“Hz. Muhammed öyle yüksek bir resuldür ki; ilâhî iradesiyle müslümanlık gibi bütün beşeriyete şâmil bir dinî tesis etmiş ve onun teessüsünde Allah'ın inayetine mazhar olmuştur.
Insanlığın hidayeti için Hazreti Peygambere vahyolunan Kur'an hikmetle dolu, parlak bir eserdir. Hz. Muhammed'in hakiki bir Peygamber ve âlemlerin sahibi yüce Allah'ın gönderdiği hak bir nebî olduğunda
şek ve şüphe yoktur.”
Sayfa 197 - Nur yayınları Özden matbaa 1975 Baskı (Kitaptır; PDF değil.)·Kitabı okuyor
Hâlâ hayata baliğ olmamış bir çocuk saflığı ile bakacak mısınız? Hâlâ tereddüdünüz çikolata ile şeker arasındaki tereddüt, hâlâ husumetiniz kaydırak oyunlarının darılışı, hâlâ muhabbetiniz köşe başı sohbetini geçmiyecek mi?
— Eyvah!-. Bizden ümidi kesmiş gibi söylüyorsun, dostum!
— Şeytan yeis demektir. Ben yalnız fenalıkları görür ve gösteririm. Fakat - bilirsiniz - sizi severim; beni inkâr edin, reddedin. Haksız olduğumu delillerile ispat edin. Acı söylenmesine katlanamıyorsunuz; yalandan olsun, alkış, medih, takdir ve riya istiyorsunuz! Kafanıza girdiğim, şüphe ve azap olduğum, içinizi kemirdiğim zaman kendinize inanmak ve şairane kulenize çekilmekle beni yendiğinizi zannediyorsunuz. Benim küçük sempatik kuklalarım! En büyük haileniz beğenilmemek korkusudur. En büyük saadetiniz kendinize inanmak ve bir kaç budalayı inandırmak olacaktır.
Bilim insanının bilgisizlik, şüphe ve belirsizlik hakkında oldukça fazla deneyi mi vardır; bana kalırsa bu deneyim çok büyük bir önem taşır. Bir bilim adamı bir sorunu bilmiyorsa, bilgisizdir. Sonucun ne olduğu hakkında bir önseziye sahipse, belirsizdir. Sonucun ne olduğundan neredeyse kesinlikle eminse, hala şüphededir. İlerlemek için bilgisizliğimizi kabul etmenin ve şüpheye yer bırakmanın ne kadar önemli olduğunu anladık. Bilimsel bilgi, farklı belirlilik dereceleri taşıyan ifade öbeğidir; bazıları çok belirsiz, bazıları neredeyse belirli, ama hiçbiri kesin değildir.
Balkan Harbi’ne müteakip Avrupa’ya seyahatimde Arap İzzet’le Viyana Sefareti’nde sefirimiz Hüseyin Hilmi Paşa nezdine görüştüm. Türklükle hiçbir alakası olmayan bu adam, kurnaz ve başka ellerin bir aleti olduğuna şüphe bırakmıyordu. Daha evvel Hamid’e çatan hamisi de aynı fasileden biriydi.
Bunların oğulları, yeğenleri, mensupları; bir sürü iki para etmezler, zadegan sınıfından sayılırlar ve Türk vezirlarıyla bir hizaya girerlerdi. Bu güruhun aldığı Türk altınlarıyla Anadolu’da modern yüzlerce Türk köyü yapılabilirdi.
Bir taraftan da Yahudiler, verilmeyen maaşları kırarak rüşvet yedirip tahsiline imkân buluyorlar ve ahlakı büsbütün tereddiye ettiriyorlardı. Türk benliği günbegün geçtikçe eriyordu.