Biz’i okurken kitabı yalnızca totaliter bir gelecek anlatısı olarak düşünmedim. Daha çok, rasyonelliğin kutsallaştırıldığı bir dünyada insanın nasıl yavaş yavaş kendi içinden boşaltıldığını gösteren bir metin gibi okudum. Zamyatin’in kurduğu düzen, kaba bir zorbalık üzerine değil; akıl, matematik, verimlilik ve şeffaflık üzerine inşa edilmiş. Bu yüzden tehlikeli. Çünkü burada insanlar zorla değil, mantıkla ikna ediliyor. Her şey ölçülebilir, hesaplanabilir ve öngörülebilir hale getirildiğinde, insan da kendini bir problem gibi görmeye başlıyor.
Rasyonel insanlar bu sistemin temel direği. Çünkü onlar düzeni sorgulamaz; düzenin doğru olduğunu bilir. İtiraz, irrasyonel kabul edilir. His, hata payıdır. Oysa insan dediğimiz şey tam da bu “taşan”, “hesaba sığmayan” yanıyla insandır. Zamyatin’in matematik dili burada yalnızca bir anlatım tercihi değil, bir dünya görüşüdür: rasyonel olan iyidir, irrasyonel olan tehlikeli. Ama tam da bu yüzden sistem, insanın özünü hedef alır. Çünkü insan hiçbir zaman tam anlamıyla rasyonel değildir.
Şeffaflaştırılmış toplum meselesi burada çok kritik. Cam evler yalnızca denetim anlamına gelmez; karar alma biçimlerini de değiştirir. İnsan, izlendiğini bildiğinde farklı davranmaz sadece; farklı düşünmeye başlar. Seçimlerini kendisi yapıyormuş gibi hisseder ama seçenekler çoktan daraltılmıştır. Karar, özgür bir irade değil; doğru olduğu öğretilmiş bir refleks haline gelir. Bu yüzden Biz’te özgürlük, kaosla eş tutulur. Düzenin olmadığı bir dünya korkutucudur; çünkü insan artık belirsizlikle baş etmeyi unutmuştur.
Bu noktada Biz, Orwell’den ya da Huxley’den ayrılır. Burada tek bir Büyük Birader yoktur. Korku temel araç değildir. Daha çok “senin iyiliğin için” konuşan, seni rahatlatan, yükünü alan bir düzen vardır. İnsan düşünmek zorunda