım. Bizim gibi çelimsiz biri girse kürekle ağzımıza ağzımıza indirilip tacizci damgası yiyecekken yakışıklı Ramon girince vuhuuuuu! Buradan Amerikan Başkanı Trump’a sesleniyorum:
-Başkanım gelemedik el öpmeye. Hayırlı olsun başkanlığınız diyelim öncelikle. Şimdi meselemize gelelim. Başkanım, gözlüklü çelimsiz vatandaşlara sahip çıkalım. Onların da hakkı böyle ucuz aşk romanlarında kahraman olmak. Yapıverin bir yasa bununla ilgili. Saygılar efendim.
Trump’a da selam çakıp isteklerimizi belirttiğimize göre kitabımıza dönebiliriz. Çok da dönecek bir durum da göremiyorum aslında en iyisi ben bu kitabı yakayım derdim ama kütüphane malı. Kütüphane malı benim için devlet malı kadar değerli olduğu için en iyisi ben en kısa zamanda kütüphaneye vereyim de kitabı başka okur arkadaşlar da alıp iki sövebilsin kitaba. Önce birkaç soruyla bu kitabı biraz sorgulayayım:

Bu kadar özgür büyütülmüş bir kız görücü usulüyle evlenmeyi duysa“Iyy bağnazlık” diyebilecekken nasıl yeni tanıştığı bir erkekle 2 hafta içerisinde evlenebilir?
Niye bu kız hiç tanımadığı bir erkeğin nasıl biri olduğundan şüphe etmesine rağmen Google amca aracılığıyla bu yabancıyı araştırmıyor?
Neden bir baba oğlunun başarısını kıskanır ki?
Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?

Falan filan. Çok da uzatmayayım yoksa inceleme kitaptan daha güzel bir hal alacak. Son olarak kitaptaki olaylar ne kadar kötü olursa olsun roman şekil olarak o kadar kötü değildi. Yani konuşma geçişleri, mekanların anlatımı öyle sırıtmıyordu. Karakterlerse dediğim gibi baya sığ kalmıştı. Sonuç olarak pek fazla bu kitabı önermem. Hatta aşk kitaplarını aşırı okuyan okurlar bile bu kitaba 10 verip aşırı beğenmez. Ah be Judith teyze daha iyi yazaydın da bu incelemeyi benim ağzıma tıkaydın…
http://ahmedyasirorman.blogspot.com.tr/...judith-mcnaught.html