Ahmet b ebul havari diyor ki: “Muhammed b Semmak hastalandığı zaman idrarını almış ve Hristiyan bir doktora götürmüştük. Hira ile Kufe arasında yolda giderken, yüzü güzel kokusu hoş ve elbisesi temiz bir adama rastladık, bize: nereye gitmek istiyorsunuz? Dedi. İbn-i Semmak‘ın idrarını göstermek için falan tabibe gidiyoruz, dedik. Sübhanallah, Allahın dostu için onun düşmanından yardım mı isteyeceksiniz? Dedi şu idrar kabını yere atınız, İbn-i Semmak’a dönünüz ve ona: elini ağrıyan yere koy ve: “Biz onu Hakk ile indirdik ve o Hakk ile indi“ (İsra-105) de, deyiniz, dedi ve gözden kayboldu. Bunun üzerine İbn-i Senmak’a döndük ve durumu anlattık. Elini ağrıyan yerine koydu ve adamın tarif ettiği şeyi söyledi. Derhal sıhhat’e kavuştu ve: o adam Hızır (as) idi, dedi.“
Sayfa 460 - Sufilerin Makam ve Halleri- Keramet·Kitabı okuyor
Eğer konuşmaya ayırdığın zamanı tefekküre ayırırsan belki sana Allah’ın rahmetinden bazı ikramların önü açılabilir. Sen belki La ilahe illallah, sübhanallah desen veya başka bir zikir söylesen senin için daha hayırlı olurdu. 
Neymiş, Kur'an Elifbasiyle terennüm edilen Türkçe, Türkçe değilmiş. Ya? "Osmanlıca" imiş. Sübhanallah! Nerede Osmanlı lafzı geçse tahkir ve tezyif edilen bir devirde Türkçe de tahkirden ve düşmanlıkdan nasibini aldı. Bre gafiller, ne "Osmanlıca" ne de “Osmanlı Türkçesi" deye bir şey vardır. Kur'an elifbasiyle teşekkül etmiş, kavaidi tahkim edilmiş muazzam ve muhteşem bir Türk lisanı vardır.
Birinci safta olan melekler, sürekli secdeye varıp: "Sübhanallah" derler,
ikinci safta bulunan melekler, daima oturup: "Elhamdülillah" derler. Üçüncü safta
duran melekler, hep rükua varıp: "La ilahe illallah" derler. Dördüncü safta kalan
melekler, kıyamda durup: "Allahü ekber" derler.
Bir adamı namazı terk ettiği için ayıpladığımda bana “Ben kendimi Allah’ın evine girmeye ve ona ibadete ehil görmüyorum” demişti. Sübhanallah! Şeytanın bu adamla nasıl oynadığını görüyor musunuz?