• Kadınım ben!
    Üzebilirsiniz ama kolay kolay alt edemezsiniz .
    Çünkü bir yolunu bulur gerekirse üstünüze basar doğruluruz.
    Koysakta sevdiğimizi ‘ solumuza ’ taksakta dost bildiğimizi ‘ kolumuza ’ …
    İyi biliriz solumuzdan alıp yolumuza koyulmayı,
    kolumuzdan çıkarıp atmayı.
    Sıkıntı yok! Siz nereye layıksanız oraya yer açarız.
    Bizi, bir çok kez kandırabilirsiniz ve bir çok kez inanmış rolü yaparız.
    Bi, sizin süper zekalı olduğunuzdan dolayı değil, bizim o bitmeyen iyi niyetimizdendir.
    Bu böyle biline.
    Biz, kökleri sağlam çınar ağacıyız, bir iki dalımızı kırmakla yıkamazsınız.
    Bir başka bahara kırdığınız yerlerden yeni sürgünler verip uzanırız gökyüzüne, maviye ve dikkat edinde kırdığınız o dallar batmasın bir yerinize.
    Asım Karaçay
  • 736 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    "Gerçekten iyi bir kitaptı ve ciddi manada beğendim. Onu bir aradan çıkarayım.

    Kitabın konusuna değinmek gerekirse, hmm. Kvothe'nin maceraları? Bir yerlere gidiyor, başına bir şeyler geliyor. O başına gelenler hakknda uzun uzun okuyoruz. Sanıyoruz ki kitabın konusu o. Ama yok, sonra başka şeyler daha oluyor. Uzun uzun onları okuyoruz. Evet diyoruz, kitabın konusu bu olmalı. Buradan devam edecek herhalde. Yok. Başka bir şey daha oluyor... Ve bu durum, şimdi kafamdan hatırlayıp hesap yapmaya çalışıyorum, yanlış hatırlamıyorsam benim başıma yedi kez geldi. Bu normal mi? Bence kesinlikle değil. Peki kötü bir şey mi? Bilmiyorum. İyi bir şey mi? Olabilir.

    Fakat, "emekli" bir kahraman olan Kvothe'nin, "yaa işte, önce böyle olmuştu da sonra da şöyle olmuştu." şeklinde anlatmaya başladığı hayat hikayesi diyebiliriz. Bunları boşa anlatmıyor ama, onun hayatını dinlemek ve kayıt almak üzere yanına gelen tarihçi arkadaşa anlatıyor. Yoğunlukla anlattığı hikayeleri okuyoruz, arada da kitabın kapağında da yazan, tarihçinin Kvothe'nin anlattıklarını not ettiği 1. güne (yani kitaptaki günümüze) dönüyoruz. Kitap da, bugünlük bu kadar yeter, kalanını yarın sağlam kafayla anlatırım tadında bitiyor. Bu kulağa kötü bir fikir gibi gelebilir ama, ben kitabın bitiş şeklini sevdim. Müthiş derecede merak uyandırdı. Kötü bir fikrin, şaşırtıcı derecede başarılı bir uygulaması olmuş diyebilirim, kitabın sonuyla ilgili :)

    Ah, kitapta "gizemli güç" araştırması söz konusu. Yerdeniz serisinde olduğu gibi isimlerin önemi büyük. Fakat tek konu da o değil. Örnek vermek gerekirse, bazı güçlerle ilgili sempati adı ile özetleyebileceğimiz bağlar mevcut. Ne kadar benzetebilirsek, o kadar etkili oluyor gibi. Bazen spoiler vermemekte çok zorlanıyorum ama benim için önemli, sevmiyorum spoiler vermeyi. Napayım?

    Kitabı çok beğendiğimi hatırlatarak, üç sıkıntısından bahsedeceğim.

    1. Kvothe sürekli kendisini övüyor. Gerekli gereksiz hem de.

    2. Kvothe bazı konularda inandırıcı olmayacak şekilde yetenekli. 3 4 yıl ara verdiği "uzmanlıkları" sanki dün bırakmış gibi koruyor. Hani 40 senelik uzman olduğu bir konuya 3 yıl ara verse anlayacağım (ki eminim o insanlar bile tekler) ama bu Kvothe'nin yaşı kaç ki, 3 sene ara verdiği şeyi yine hemen yapabiliyor? Ömrünün çeyreği 3 yıl çocuğum, ne anlatıyorsun? Bu durumun göze batmasının sebebi ise 3. maddede.

    3. Kvothe sürekli referans veriyor. Sahne geçmişim olduğu için çok rahat yalan söyleyebildim. Neredeyse gelecektim ama sahne geçmişim olduğu için kendimi tutabildim. Müzisyen olmayanlarınız anlamaz, ama şöyle şöyle oldu. Zamanında çok iyi müzisyendim o yüzden şimdi hemen kavradım ve yine süper çalıyorum. Sokaklarda büyüdüğüm için böyle böyle yapabildim. Sokakta büyümeyeniniz anlamaz. O konu mu? Onu hiç yalnız kalmayanınız anlamaz. Diğeri mi? Hiç aç kalmayan anlamaz. Öteki mi? Onu gerçek korku nedir tatmayan anlamaz. Özetle, liseliler bilmez ama ben de ergenliği henüz atlatmadım. Bir de düşün liseli olmadığımı, üf!

    Bu üç madde birbirleriyle bağlı sanırım.

    Yer yer yukarıda bahsettiğim konular sinirimi bozsa da, kitabı okumayanlarınız anlamaz, okurken gerçekten keyif aldım. Daha önce bahsettiğim odaksızlık durumu da, sanki bilerek yapılmış ve kitabın sonu itibarıyla toparlanmış gibi hissettim. 2. kitapta ise bu hissiyatın gerçeğe döneceği hem umut hem de tahmin ediyorum. Kitabı bitirirken bende bıraktığı bu hisler sebebiyle, odaksızlığı kitabı bitirmem neticesinde bir sorun olarak görmedim. Ama okurken bu konuda büyük kararsızlıklar yaşamıştım. Siz de benzer bir duruma düşerseniz, tavsiyem çok takılmayıp devam etmeniz yönünde olacak. Çünkü çoğu okura, kitabın sonu itibarıyla benzer hissi vereceğini düşünüyorum. Aslında elle tutulur şekilde olmayan, ama duygu olarak toparlanmış gibi sanki. Devam kitabını da bayağı merak eder hâlde. Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir.

    Ama anlatamadıysam da; bazen sözcükler diğer sözcükleri anlatmaya yetmeyebilir. Tıpkı bir kalemi başka bir kalem ile onun üzerine kalem çizerek tanımlamaya çalışmak gibi. Saçma mı geldi söylediklerim? Ah tabii, Kvothe ile Rüzgarın Adı'nı keşfetmeyenler anlamaz. O sebeple, siz kitabı okuduktan sonra bunu tekrar konuşalım."

    Bu yazdıklarım oldu mu? Olmadıysa bu notları da atıyorum. Baştan alalım.

    "Benim adım Erdem. Rüzgarın Adı diye bir kitap okudum. Belki duymuşsunuzdur..."
  • 250 syf.
    ·3 günde·8/10
    4/5 Stars (%77/100)

    If not for the ending, this would be 5 stars easily (I'll get to that in a bit). There are 3 major arcs in this volume and I believe this is the longest volume ever. The first arc is the World Tournament arc and I really liked the characters and fights in this arc. Martial arts came back and some people were using them in combination with Borrowed Power. Mori Hui character was enough for me to give this 5 stars. Though it was really interesting the world tournament does not last long. The "God" aspect of this series becomes even more important in this volume. Ritual Arc is the one where all the fights take place. The gods were super interesting in my opinion. I especially liked Odin from the start (as a fan of Norse mythology) and he became even more interesting. The design and characteristics of those gods were great. The fights were on planet-busting level (Dragon Ball Z). The next and final arc in this volume is actually what made me dislike the volume. I liked the twist with R and I find him really interesting as a character. However, there is another twist at the end which I really disliked. It felt like the author wanted to continue the series and tried to find something to make it interesting. If the series ended with this volume, I would not have any problems. I don't want to get into any more details because I want you to experience it yourself. In short, it was a good volume in general but there are some serious problems with the last arc and the ending.
  • 289 syf.
    ·4 günde·8/10
    Kitabın kapağını çok beğendim ve çocuk kitabı olduğunu düşünerek okuyacaktım sonra Siteden Kovulan Adam yazmış olduğu #79019302 bu inceleme ile kitap hakkında daha fazla bilgi edindim ve kendisine teşekkür ediyorum :)

    Kitabın baş kahramanı özel bir çocuk.
    Kitapta zaten olayları onun ağzından dinleyeceksiniz.
    15 yaşında olan bu özel çocuğun rahatsızlığı 'Mucize Doktor' adlı dizide olan Ali karakteri gibi. O da dokunamama, kalabalıktan ve gürültüden nefret etme ve ayrıca duyguları anlamama gibi durumları var. Şunu belirtmeliyim ki bu çocuk gerçekten zeki özellikle matematikte çok başarılı.

    Kitap başta güzeldi sonra bir ara güzelliğini yitirir gibi oldu çünkü bir kısımda kitabın başkahramanı sanki özel çocuk değil normal bir yetişkin gibi düşündü ve konuştu. Ama sonra bu durum düzeldi.

    Kitabın başkahramanı ve olayları anlatan Christopher'ın komşusunun köpeğini tırmıkla öldürüldüğünü görmesi ve olayları araştırmasıyla başlıyor ve bu kitabıda zaten bunun için yazmaya karar veriyor. Ancak olayları bir dedektif gibi araştırırken birde anne ve babası arasında ki bazı kötü olaylarıda öğreniyor, olaylar katlanarak devam ediyor.

    Kitabı okurken bu çocuğun duygularını fark etmek gerçekten zor, hatta bir ara bu özel çocukların duyguları var mı yok mu? Diye düşündüm ama tabi bu özel çocuk duyguları anlamakta zorluk çekiyor, yazar bunu belirtmek için farklı benzetmeler kurdurtuyor. Ancak kitapta çok acı bir şey fark ettim ki bu özel çocuk ailesine karşı sevgisi hiç görünmüyor, yazar sadece aile ile çocuk arasında ki sevgiyi belirtmek için; çocuğun dokunamadığı için anne babasıyla ellerini yelpaze gibi açıp dokundurması gibi bir hareket gösteriyor ama ben oraya çocuğun sevgisini zerre görmedim hissetmedim. Çocuk sevdiği şeyleri o kadar saymasına rağmen anne babasına olan sevgisini hiç anlatmıyor sadece kitabın başında babasını sevdiğini söylüyor söylüyor o kadar. Belki de bana öyle gelmiştir.

    Kitapların sonu benim için önemlidir, bu kitapta daha iyi bir son olabilirdi diye düşünüyorum bu yüzden kitabın sonunu hiç beğenmedim. Yinede okunabilir bir kitap yani.

    Okuyacaklar için keyifli okumalar :))

    Not: Bu incelemeyi yazmak yarım saat, yayımlamaya çalışmak 10 dk fazla zamanımı aldı, canım çıktı 1k sağ olsun :/
  • 424 syf.
    Sinirbilimsel gerçeklerin süper bir kurgu ve hayali karakterlerle bizlere sunulduğu bir nöro romandı. Kendimi bir bulmaca da hissettim on üç karakterle sanki seyahatteymiş gibiydi Eleştireceğim tek konu kullanılan isimlerdi hepsi çok tuhaftı keşke Hatice, Hasan falan olaymış kim kadın kim erkek anlamak için not bile aldım. Tesla yerine Ayşe demek niye bu kadar zordu anlamadım isimlerini çözdüm, lakaplar başladı yok derviş kimdi, fizyolog kim, bir süpermen eksikti şükür bunuda çözdüm derken kitap bitiverdi, arkası yarın romanlarından biri oluverdi tüm gizemiyle. Bir sürü tıbbı terimi okudum herşeyi koklamaya başladım benim kokum ne dedim arkadaşa güldüm, hiç sıkılmadım yeni bilgiler öğrenirken aaa bu nasıl oluyormuş dedim. Romanda en çok her bölümün başındaki özdeyişli sözler hoşuma gitti. Benim için bilgi dolu anlatımıyla kokulu ve gizemli bir romandı herkese tavsiye ederim.