Puan vermedi·335 syf.··
2026 19. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 02:13
bu kitabı okurken en başından beri içime oturmayan bir şey vardı. nietzsche’nin anlatmak istediği fikirlerin büyüklüğünü inkâr etmiyorum ama sunuş şekli bana gereksiz derecede ağır ve dağınık geldi. zerdüşt karakteri üzerinden sürekli “üst insan”, “kendini aşma” gibi kavramlar dönüp duruyor ama çoğu yerde sanki bir düşünceyi net anlatmak yerine etrafında dolaşıp duruyor. bu da okumayı benim için yorucu hale getirdi. bazı bölümlerde “tamam şimdi bir şey söyleyecek” diyorsun ama ya metafora boğuluyor ya da birden yön değiştiriyor. dil açısından da beni içine çeken bir akış yoktu. felsefi metin olduğunu biliyorum ama yine de bir noktada okuyucuya tutunacak bir ritim bekliyor insan. burada o ritim bana hiç geçmedi. en çok zorlandığım şey ise sürekli tekrar eden “insanlığı aşma” fikrinin bazen motive edici değil, daha çok baskıcı hissettirmesiydi. sanki insanı geliştirmekten çok, sürekli eksik hissettirmeye çalışıyor gibi. açık konuşmam gerekirse, bu kitap bana “derinlik”ten çok “fazla yüklenilmiş anlam” gibi geldi. belki felsefi olarak güçlü bir metin ama benim okuma deneyimimde karşılığı olmadı. sonuç olarak: fikrini anlıyorum ama benim için okunması keyifli değil, daha çok zorlayıcı ve yorucu bir deneyimdi.
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
Puan vermedi·86 syf.··
2026 14. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 17:51
Evgenia "Mars"/Bonçeva Elmazova ve eşi 1907 senesinde Bulgaristan'dan "Türk payitahtına" geliyorlar. Galata taraflarında bir otelde kalan çift Beyoğlu'nu, Büyükada'yı, Haliç gibi yerleri gezmiş Cuma Selamlığı'na katılmış, Galata Mevlevihanesi'ne ve Demir Kilise'ye de gitmişlerdir. Ülkede kaldıkları süre zarfınca pek çok sanatsal etkinliğe katılmışlardır. Kitabın "Sunuş" kısmını yazan Prof. Dr. Hüseyin Mevsim'in de değindiği gibi Evgania'nın gayri objektif bir bakışaçısı vardır. Örneğin, daha yolculuk esnasında bile Türk askerleri ile Bulgar askerlerini kıyaslar, trende sunulan şartlarla bile "İşte, derin Şark'a yaklaştığımız belli oluyor." der. Zaman zaman üslubu da "tepeden bakma" izleri de taşır. Elbette ki dönemin siyasî yaşamına ve en baş siyasî figürüne -yani padişaha- yönelik yorumları, kendince doğru teşhisleri mevcuttur. Kitap süresince Bulgar tarihine, kültürüne dair değinmeler ve dipnotlar da bilgi akışında mevcut. Kitapta akıcı ve okunaklı bir anlatım var. Yukarıda bahsedildiği üzere, objektif olmayan tutumu bilerek, "farklı bir perspektiften tarihi okumak" için tercih edebilirsiniz.
Tarih
Abdülhamid İstanbul'unda Bir Kadın SeyyahEvgenia Mars · Kitap Yayınevi · 201933 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·272 syf.··
2019 23. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mart 2019 00:00
#fahrenheit451 i okuduğumdan beri, okunanlar arasına eklemek istediğim #cesuryenidünya kitabıyla geldim bu akşam. Okuyan kadinlar kulubu olarak #heraybiryayinevi etkinliği için @ithakiyayinlari nı seçince fırsat bu fırsat dedim. Benim için kolay bir okuma olmadığını söyleyebilirim. Her türlü yoruma spoiler yememek için göz ucuyla bakan ben, sunuş ve önsöz kısmında hayatımın spoilerını yedim :) Bu maalesef kopmama sebep oldu. Bırak ben düşüneyim, fark edeyim, sorgulayayım dedim doğal olarak, kitaptaki şartlandırmayı bana niye yapıyorsun yani. Okumayı bırakıp eğlenceli olacağını düşündüğüm başka bir kitap okuduktan sonra geri döndüm okumaya. Düşe kalka sonuna ulaştım ama ilk yaşadığım hayal kırıklığını atlatabilmiş değilim. Çünkü kitabın elimde sürünmesine sebep oldu. Gelelim kitabımıza, "Her şeyin ulaşılabilir olduğu bir dünyada hiç bir şeyin anlamı yoktur..." siz de böyle mi düşünüyorsunuz? Bu kitapta her şey ulaşılabilir. Hep mutlusunuz, mutsuz hissettiğinizde küçük bir ilaçla göklere uçuyor uyuşuyorsunuz, yani yine mutlusunuz. Yaşlanmak, kederlenmek, yoksulluk, yoksunluk, aşk, aile hiç bir şey yok. Doğmuyorsunuz, doğurmuyorsunuz. Bunun içinde makineler var. Üretimin kalitesine göre sınıflandırılıyorsunuz, alt ya da üst tabaka diye. Uyum sağlayamadıysanız, üretimde bir hata olduysa aykırıların olduğu, düşünen sorgulayan idrak edenlerin olduğu adaya sürülüyorsunuz mis gibi :) Daha üretilmeden önce (doğmadan önce değil), size sürekli dinletilen, beyninizi yıkayan, sizi şartlandıran mekanik ses hallediyor herşeyi. Okuyan insanlara tahammül edemiyorlar. Okurlarsa anlarlar, anlarlarsa şartlandırdığımız reflekslerinden kurtulup özgürleşirler, sistemi sorgularlar diye korkuyorlar. Çünkü "Birey hissederse topluluk sendeler" Çünkü biliyorlar "Her değişim istikrar için bir
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 99. kitabı
Yıldız Silier Oburluk Çağı adlı kitabında bireyin varoluşuyla kırılma noktalarını Karl Marx, Arthur Schopenhauer, Friedrich Nietzsche, Sigmund Freud, Carl Gustav Jung Zygmunt Bauman, Immanuel Kant gibi aydınlanma çağının ve Sokrates Platon (Eflatun), Aristoteles gibi antik çağın düşünürleri üzerinden anlatım sağlamıştır. Bu anlatımla insanlığn dinamiklerinin değişkenliğini, evren anlayışının, doğayla etkileşimi bağlamında birey, toplum ve kadın incelemesinde bulunmuştur. Kitabın başlıkları ve bölümleri göz önünde tutulduğunda; insan, insan haklarının ve mülkiyet kavramının toplumları, bireyi ve doğayı nasıl dejenere ettiğini, insanın tanımını fransız devrimiyle sanayi devriminin yaşanması ve bunların birbirini ardıllamasından hareketle 'homoeconomicus'a dönüşmesi ve bu dönüşümün bireyin-toplumun özne yıkımı üzerinden okunmasının anlatımını sunmuştur. Bu sunuş okuyucuyu hem modern hem postmodern hem de geçmiş tarihin izlekleri ve izleri hakkında bilgi vermektedir. Kitabın son bölümüne gelindiğinde kadınlığın bir etiket ya da marka gibi kullanılmasını eleştirmekle birlikte Simone de Beauvoir üzerinden feminizm anlatımı yaparak; kadınlığın geçmiş ile şimdi arasındaki bağlam ve bağıntılarını okuyucuya anletmıştır. Özellikle kadının temel nosyonu veya yetkinliği olan 'annelik' formunu ele alarak batı-doğu arasında annelik bağlamının değişkenliğini ve 'kadın'ın temel formunun 'annelik'tek ziyade kendini gerçekleştirmek hem potansiyel hem de eylemsel noktalarına değinmiştir. Sonuç olarak; Yıldız Silier Oburluk Çağı kitabında çağımızın tüketim toplumunu eleştirirken; kimlikleri, bireyi, toplumu ve hatta tarihsel ve kültürel mirasın uğradığı dejenerasyonu ve kadın kimliğinin modern çağ ile birlikte evrimleştiği yönü saptamıştır. Böylelikle eser okuyucuya kendi var olduğu anı merkez kabul ederek; o kendilik anını oluşturan algıları, olguları, olumlamaları ve olumsuzlamaları anlatım
Oburluk ÇağıYıldız Silier · Yordam Kitap · 2011339 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2022 110. kitabı
Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956), Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli isimlerinden biridir. Şiirlerinde genellikle bireysel temaları (yaşama sevinci, aşk, yalnızlık, ölüm korkusu) sade, akıcı ve içten bir dille işlemiştir. En ünlü eseri olan “Otuz Beş Yaş” şiiri, 1946’da CHP Şiir Yarışması’nda birincilik kazanmış ve Türk edebiyatının kült şiirleri arasına girmiştir. “Bütün Şiirleri” (veya “Otuz Beş Yaş” toplu şiirleri) içinde yer alır ve şairin ölüm, zamanın geçişi ve yaşlanma kaygılarını en yoğun biçimde yansıtır. Asım Bezirci, şiirleri yayım tarihlerine göre kronolojik olarak sıralamıştır. Kitap şu bölümlerden oluşur: Sunu — Asım Bezirci’nin sunuş yazısı. Şiir Üstüne — Tarancı’nın bir röportajı / şiir üzerine düşünceleri. Öncekiler (23 şiir) — Erken dönem, kitaplara girmemiş şiirler. Ömrümde Sükût (1933, 21 şiir). Aradakiler (81 şiir) — Dergilerde kalmış ara dönem şiirleri. Otuz Beş Yaş (1946, 108 şiir) — Şairin en ünlü ikinci şiir kitabı. Düşten Güzel (1952, 35 şiir). Sonrakiler (6 şiir) — Geç dönem ve ölümünden sonra yayımlananlar. Çeviri Şiirler — Baudelaire, Verlaine, Apollinaire gibi şairlerden çeviriler. Temalar ve Tarancı’nın Şiir Anlayışı Tarancı’nın şiirleri genel olarak:Yaşama sevinci, aşk, doğa, yalnızlık ve ölüm korkusu etrafında döner. Sade, akıcı, içten ve halk diline yakın bir üslup kullanır. Hece ölçüsünü ustaca benimser. Hiçbir akıma sıkı sıkıya bağlı kalmamıştır; bireysel ve hümanist bir sesi vardır. Behçet Necatigil’in ifadesiyle: “Yaşamanın ve aşkın güzelliğini öven, ölümün üstünlüğünü vurgulayan, Türkçeyi bütün tatlılık ve anlatım gücüyle şiire geçiren” bir şairdir. Önemi Tarancı’nın dağınık dergi şiirlerini bir araya getirerek kalıcı bir külliyat oluşturur. Okuyucular ve araştırmacılar için temel referans kitaptır. Türk şiirinde bireysel
Otuz Beş YaşCahit Sıtkı Tarancı · Can Yayınları · 202014,1bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 79. kitabı
Fosforlu Cevriye Suat Derviş ile bu kadar geç tanışmanın pişmanlığını yaşadım kitabı bitirdiğim an. Farklı lisanlardaki kelimeleri, sokak jargonunu bu kadar ustalıkla kullanıp, müthiş bir armoni oluşturmak hiç kolay olmasa gerek. Bu kelimeleri bir arada kullanırken konu daha da güzel bir hale geliyor. İsmail Güzelsoy’un mükemmel sunuş yazısı da kitabı daha da güzel bir hale getirmiş. Sunuşu okumadan kitaba başlayan çok şey kaybedecektir diye düşünüyorum, sunuşu yaparken spoiler vermemek için de büyük bir özen göstermiş. Gelelim Fosforlu Cevriye’ye; İstanbul’da feleğin çemberinden gelen ve hayatını seks işçiliği yaparak kazanan Cevriye’nin hikayesini aktarıyor bize Suat Derviş. Toplumun farklı kesimlerindeki insanların hayatlarına da yer veriyor. Erkekler için sadece bir meta olarak görülen Cevriyenin meşhur biriyle karşılaştıktan sonra hayatındaki değişimi de görüyoruz. Cevriye’nin“Hayatımda ilk defa biri bana siz diye hitap etti, ilk defa bayan olduğumu anladım” cümlesi o meçhul kişiyle karşılaştığı ana kadar nasıl bir hayat sürdüğünün en büyük göstergesidir. Yine aynı kitapta geçen, “Allah’a inanmayan bir insan nasıl olur da bu kadar iyi olabilir” cümlesi de, o dönemde insanların inancı olmayan insanlara toplumun bir kısmının bakış açısını da göstermektedir. Sözün özü, Suat Derviş bir seks işçisinin gözleriyle toplumdaki bir çok kesimini de mercek altına alıyor. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20252,647 okunma