Çâk eyleyemem sînemi her dilbere zîrâ
Sultânıma â'id bir emânet var içinde
Şeyh Gâlib
"Ben, her güzele gönlümü açıp gösteremem; zira onun içinde sultanıma ait bir emanet var."
1496 yılında İstanbul’da bir deprem olmuş, ardından da veba salgını baş göstermişti. Bunların sonucu birçok insan telef olmuştu. Padişah II. Bâyezid, Cemal Halveti Hazretleri’ne gelerek:
– Üstadım! Hacca gitseniz de o mübarek yerlerde, üzerimizdeki bu âfetin kalkması için Allah’a dua etseniz, diye rica etti.
Şeyh Efendi padişahın bu ricasını kabul buyurarak, hac hazırlıklarını tamamlayıp kırk dervişi ile yola çıktı. Henüz Üsküdar’a yeni gelmişlerdi ki veba salgınının durduğu haberini aldılar. Bu hadise karşısında Cemal Efendi
tevazu göstererek:
“Duaların kabul olmamasına sebep bizmişiz. Bizim ayağımız şehirden çıkınca fukaranın duası da kabul olundu” dedi.
Sultan Bâyezid, Efendi’ye gönderdiği haberde:
“Üstadım, bu seferiniz vebadan kurtulmamız niyeti ileydi. Şimdi hastalık ortadan kalktı, İstanbul’a dönebilirsiniz.” demişse de Cemal Halvetî şöyle demiştir:
“Sultanıma selamımı iletin! Madem ki hacca niyet ettik. Bu hayırlı yolculuğa devam edelim...”
Aşkın odu ciğerimi yaka geldi yaka gider
Garip başım bu sevdayı çeke geldi çeke gider
Kâr etti firak canıma âşık oldum sultanıma
Aşk zencirin dost boynuma taka geldi taka gider
Sadıklar durur sözüne gayrı görünmez gözüne
Bu gözlerim dost yüzüne baka geldi baka gider
Arada olmasın nâşı onulmaz bağrımın başı
Gözlerimin kanlı yaşı aka geldi aka gider
Bülbül eder âh ü figan hasretle yandı bu can
Benim gönülcüğüim ey can çıka geldi çıka gider
Âşık Yunus'un sözleri efgan eder bülbülleri
Dost bahçesinin gülleri koka geldi koka gider
gelmez oldu çok zamandır padişahım yanıma
hâlimi arzetmeye yok çare ol sultanıma
nâr-ı hasretkâr kıldı, şimdi muhkem cânıma
sabrını sen ver ilâhi bu dil-i sûzânıma
Mevlana bir rubaisinde,
Ey Nergis, tazesin, mahmursun, ama git. Sen sevgilimin gözünü görmediğin için mazursun26 derken,
Nergis'in eksik bakışına, uykulu gözlerine, "mecazi aşkın" ötesine geçemeyişine, hakikat şarabını mecaz kadehinden içmesine vurgu yapar. Bu olumsuz temsiliyetinde Nergis'in felaketi bilginin en alt derecesini, kendi yansımasını tercih etmek olmuştur.
Nergis günahkardır; çünkü ruhunun gerçek özlemine deva olmayacak bir yanılsama ya tutulmuştur. O yalnızca kendi görüntüsünün izleyicisidir; bu yüzden de yaşamı anlamdan yoksundur; kendi olamamıştır. Surete tapınış, manayayaklaşamamıştır.27 Ama başka bir yerde fikrini değiştirdiğine tanık oluruz; "Hayır ben yanıldım," der ve şöyle devam eder: "benim örtünmüş, gizlenmiş sultanıma hayran olmuş kalmışsın sen."28 Yine Mesnevi'nin bir yerinde şöyle diyecektir: Susuzluktan yanar da bir tas su içersen, Hakk'tır suda seyrettiğin.
Ey görüş sahibi kişi; Allah aşıkı olmayanlar, suda sadece kendi yüzlerini görürler.29