“Ve tabi ki istikrar,istikrarsızlık kadar gösterişli değildir. Mutlulukta, şanssızlığa karşı verilen mücadelenin ihtişamlarından hiçbiri yoktur. Günahla mücadelenin veya ihtiras ya da şüphe nedeniyle ölümüne altüst oluşların görkemini bulamazsın mutlulukta. Mutluluğun yüce bir yanı yoktur.”
Alıntı
Hiç bilmediğimiz bir ilim mevzuunda bile o mevzuu idrak haysiyetine kavuşabilmek için bir ilk ve ön bilgiye ihtiyaç vardır... İnsan aradığının ne olduğunu bilmeden, bulduğunun da ne olduğunu bilemez... Bulunan ve bilinen aranır... İşte bütün bu derin hakikatleri tek çırpıda telkine döndüren bir Nasreddin Hoca fıkrası: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Hayır!" — "Bilmediğiniz şeyi söylemekten ne çıkar?" Kürsüden iner... Sonra tekrar kürsüye gelir: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Biliyoruz!" — "Bildiğiniz birşeyi söylemekten ne çıkar?" Kürsüden iner... Biraz sonra tekrar kürsüye döner: — "Ey cemaat, ben size birşey söyleyeceğim; biliyor musunuz?" — "Yarımız biliyor, yarımız bilmiyor!" — "Bilenler bilmeyenlere öğretsin!" Her şey gibi, yeniden keşfetmek ve değerlendirmek borcunda olduğumuz milli kahramanlarımız arasında Nasreddin Hoca bir mizah sanatkârı değil, son derece keşif ve derin bir mizah edası içinde, insana yıldırım hıziyle en muğlak hakikatleri sezdiren bir hikmet telkincisidir. Lenin'e, sanatkârlardan kimi sevdiği sorulunca "Şarlo'yu severim ve onu asrımızın en büyük adamı sayarım!" demiştir. O Şarlo ki, Nasreddin Hoca'nın mizaç hamurundan bir lezzet belirttiği hâlde, Hoca'ya nispetle boksör Mehmet Ali'ye göre cılız bir çocuk... Onun en sevdiğim hikâyelerinden biri, meşhur Heğbe nüktesi... Eşeğin sırtında, heğbeyi kendi sırtına alışı ve bunu eşeğin yorulmaması için yaptığını söylemesi...
Sayfa 556 - Ağustos 1994, “NOKTAYI GÖRDÜNÜZ MÜ?”, Vâridât: Noktalamalar, İbda Yay.
Nasreddin Hoca
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kapitalizm bir zamanlar fiyatı olmayan şeyleri fiyatlandırmaya dair amansız bir girişim olarak başlamıştı: ortak araziler, insan eme ği, bir zamanlar ailelerin kendi tüketimleri için ürettiği ekmek ve ev yapımı şaraptan yün kazaklara, çeşit çeşit alete değin tüm şeyler. İn sanların paylaşıp keyif aldığı fakat fiyatı olmayan, bizim için sadece içkin ya da "deneyim değeri" açısından önemli ne varsa -büyük.an nenin el yapımı masa örtüsü, güzel bir günbatımı ya da insanı alıp götüren bir şarkı gibi- kapitalizm onu metalaştırmanın bir yolunu buldu: Deneyim değerini değişim değerine tabi kıldı.
Bayılıyorum şöyle metodik eleştirilere...
Formel mantığın ya da matematiğin geçerliliğini sadece çocuksu bir görecilik tartışma konusu yapar, meydana gelmiş bir şey olduğu için onu geçicilikle suçlar. Gelgelelim kendi değişmezlikleri de üretilmiş olan değişmezler-bu sayede insan bütün hakikati ele geçirecekmiş gibi- değişiklik gösteren şeyden çekip çıkarılamazlar. Değişmezliği bir prima philosophia (ilk felsefe) kandırmacası olan hakikat, değişim gösteren somut içerikle iç içe geçmiştir. Değişmezler tarihsel dinamikte ve bilincin dinamiğinde aynı şekilde çözülmediklerinden onun uğrakları olarak kalırlar; bir aşkınlık(mutlak doğru) olarak sabitlendikleri anda ideolojiye dönüşürler. İdeolojinin illaki katı bir idealist felsefe görünümü arz etmesi gerekmez. İçeriği nasıl olursa olsun, bir başlangıç ilkesi tesis edilmesinde, kavram ve şeyin örtük olarak özdeş olduğunun varsayılmasında yatar ideoloji - bilincin varlığa tabi olduğunu öğretse bile dünyanın meşrulaştırdığı bir özdeşliktir bu.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Felsefe
“Âşık değildim fakat olabilme ihtimalime çiçeklenmiştim. Birinin kalbiyle kutsanma ihtimalime ya da. Ya da herhangi bir başka ihtimalin ihtimaline. Çiçeklenmiştim işte. Sebepleri kurcalayarak, damarlarımda hızlanmış kanı laboratuvar testlerine tabi tutup kurutarak işgüzarlık etmeyecektim. Belki bu kez korkmadan, kaçınmadan, kendimi sakınacağım derken daha beter yaralanmadan; sırf dünyayı penceresinden izleyebilmek için, nereye gittiği meçhul bir trene atlayıp gidebilirdim.”
Romalılar temelde kadınların davranışlarını kontrol etmekten aciz olduklarına inanıyorlardı. Kadınlar tıbben ''tamamlanmamış'' erkekler olarak algılanıyordu ve başarısızlıklarının bir parçası da tamamen duygularına, tutkularına ve arzularına tabi olmalarıydı. Bu yüzden kendi işlerini kontrol etmelerine ya da kendi kararlarını almalarına müsaade edilemezdi: Tüm paralarını yanlışlıkla ayakkabıya ya da başka bir şeye harcayacak kadar mantıksız ya da kontrolsüz olabilirlerdi.
Sayfa 171 - Pinhan Yayınları·Kitabı okudu