Hükümet büyük ölçüde, serinin yirmi beşinci cildinde ilk kez gördüğümüz beş ihtiyar tarafından yönetilmektedir. Yaşlı adamlar olarak tasvir edilen bu karakterler, çağdaş toplumlarımızdaki siyasetçi imgesine özgü niteliklere sahiptir: takım elbise, dik bir duruş ve birbirine kenetlenmiş eller... Gerçekten de bu figürler, hayali bir evrende geçmesine rağmen 18. yüzyıl Avrupa'sına daha yakın olan One Piece dünyası içinde, modern bir siyasetçi imgesini temsil eder. Korsanların ve hatta daha önce bahsedilen yerel siyasi liderlerin (belediye başkanları, krallar vb.) görünüşüyle büyük bir tezat oluşturan bu tarz ve bu bariz siyasi modernlik, bir tür zenginlik olarak da yorumlanabilir.
Beş kişinin bulunması ve tek bir liderin olmaması, gücün çok dar bir elit grup tarafından paylaşıldığı bir tür oligarşiyi akla getirebilir. Dahası, bu ihtiyarlardan bazıları tanınmış siyasi liderlerle benzerlik gösteriyor: beyaz tunik giymiş kel yaşlı adamın, yıllarca Hindistan Ulusal Kongresi'ne liderlik eden Gandhi'ye; alnındaki iz bulunan diğerinin ise 1985-1991 yılları arasında SSCB lideri olan Mihail Gorbaçov'a benzediği söylenebilir. Bu beş kişilik sayı, Büyük Hať taki okyanus sayısı ve hükümet bayrağındaki daire sayısıyla aynıdır. Bu sayı aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin (Fransa, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) sayısıyla da örtüşür. Onlara atfedilen rol de benzerdir: Uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından birincil derecede sorumlu olmak.
İhtiyarlar genellikle "inkâr edilemez", "buna karşın", "düşünülmeden alınmış kararlar" gibi resmî bir dile ait ifadeler kullanır. Bu temsil biçimi, iktidara gerçek bir görünüm kazandırmasına rağmen bu yöntem, esasen kişinin kendini sunuş biçimine ve akılcı bir söylem üretme
Arminius Vambery, tartışmalı siyasi kimliği bir tarafa Türk dünyasına duyduğu ilgi ve Türkoloji bilimine yaptığı katkılarla öne çıkmış Avrupalı şarkiyatçılardan birisidir.
Felsefe tarihi, çoğu zaman yaşamda karşılığını bulamamış düşüncelerin tarihidir; yaşanamamış iddiaların, bu iddialardan devşirilen imtiyazlı kimliklerin ve o kimliklerin doğurduğu kibirli yargıların tarihi...
Böylece kendini sadece annelikle gerçekleştirebilen ev kuşu kadının yapay imgesinden, kızlara kendilerini ancak baştan çıkartma ve bedeni sunuş sanatıyla gerçekleştirebileceğini haykıran bir döneme geçtik. Ne kadar çok sevişirsen, o kadar başarılısın, o kadar gözdesin.Aile, Kilise, okul kaçak davranınca eğitim gerçeğinin egemenliği medyaya kaldı ve medyanın da tek bir yasası vardır. Geçerli kılmak. Ama görünürde bu kadar anlaşılabilir olan bu yön -şirin olmak ya da zamanın işaretlerini azaltmak istemek- neyi gizliyor? Beden, özgünlüğümüzün ifadesidir ve bizden önce gelen kuşakların hikâyesidir. Gösterişli burun, çarpık dişler bir büyük dededen hatta üç kuşak önceden geliyor olabilir; bir özgünlüğü, bir hikâyesi olan bu insanlar, özgünlükleri ve hikâyeleriyle bizimkinin oluşmasında rol oynamışlardı. Yüzü anonimleştirmek, insanoğlunun zaman içinde kendini ifade eden bir varlık olduğu ve hayatın anlamının da bunun farkındalığı olduğu düşüncesini silmek anlamına gelir. Kişi, yüzünün özgünlüğüdür. Tüketici -ve ne yazık ki giderek erkeksi- toplumun dayattığı uygunluk kuşaklar arasındaki anlaşmayı, insan topluluğuna ezelden beri kendini böyle tanımlama hakkı veren o bağı sildi. Biz atalarımızın toplamıyız, ama aynı zamanda olağanüstü biçimde yeni ve yinelenemez kişileriz.
İnsan ilk buluşmalarda uzuvlarının görgüsünü, kıyafetinin zarafetini, duruşunun asaletini ve sözlerinin kararlılığını muhatabına eksiksiz bir biçimde sunabilmeliydi. Aynı zamanda bulutların sadeliği ve yağmurların doğallığı kadar özgün olmalıydı bu sunuş. Esasında erkekler, bir kadınla buluşmaya giderken kılık kıyafetinden çok insanlığını düzeltmeliydi. Çünkü kadınların çoğu vahşi hayvanlardan korkarlar. Grand tuvalet
kıyafetler, yıldız kümesi gibi parlayan rugan ayakkabılar, yaşlılığı gizleyen jöleli saçlar, gönül okşayan ıtriyatlar ilk buluşmada
olumlu bir izlenim bırakarak ilişkinin başlamasında büyük bir rol oynasa da, dışı bakımlı olan bu erkeğin kişiliğinde vahşi bir
hayvan gizlenmiş olabilirdi. Sıradan insanlar görünüşle tuzağa düşürülürdü. Oysa en güzel kalpler yağlı gömleklerin altında bulunurdu. Dış görünüş bir ilişkiyi başlatmaya yetebilirdi, fakat devam ettirebilmek için hassas bir ruh ve incelikle bezenmiş bir kalp gerekirdi ve o, ne yazık ki ilk bakışta bilinemezdi.