Kural Yıkan Kural!
Puan vermedi·
Marquis de Sade Yatak Odasında Felsefe eserinde insanlığın erdemsel, mitik ve inanç harmonisinin kurallar ve duvarlarını aklın ve mantığın diyalektik perspektifinde sarsıntıya uğratmıştır. Bu sarsıntı ve yıkımı yaparkende cinsellik ritüel ve eylemlerini hem heteroseksüel hem de homoseksüel bir tarzda sunarak erotizmin uçlarını okuyucuya anlatmıştır. Bu anlatımı yaparkende tüm felsefi sistemleri sorgulamaya tabi tutarak; varoluşçuluğu, ahlakçılığı, monoteist inanç bağlamlarını kendi 'kimlik' olgusuyla eleştiriye tabi tutmuştur. Marquis de Sade'nin yaşam ve eylem nosyları üzerinden yapıtlarına da bakacak olursak; kendi yaşam ve eylem dünyasının bu kadar çeşitlik zevk ve hazlarla dolu olmasının sebebi ekonomik bağlamda yetkinliğini göz önünde bulundurmamız gerekir. Çünkü yazarın neredeyse hiçbir zaman maddi çerçeve tarafından 'hayatta kalma' ya da Abraham Maslow'un ihtiyaçlar hiyearşisine salt bir bağıntı kurmadığı, bu bağıntının üzerinde bir hayat tarzı olduğu ve bu tarz üzerinden hedonist bir eylem diyagramında var olduğunu söyleyebilmekteyiz. Bundan dolayı eserin tek ihtiyaçlar hiyearşisine işçi sınıfından tek bir kişinin bulunması da dikkat çekmekte ve diğer kahramanların işçi sınıfından değil serf-efendi kısmından yani kalbur üstü bireylerden seçilmesi belki de haz denilen kavramın işçi sınıfa değil serf-efendi sınıfına aidiyeti de söylenebilir. Diğer bir açından Yatak Odasında Felsefe eseri insanın duygusal veri setini ekarte ederek bireyi sadece beden tahakkümünde bir haz makinesi olarak yansıtmıştır. Ve bu makinenin bedenin orjinalliği, estetikliği gibi algı ve beğeni güdüsü üzerinden dikkat çekiciliği ifşalanarak 'erotizm ve cinsellik' bağlamında kadınsallığı bir haz dürtüsüyle hareket etmesi ve kendini bir sunak gibi hazları için her türlü eylemsel nosyonu açıktan ya da gizliden yapması gerektiğini vaaz etmiştir.
Duygu ve Düşünce
Yatak Odasında FelsefeMarquis de Sade · Ayrıntı Yayınları · 20182,711 okunma
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 146. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 13:56
Kayıp Diyarın tozlu yollarında, Sisli Ormanın gölgelerinde, Fırtına Kıyısının dalgalarında ve yıldızların sonsuz boşluğunda benimle kısa bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız? Sisli Ormanın kalbinde eski bir sunak vardı . Üstünde bir taşın kalıntıları vardı. Karanlık büyücü Melanpos u yenmek için kullanılmıştı. Bu emanet taş kırıldıktan sonra bu diyarın büyüsü zayıflamış ,suları azalmış ,ormanlar solmuştu .Şimdi Ay bir kehanet daha sundu .Beş yürek birleştiğinde karanlığın zincirleri kırılacaktı . 5 kişi hepsi birbirinden habersiz olarak orada birleşti. Odin bir savaşçıydı .Freyja bir şifacı .Dilda lanetten etkilenmiş bir genç .Her dolunayda kalbi durup yeniden çalışıyor. Özgür göçebe bir ozan.Ve beşinci kişi Hayat .. Karanlık bir kulede ,zincirlerle kapalı bir kapı var ve bu beş kişi Diyarı kurtarmak için birlikte hareket etmek ve Melanpos,Fısıltılar Kraliçesi,Gölgede Tanrısı ve Ayna Kraliçe sine meydan okumak zorundalar . Bakalım hepsinin baska nedenlerle bir araya geldiği bu beşli Diyarı kurtarabilecek mi? Dostluk, beraberlik ve fedakarlıklarla döşenmiş bir epik anlatım bu ... Ben fantastik sevmem diyorum ama sevmeye mi başladım ne ,bayagi sardı beni bu destan ... Epik destanlardan hoşlanan herkese tavsiyemdir... Odin - Beşin Yemini Özgür Yüce
Odin - Beşin YeminiÖzgür Yüce · Evrensel Kültür Yayınları · 202517 okunma
Reklam
7/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 22:23
Renault fabrikasının ağır işleyen çarkları arasında, İspanya İç Savaşı'nın cephelerinde ve açlığın fiziksel sınırlarında felsefe yapan Marksist bir kadın direnişçidir Simone Weil. İşçilerin ve ezilenlerin acısını bizzat hissetmek için onlar gibi yaşamış, yoksulların istihkakından fazlasını yemeyi reddederek kendi varlığını düşüncelerinin sunak taşında feda etmiş tavizsiz bir ruhtur kendisi. Simone Weil’in Felsefe Dersleri, düşünürün zihinsel evrenine doğrudan, ancak bir o kadar da dolaylı bir pencere açıyor. Zira bu eser, Weil'in kendi elleriyle kusursuzlaştırmak üzere masaya yatırdığı bir eser değil; 1933-1934 eğitim yılında Roanne'daki bir lisede verdiği dersler esnasında, öğrencisi Anne Reynaud-Guérithault tarafından titizlikle tutulan notların bir derlemesidir. Kitap temel olarak, dönemin klasik Fransız felsefe müfredatının şematik izini sürer. Psikoloji, bilgi teorisi, ruh-beden düalizmi, algı, zaman, hafıza, irade, özgürlük, ahlak ve toplum gibi köklü meseleler sırasıyla ele alınır. Ancak Weil, bu geleneksel ve yer yer kuru müfredatı kendi tavizsiz hakikat arayışıyla yontar. İnsanın maddi dünyayla kurduğu ilişkiyi, eylemin doğasını ve bilhassa ileride düşüncesinin belkemiği olacak dikkat kavramını, henüz o ağır mistik ve dinsel buhranlarını yaşamadan önceki görece rasyonel, Descartesçı ve Marksist etkiler taşıyan zihniyle inceler. Eser, Weil'in sonradan radikalleşecek olan düşüncelerinin—özellikle emeğin kutsallığı ve düşünce ile eylemin ayrılmazlığına dair inancının—ham tohumlarını barındırır. Ancak Felsefe Dersleri, edebi bir doygunluk veya Weil'in o yakıcı felsefi derinliğini tüm çıplaklığıyla arayanlar için açık bir hayal kırıklığı yaratma potansiyeli taşır. Metni ele alırken, onun ontolojik bir başyapıt olmadığını kabullenmek gerekir. Çünkü öğrencisinin
Felsefe
Felsefe DersleriSimone Weil · Pinhan Yayıncılık · 202063 okunma
Puan vermedi·432 syf.·
2026 1. kitabı
Macar yazar László Krasznahorkai'nin 2008 yılında yazdığı bir romandır. Farklı zaman ve yerlerdeki sanatçılara odaklanan, bazıları tarihi kişiler, bazıları ise kurgusal olan, bölümlerden oluşan bir anlatıya sahiptir. Bölümler arasındaki tematik bağlantı, romanın bölümlerinden birinde yer alan Japon tanrıçası Seiobo'da görülebilir, 1'den başlayıp 2584'te biten Fibonacci dizisine göre numaralandırılmıştır. 1. Kamo Avcısı Kamo Nehri'nde balığını avlamak için hareketsizce bekleyen bir Ooshirosagi kuşu var . Yoğun güzelliği fark edilmiyor, ancak avını vurduğu anda görülseydi, görgü tanığının hayatını değiştirebilirdi. Bölüm, balıkçıl kuşu ile Kyoto şehrinin daha büyük boyutları ve fark edilmeyen güzellikleri üzerine bir meditasyon arasında gidip geliyor. 2. Sürgündeki Kraliçe Bu bölüm , Filippino Lippi tarafından sipariş edilen ve Kraliçe Vashti'nin Kraliyet Sarayından Ayrılışı (1480) tablosunu da içeren bir dizi düğün sandığının siparişini ve resmini ve o zamandan beri sandıkların tarihini anlatmaktadır . Kraliçenin güzelliği o kadar arzu edilen ve hayranlık uyandıran bir güzelliğe sahiptir ki, birçok kraliçelik geleneğinden kopmayı başarır, ancak sonuçta bir kadın olarak itaatsizliği onu sürgüne götürür. Filippino, Ester Kitabı'nın hikayesini tasvir eden düğün sandıklarını sipariş eden Yahudi aileyi etkileyen yetenekli genç bir ressamdır . İki sandık arasında, altı panelden beşini atölyenin ustası Sandro Botticelli tarzında boyar . Son panelde, Botticelli'yi eşsiz güzelliği karşısında hayrete düşüren Kraliçe Vashti'nin Kraliyet Sarayından Ayrılışı tablosunu resmeder. Sonraki yüzyıllarda tablo, dönüşümlü olarak Botticelli veya Lippi'ye atfedilir. Sandıklar parçalara ayrılır ve paneller birçok koleksiyon ve müzeye dağılır. Bilim insanları, resimlerin güzelliğine pek
1000Kitap
Seiobo Orada, AşağıdaydıLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 201976 okunma
9/10
·105 syf.··
Beğendi
·
2025 83. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 10:58
“Büyük kuraklığın olduğu o yıl, zaman kavrula kavrula küle döndü; gün, yakalamaya çalıştığınızda kor gibi elinize yapışıyordu. Şişe geçirilmiş gibi duran güneş günler boyunca başınızın üzerinde öyle asılı dururdu.” Böyle başlıyor kitap, daha ilk satırındaki tasvirlerin gücü ile beni kalbimden vurarak. Uzun zamandır böylesine güçlü bir metin okumamıştım. Yazarla tanışma kitabımdı, ama hayatımda bambaşka bir sayfa açmışım gibi hissediyorum. Balou sıradağlarında bir köyde ihtiyar bir adam kör köpeğiyle yaşamaktadır. Bir kuraklık baş gösterir. Köylüler tası tarağı toplayıp kuraklık geçene kadar başka yerlere göç etmeye başlar. Ektiği mısır tanesinin filizlendiğini gören yaşlı adam köyde kalıp onun mahsül vermesini beklemeye karar verir. Köylülerin tanrı yağmur göndersin diye bir sunak hazırlama geleneği vardır. Bir köpeği gözleri güneşe bakacak şekilde sıkıca bağlarlar ve günlerce yağmurun gelmesini beklerler. Yine bu ritüellerden birinde köpek güneşe bakmaktan kör olmuştur ve ihtiyar adam onu çözüp sahiplenir. İhtiyar adamın, köylülerin cahillikten ileri gelen acımasızlıkları ile mükemmel bir tezat oluşturan, derin bir vicdanı vardır. kuraklığın geçmesini beklediği süre boyunca kör köpek ile yediği içtiği her şeyi paylaşır. Hatta şöyle söyler köpeğine; “bu kuraklıkta ikimiz de öleceğiz, umarım sen benden önce ölürsün de vahşi hayvanlar elini ayağını parçalamadan seni gömerim ve böylece dünyaya tekrar geldiğinde uzuvların eksiksiz olur.” Kör köpeğine, kuyunun başında rastladığı vahşi kurda, büyüttüğü mısır fidanına, köylüsünün geleceğine ayrı ayrı duyduğu saygı tek kelime ile büyüleyicidir. Öte yandan doğanın gücüne ve insan duyularının buna nasıl da uyum sağladığına tanıklık ediyoruz hikayede. Yaşlı adamın hayvanları dışkılarının kokusundan tanıması, farelerin hal ve
Günler Aylar YıllarYan Lianke · Jaguar Kitap · 20206,9bin okunma
7/10
·161 syf.··
2025 2. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2025 21:02
Herkese merhaba, yeni bir kitap incelemesiyle yine buradayım! Biraz uzun bir inceleme olacak çünkü bu konuya fazlasıyla ilgiliyim! Bildiğiniz üzere 'cadı' genelde kadınlarla ilişkilendirilmiş bir kavramdır, öncelikle bunun nedeninden bahsedelim. 1430-1780 yılları arası 'Cadı Avı' olarak bilinir. Orta Çağ başlarında kiliseler 'Cadı' diye bir varlığı tanımıyordu ve bu varlığa inananları cezalandırıyorlardı. Bu yüzden o zamanlar bir insanın kendisini cadı olarak tanıtması sakıncalıydı. Cadı kelimesinin kadınlarla ilişkilendirilmiş olması tamamen o dönemin zihniyetiyle ilgiliydi çünkü kadınlar her zaman erkeklerden daha alt kademede ve şeytan tarafından kolayca kandırılabilir olduğuna inanılıyordu. Kiliseler bu durumdan faydalanmaya ve para kazanmaya başlamıştı. Nasıl mı? Cadılıkla uğraşan veya uğraşmayan ama iftiraya uğrayan birçok kadın ateşte yakıldı, hem de sebepsiz yere. Bu kadınların yakıldığı yerde görülen mahkeme ücretleri yine bu kadınların varlığından kesildi. Evet doğru okudunuz, hem paralarına hem evlerine, hem de hayvanlarına el koydular. Bu kadınlar hem suçsuz yere yakıldılar hem de tüm mal varlıklarına el konuldu. Bazı kişiler diyecek ki gerçekten suçsuzlar mıydı? Onlar cadı değil miydi, büyü yapmazlar mıydı? Evet cadıydılar, evet büyü yaparlardı. Ancak şöyle ki cadılar aslında kara büyü yapan kötü varlıklar değildi. Bunu filmler, diziler veya dinler bu şekilde gösterdi. Bir Cadı yani 'Wicca' asla ve asla başka bir insanın hayatına müdahale edemez veya zarar veremez. Eğer zarar veren bir büyü olursa bu 'Maji' olur ve Cadılık'tan çok uzaktır. Cadılar İngilizce'de 'Healer' dediğimiz şifacı varlıklardı. Kendi gelişimleri için ritüeller yaparlardı, bir nevi meditasyon diyebiliriz. Şu anda ritüel yapmıyoruz mu sanıyorsunuz? Hepimiz yapıyoruz ama farkında
Kadim Cadılık ÖğretisiErhan Altunay · Destek Yayınları · 2020372 okunma
Reklam
Reklam