İnsanların neleri kabullendiği akıl alır gibi değil, hoş ben de kabulleniyorum ya. Bunu başaramayanlarsa ortadan kaldırılıyor ya da kendilerini ilkyardım hastanelerinde veya psikiyatri kliniklerinde buluyorlar. Orada en ağır hasarlar bile onarılıyor ve sonra hastalar yine dışarıya, büyük sürek avına postalanıyor.
Yüz binlerce Barzani’ci Sovyet danışmanları emrindeki
Irak Tümenleri’nin saldırısına uğradı. Kürtler birkaç gün
içinde kendilerini İran ve Türkiye’ye zor attılar. İran’a geçenler silahsızlandırılarak kamplara alındı, Türkiye’dekilerin
büyük bir bölümü ellerinde silahlarıyla sınır boylarında rahatça yaşadılar ve Şemdinli, Çukurca, Uludere, Silopi bölgelerine yerleştiler. Irak’ta kalıp kaçamayanların binlercesi kurşuna dizilerek öldürüldü, önemli bir kısmı Güney Irak’taki
Arap çöllerine sürüldüler.
O günleri yaşayanlar bilirler, yaşamayanlar arşivleri karıştırıp öğrenebilirler. Her zaman olduğu gibi başlangıçta
Kürtler ayartılmış ve kışkırtılmıştır. Sovyetler ve yandaşları
ile Batı’nın insan hakları savunucusu(!) ülkeleri anlaşınca
Irak ordusu Kürt sürek avına çıkarılmıştır. Çıkarlarını elde
edenler Saddam’ın napalmları altında can veren Kürtlerin
feryatlarına kulaklarını tıkıyorlardı. Bu filmler günümüze
kadar birkaç defa tekrarlanmıştır.
Bir sürek avıdır sarhoşluk
Saçmalarla şiirler arakladığın
Kimi topal kimi tezayaklı koşma
Ayı sansar sincap yabandomuzu
Keklik karatavuk
Fener alayı içinde
Öldürmek için değil ama
Yeni bir hayvanat
Yeni bir insanlık yaratmak için
Değişerek değiştirerek
Sözcüklerin amansız gücüyle
Öncelikle benim ama bir anlamda hepimizin hayatına dair bir anlatı. Çünkü bu ülkede sanatla, kitapla, kültürle ilgilenen ve daha güzel, daha adil bir dünya yaratmak isteyen milyonlarca kişi, sürek avlarıyla sistemli olarak yok edildi, tutuklandı, hayatın dışına sürüldü.
Bu arada milliyetçilik ve din kisvesine bürünmüş kişiler örgütlenerek ülkeyi soydu, çok büyük güç ve para sahibi oldular; eline kan bulaşmış katiller, siyasette yüksek mevkilere tırmandılar, saygı gördüler; kısacası Türkiye iyi evlatlarını boğan, kötüleri ise ödüllendiren bir ülke olarak bugünlere kadar geldi.
Bu kitabı okuyacak olan genç kuşakların, bizimkinden daha mutlu bir Türkiye’de yaşamalarını dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden.